SayfaHACİRAH-ÖDEME

  1. 1-    Davacıya usulsüz olarak verilen ikinci görev ücretinin geri alınması için bir yargı kararı gerekmediği ancak hatalı ödemelerin yapıldığı tarihten itibaren 60 gün sonra günlük dava açma süresi geçtikten sonra maaştan kesinti yoluyla geri alınmasına hukuki olanak bulunmadığı hk.(D.5.D.,13.04.1992,K:92-884,E:88-2618)

 

  1. 2-   Anayasa Mahkemesince, ilgili yıl bütçe kanunu`nun konuya ilişkin maddesinin iptalinden sonra davacının sürekli görev yolluğunun ödenmesi için yaptığı başvurusunun reddine ilişkin işleme karşı açtığı davanın süresinde olduğunun kabulü gerektiği hakkında.

       Temyiz İsteminde Bulunan (Davalı): Millî Eğitim Bakanlığı

İsteğin Özeti : İlk defa İstanbul İli emrine Öğretmen olarak atanan davacının, yolluk verilmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin 22.4.2003 günlü işlemin, 2002 yılı Mali Yılı Bütçe Kanunu`nun ilk defa veya yeniden göreve alınanlar ile bunların aile fertlerine bu nedenlerle harcırah ödenmeyeceğine ilişkin 6/g maddesinin, Anayasa Mahkemesinin 22.10.2002 günlü, E:2002/138, K:2002/96 sayılı kararıyla iptal edildiği, bu durumda anılan hükmün uygulanmasına olanak olmadığı; öte yandan, davalı idarece Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesinin mümkün olmadığı ileri sürülmekte ise de, yolluk verilmesi, Bütçe Kanunundan kaynaklanan bir hak olmayıp özel bir kanun olan Harcırah Kanununa dayandığı, bu Kanunun da halen yürürlükte olması nedeniyle anılan iddiaya itibar edilemeyeceği gerekçesiyle iptali yolunda İstanbul 1. İdare Mahkemesi`nce verilen 31.12.2005 günlü, E-.2003/710, K:2003/1659 sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesi uyarınca bozulması isteminden ibarettir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7/1. maddesinde, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıstayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu hükme bağlanmış ve Danıştayca pek çok kararda da vurgulandığı gibi 2577 sayılı Yasanın "İptal ve Tam Yargı Davaları" başlıklı 12. maddesi, idari işlemler dolayısıyla açılacak tam yargı davalarının yöntem ve süresini dört ayrı seçenek halinde düzenlemiş olup, ilgililere bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilme olanağı tanımaktadır.
Yukarıya aktarılan hükümlere ve Anayasanın 125. maddesine göre kişilerin, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı tebliğ tarihinden itibaren yasada gösterilen sürelerde dava açması Anayasal bir hak olarak tanınmıştır.

Ancak bütün idari dava türlerinde dava açabilmek süre ile sınırlandırılmış olup bu sınırlandırma idari istikrar ilkesi ve kamu düzeninin gereğidir.

Olayda, davacının yolluksuz olarak atanma işlemine karşı davasını 2577 sayılı Yasada belirtilen sürelerde açmadığı, 2002 Mali Yılı Bütçe Kanununun 6. maddesinin (g) fıkrasının Anayasa Mahkemesi kararı ile iptali üzerine idareye yaptığı başvuru sonucu açtığı anlaşılmıştır.

Ortada, iptal veya tam yargı davası açılmasını engelleyen bir durum olmaması nedeniyle, dava hakkının bulunmasına karşın, bu hakkın kullanamayarak dava açma süresinin geçirilmesinden sonra ilgilinin başvurusunu 2577 sayılı Yasanın 10. maddesine göre değerlendirmek, dava hakkının istenildiği anda kullanılması sonucu yaratacağından idari istikrar ilkesi uyarınca bu durumun kabulüne hukuken olanak bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, dava 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununa göre süresinde açılmadığından bu durumu gözetmeden işin esası hakkında karar veren İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İkinci Dairesi`nce dosyanın tekemmül ettiği anlaşıldığından, yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmeksizin işin gereği düşünüldü:

İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin varlığına bağlı olup davalı idare tarafından ileri sürülen hususlar bunlardan hiçbirisine uymamaktadır. Öte yandan davalı idarece davanın süresinde açılmadığı öne sürülmekte ise de, açıktan atanmak suretiyle 27/9/2002 tarihinde öğretmen olarak ilk defa memuriyete başlayan davacı, atandığı tarihte yürürlükte bulunan 2002 Mali Yılı Bütçe Kanununun 6. maddesinin (g) bendindeki "ilk defa veya yeniden göreve alınanlar ile bunların aile fertlerine harcırah ödenmeyeceği ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu ile diğer mevzuatın bu fıkraya aykırı hükümlerinin uygulanamayacağı" na ilişkin açık hüküm karşısında, 6245 sayılı Harcırah Kanununun 59. maddesi çerçevesinde göreve başladığı tarihten itibaren bir aylık süre içerisinde harcırah bildirimi düzenleme veya aynı süre içerisinde 2577 sayılı Yasanın 10. maddesine göre başvurma olanağına sahip değildir. Dolayısıyla davacı hakkında uygulanma olanağı olmayan 6245 sayılı Harcırah Kanununun 59 uncu maddesinin, davacının, harcırah verilmesi isteminin reddi üzerine açacağı davada dava açma süresinin hesaplanmasında dikkate alınması düşünülemez.

Bu itibarla, Anayasa Mahkemesinin 22/10/2002 günlü, E:2002/138, K:2002/96 sayılı kararıyla iptal edilen, ancak davacının açıktan atanmak suretiyle göreve başladığı 27/9/2002 tarihinde yürürlükte bulunan 2002 Mali Yılı Bütçe Kanununun 6. maddesinin (g) fıkrası uyarınca, göreve başladığı tarihten itibaren bir aylık süre içerisinde harcırah bildiriminde bulunması hukuken mümkün olmayan adıgeçenin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 10. maddesine göre yaptığı 17/4/2003 günlü başvurusunun reddi üzerine 16/5/2003 tarihinde açtığı davanın süresinde olduğunun kabulü gerektiğinden davalı idarenin bu iddiasına itibar edilmemiştir. (memurlar.net)

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 1. İdare Mahkemesi`nce verilen 31/12/2003 günlü, E: 2003/710, K:2003/1659 sayılı karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir neden de bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın yukarıda yapılan açıklamayla onanmasına, temyiz giderlerinin istemde bulunan davalı üzerinde bırakılmasına, 17.12.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. T.C.  DANIŞTAY İkinci Daire Esas No : 2004/2513  Karar No : 2004/1601

 

  1. 3-    Kurumlararası nakilde harcırahın ilgilinin yeni kurumu tarafından ödenmesi gerektiği hk.

... Büyükşehir Belediyesinde memur olarak çalışmakta iken ... Büyükşehir Belediyesine naklen atanan davacı, ....... arası için harcırah verilmesi

isteğiyle ... Büyükşehir Belediyesine yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ve ....... arası için hesaplanacak harcırahın ödenmesine hükmedilmesi

istemiyle dava açmıştır.

Bursa 1. İdare Mahkemesinin 30.12.1992 günlü, E:1992/28. K:1992/867 sayılı kararıyla; 6245 sayılı Harcırah Kanununun 10/1. maddesinde, yurtiçindeki bir göreve naklen atanan memur ve hizmetlilere harcırah verileceğinin hükme bağlandığı; olayda, davacının 15.9.1991 tarihinde ...`deki görevinden ayrılarak 16.10.1991 tarihinde ...`da göreve başladığı, kendisine ... Büyükşehir Belediyesince harcırah verilmediğinin tartışmasız olduğu: davalı ... Büyükşehir Belediyesince davacının kurumlarında fiilen birbuçuk ay çalıştığı, bu nedenle harcı-, rahmin ... Büyükşehir Belediyesince ödenmesi gerektiğinin savunulduğu: ancak davacı ...`den ilişiğini kesip ... Büyükşehir Belediyesinde göreve başladığından burada birbuçuk ay çalışmasının söz konusu Belediyece harcırahın ödemesine engel oluşturmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline. ....... arası için

hesaplanacak harcırahın tazminat olarak davacıya ödenmesine hükmedilmiştir.

Davalı idare, davacının belediyelerinde birbuçuk ay gibi çok kısa bir süre çalıştıktan sonra yeniden ... Büyükşehir Belediyesine atandığını; bu durum ve 6245 sayılı Yasada sürekli görev yolluğunun hangi kurumdan isteneceği hususunda bir hükmün bulunmadığı dikkate alındığında harcırahın ... Büyükşehir Belediyesince ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağını öne sürmekte ve idare mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

6245 sayılı Harcırah Kanununda kurumlararası nakil suretiyle bir başka yere atanan memurların harcırahının hangi kurum tarafından ödeneceği hususunda herhangi bir hüküm bulunmamakta ise de, bu atama yoluyla memurun eski kurumuyla hukuki ve fiili irtibatının kesileceği, önceki kurumunda ifa ettiği kamu hizmetini bundan sonra yeni kurumunda sürdüreceği, dolayısıyla hizmetinden artık atandığı kurumun yararlanacağı açıktır. Ayrıca memurun harcırah kapsamında yer alan harcamalarının yeni kurumda göreve başlayabilmesi için yapıldığı hususu da dikkate alındığında harcırahın atandığı kurum tarafından ödenmesi hukuka ve hakkaniyet ilkesine uygun olacaktır.

Bu itibarla, ... Büyükşehir Belediyesinde memur olarak çalışmakta iken ... Büyükşehir Belediyesine naklen atanan davacıya ....... arası için .... Büyükşehir Belediyesince sürekli görev yolluğu ödenmesi gerekmekte iken, davacının bu yoldaki isteğinin reddinde hukuka uyarlık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteğinin reddi ile Bursa 1. İdare Mahkemesince verilen 30.12.1992 günlü. E:1992/28, K.-1992/867 sayılı kararın yukarıda belirtilen gerekçenin de eklenmesi suretiyle onanmasına, 21.12.1995 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Danıştay Beşinci Daire Esas No : 1993/4987 Karar No : 1995/4271

  1. 4-    İdarenin hukuka aykırı işlemine idare edilenin gerçek dışı beyanı veya hilesi neden olmuşsa bu işleme dayanılarak yapılan ödemeler her zaman geriye alınabilir.

İsteğin Özeti: Ankara 10. İdare Mahkemesinin 30.05.1996 günlü, E: 1995/1017, K: 1996/533 sayılı kararının iptale ilişkin kısmının davalı idarece, redde ilişkin kısmının ise davacı tarafından dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.

Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığının Savunmasının Özeti: Temyizi istenen idare mahkemesi kararının redde ilişkin kısmının hukuk ve usule uygun olduğu, bu nedenle istemin reddi gerektiği yolundadır.

Davacının Savunmasının Özeti: İdare mahkemesi kararının iptale ilişkin kısmına yönelik temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi N.K.`nin Düşüncesi: Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacının annesi ile babasının fiilen ayrı yaşadıkları, annesinin bakıma muhtaç olduğu ve davacının annesine bakmakla yükümlü olduğu anlaşıldığından, tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmamıştır.

Bu nedenle idare mahkemesi kararının redde ilişkin kısmının bozulması, iptale ilişkin kısmın onanması gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı G.E.`nin Düşüncesi: Davacının, annesi için kurumca yapılan tedavi giderlerinin geri alınmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı davanın kısmen iptal, kısmen de reddine dair idare mahkemesi kararının taraflarca bozulması istenmektedir.

Adı geçenin kızı için yaptığı ve dava konusu işlemle istirdat edilen tedavi giderinin 15.01.1996 aylığının ödenmesi sırasında hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilmek suretiyle geri ödendiği anlaşılmış bulunduğundan davanın bu kısmı hakkında karar verilmesine yer olmadığından davalı idarenin temyiz isteminin kabul edilerek idare mahkemesinin iptale ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına davacı tarafından temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp idare mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında anılan kararın redde ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasını gerektirir nitelikte görülmediğinden davacının temyiz isteminin reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

Türk milleti adına hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince dosyanın tekemmül ettiği görülerek yürütmenin durdurulması istemi incelenmeyerek işin gereği düşünüldü: Davacı, annesi için kurumca yapılan tedavi giderlerinin geri alınmasına ilişkin 12.07.1995 günlü, 454/07138 sayılı işlemin iptali istemiyle dava açmıştır.

Ankara 10. İdare Mahkemesinin 30.05.1996 günlü, E: 1995/1017, K: 1996/533 sayılı kararıyla; Devlet Memurlarının Tedavi Yardımı ve Cenaze Giderleri Yönetmeliğinin 3. maddesinde "... Devlet memurunun bakmakla yükümlü olduğu ana babasının bu sıfatından dolayı tedavi ve yol giderlerinden yararlanabilmesi için devlet memurunun yardım etmemesi halinde muhtaç duruma düşmesi, her ne şekilde olursa olsun ücret karşılığında çalışmaması ve yasalar uyarınca kendisine sağlık yardımı sağlanmamış olması gerekmektedir" hükmünün yer aldığı, davacının 07.12.1993 günlü tedavi yardım beyannamesinde annesine bakmakla yükümlü olduğunu belirterek sağlık karnesi aldığı, davacının annesine toplam 5.533.800 lira tedavi gideri yapıldığı, babasının Sosyal Sigortalar Kurumundan 506 sayılı Yasa uyarınca yaşlılık aylığı aldığının belirlenmesi üzerine 7 adet faturaya ilişkin toplam 5.553.800 lira tedavi giderinin geri alınmasına karar verildiği, davacının babasının Sosyal Sigortalar Kurumundan yaşlılık aylığı alması nedeniyle annesinin yönetmelikte sözü edilen yasalar uyarınca sağlık yardımından yararlananlar grubunda olduğunun kabulü gerektiğinden davacıya annesi nedeniyle yapılan sağlık yardımlarının geri alınmasında mevzuata aykırılık bulunmadığı, her ne kadar idarenin hatalı ödemesini ancak dava açma süresi içinde geri alabileceği idare hukuku ilkelerinden ise de, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu`nun 22.10.1973 gün ve E: 1968/8, K: 1973/14 sayılı kararıyla idarenin yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde ödenen meblağı süre aranmaksızın her zaman geri alabileceği kuralına yer verildiğinden dava açma sürelerinin dava konusu istirdat işlemine uygulanmasının olanaklı olmadığı, öte yandan davacıdan iadesi istenen 7 adet fatura bedelinden ... Üniversitesi ... Fakültesi Hastanesinin 27.07.1990 gün ve 63873 sayılı faturasında yer alan 1.309.000 liralık tedavi giderinin davacının kızı için ödendiği anlaşıldığından dava konusu işlemin anılan faturaya ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın davacının annesi için ödenen tedavi giderlerine ilişkin kısmı reddedilerek, dava konusu işlemin davacının kızına ait tedavi giderlerinin geri istenilmesine ilişkin kısmı iptal edilmiştir.

Davacı, annesinin ev hanımı olup fiilen babasıyla ayrı yaşadıklarını, annesinin herhangi bir yerde çalışmadığı gibi bir sosyal güvenlik kuruluşunun iştirakçisi de olmadığını, muhtaç duruma düştüğünden annesine bakmakla yükümlü olduğuna dair Mart 1993 tarihli muhtarlık onayını kuruma ibraz ettiğini, ayrıca babası ile annesinin ayrı yaşadığına ve kendisinin annesine bakmakla yükümlü olduğuna dair ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 14.08.1995 günlü, E: 1995/513, K: 1995/470 sayılı tespit kararı olduğunu öne sürerek idare mahkemesi kararının redde ilişkin kısmının, davalı idare ise davacıdan usulsüz olarak kesilmiş olan kızına ait tedavi giderinin 15.01.1996-14.02.1996 dönemine ait maaş bordrosundan anlaşılacağı üzere gelir vergisinden mahsup edilerek davacıya geri ödendiğini öne sürerek idare mahkemesi kararının iptale ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedirler.

İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkün olup, mahkemece verilen iptal kararı üzerine istirdat edilen kızına ait tedavi giderlerinin davacıya ödenmesi kararın bozulmasını gerektirir nitelikte bulunmamıştır.

Uyuşmazlığın davacının annesi için kurumca yapılan tedavi giderlerinin geri alınmasına ilişkin kısmına gelince;

Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığında uzman olarak görev yapan davacının babasının Sosyal Sigortalar Kurumundan yaşlılık aylığı aldığı, annesinin ev hanımı olduğu, anne ve babasının fiilen ayrı yaşamaları nedeniyle davacının Nisan 1993 yılında kuruma beyanname vererek sağlık karnesi aldığı, ve annesine altı adet fatura karşılığı yapılan tedavi giderinin davalı kurum tarafından karşılandığı, bu faturaların 1993 ve 1994 yıllarına ait olduğu, dava konusu 12.07.1995 günlü işlemle bu fatura bedellerinin davacıdan istendiği; ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 14.08.1995 günlü, E: 1995/513, K: 1995/470 sayılı kararıyla; davacının annesinin hasta ve tedavi altında olduğu, eşiyle ayrı yaşadığı belirtilerek davacının annesine bakmakla yükümlü olduğuna dair tespit kararı verildiği dosyanın incelenmesinden anlaşılmıştır.

Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu`nun 22.12.1973 günlü, E: 1968/6, K: 1973/14 sayılı kararında; idarenin, yokluk, açık hata, memurun gerçk dışı beyanı veya hilesi hallerinde süre aranmaksızın hatalı ödediği meblağı her zaman geri alabileceği, bunun dışında kalan hallerde hatalı ödemelerin istirdadının hatalı ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere dava açma süresi içinde olanaklı olduğu ve bu süre geçtikten sonra istirdat edilemeyeceği belirtilmiş olup; anılan kararın gerekçesinde iyi niyet kuralı üzerinde de durularak idarenin sakat ve dolayısıyla hukuka aykırı işlemine, idare edilenlerin gerçek dışı beyanı veya hilesi neden olmuşsa ya da geri alınan idari işlem yok denilecek kadar sakatlık taşımakta ise, hatalı işlemde idare edilenin kolayca anlayabileceği kadar açık bir hata bulunmaktaysa ve idareyi bu konuda haberdar etmemişse, memurun iyi niyetinden söz etmeye olanak bulunmadığı ve bu işlemlere dayanılarak yapılan ödemeler için süre düşünülemeyeceği, bu ödemelerin her zaman geri alınabileceği; ancak bunun dışındaki hatalı ödemeler için memurun iyi niyetinin istikrar ve kanunilik kadar önemli bir kural olduğu ve bu nedenle yukarıda belirtilen istisnalar dışındaki hatalı ödemelerin dava süresi içinde geri alınabileceği vurgulanmıştır.

Bu durumda, davalı idarece davacının annesi için yapılan tedavi giderlerinin ödeme tarihinden itibaren altmış gün içinde geri istenmesi mümkün olduğundan, bu süre geçtikten sonra tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmamıştır.

Öte yandan, olayda davacının anne ve babasının fiilen ayrı yaşaması ve davacının annesine bakmakla yükümlü olması karşısında, adıgeçenin kötü niyetinden, davalı idareyi yanıltma kastından veya hilesinden bahsetmek de mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle, Ankara 10. İdare Mahkemesinin 30.05.1996 günlü, E: 1995/1017, K: 1996/533 sayılı kararının iptale ilişkin kısmının davalı idarenin temyiz isteminin reddiyle onanmasına, kararın redde ilişkin kısmı yönünden ise davacının temyiz isteminin kabulüyle bu kısmın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesinin 1/b fıkrası uyarınca BOZULMASINA, aynı maddenin 3. fıkrası gereğince bozulan bu kısım hakkında yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine, 25.06.1997 tarihinde onamaya ilişkin kısım yönünden oybirliği ile, bozmaya ilişkin kısım yönünden oyçokluğu ile karar verildi.

AZLIK OYU

Temyize konu idare mahkemesi kararının redde ilişkin kısmı da hukuk ve usule uygun olup, bozmayı gerektirecek bir neden bulunmadığından bu kısmın da onanması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum. (Danıştay 5.Daire  Esas No:1996/3069 Karar No:1997/1482 )

  1. 5-    Teftiş, inceleme veya soruşturma ile grup merkezi dışına gönderilen ilköğretim müfettişlerine günübirlik gidip gelmelerde tam gündelik verilemeyeceği.

........... Milli Eğitim Müdürlüğünde görevli ilköğretim müfettişleri geçici görevle gidip aynı gün ..........`ya döndükleri halde tam yevmiye ödendiği, 6245 sayılı Harcırah Kanununun 39`uncu maddesi uyarınca geçici görevle memuriyet mahalli dışında bir yere gönderilenlerden öğle ve akşam yemeği zamanlarından birini geçirenlere 1/3, ikisini geçirenlere 2/3 ve geceyi geçirenlere tam gündelik ödeneceği cihetle, yolluk bildirimlerinde gidiş ve dönüş saatleri yazılmamış olmasına rağmen öğle yemeği saatinin geçici görev mahallinde geçirilmiş olacağı tabii bulunduğundan, tam gündelik yerine 1/3 oranında gündelik ödenmesi gerektiği gerekçesiyle 602 sayılı ilâmın 1`inci maddesiyle ........... liraya tazmin hükmolunmuştur.

Dilekçi tarafından, 6245 sayılı Harcırah Kanununun 33 ve 39`uncu maddelerinde 2562 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce, denetim elemanları her yıl bütçe ile belirlenen miktarda göreve çıksın çıkmasın daimi yevmiye almaktaydı, 39`uncu maddeye göre 1/3, 2/3 gibi belli oranlarda ödemenin söz konusu olmadığı, 2562 sayılı kanunla bu maddelerde yapılan değişiklikle uygulamayı değiştirecek bir düzenleme getirilmediği, esasen anılan yasanın 33/b maddesine göre yevmiye ödenen denetim elemanlarına 39`uncu maddenin uygulanmaması gerektiği, Valilik onayıyla görevlendirildikleri teftiş bölgelerinde çalışma programları doğrultusunda hizmetlerini yürüten ilgililerin, kalacak yer bulunmadığından ilçe ve köylere sabah gidip akşam dönmelerinin programın yürütülmesine engel teşkil etmediği, Maliye ve Gümrük Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü ile Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürlüğünün yazılarında da; İlköğretim müfettişlerinin günlük çalışma sürelerini görevlendirdikleri yerlerde geçirmeleri şartıyla aynı gün gidip dönmelerinde tam gündelik ödenmesi gerektiği, İdare Mahkemesi Kararlarıyla ilköğretim müfettişlerine 39`uncu maddeye göre geçici görev yolluğu, değil 33/b ye göre gündelik ödenmesi gerektiğinin kabul edildiği ifade edilmek suretiyle tazmin hükmünün kaldırılması istenmektedir.

Denetim elemanlarına devamlı yevmiye ödenmesi önceki yıllara ait bütçe kanunlarında yer alan hükümlere istinaden yapılmış olduğundan, bu uygulamanın Harcırah Kanununda mevcut eski ve yeni hükümlere göre de devam etmesi gerektiğini savunmak mümkün bulunmadığı için dilekçinin bu yöndeki iddialarının reddi gerekmektedir.

Diğer yandan, 6245 sayılı Harcırah Kanununun yürürlükte bulunan 2562 ve 2851 sayılı kanunlarla değişik 33`üncü maddesi yurtiçinde verilecek gündeliklerin miktarını tespit ederken (a) fıkrasında bütün kamu görevlilerine uygulanacak gündelikler (b) fıkrasında da fıkrada sayılan denetim elemanlarına uygulanacak gündelikler yer almaktadır. Madde bu haliyle gündeliklerin tespiti amacına yönelik düzenlenmiştir. Bu nedenle 33`üncü maddesinin (b) fıkrasında yer alan düzenlemeyi Kanunun diğer maddelerinden bağımsız ve etkilenmez kabul etmek mümkün değildir.

Esasen, Harcırah Kanunu ile, bu kanun kapsamına giren kişilerin görev mahallerinde, daimi veya geçici surette yapılan değişiklikler sebebiyle ihtiyar etmek zorunda kalacakları masrafların karşılanması öngörülmüş ve bu masraflar daimi veya muvakkat vazife harcırahı olarak nitelendirilmiş bulunmaktadır. Müfettiş ve benzerleri de Harcırah Kanununun 1`inci maddesi kapsamındaki kurumlara ait bir vazifenin ifası amacı ile muvakkaten başka bir yere gönderilmekte oldukları ve bunların bu suretle görevlendirilmeleri halinde kendilerine muvakkat vazife harcırahı verilmesine ilişkin olarak kanunda başka bir hükümde bulunmadığı cihetle, müfettiş ve benzerlerinin, geçici görev yolluğuna istihkak yönünden, diğer memurlardan ayrı mütalaa edilmesine imkan yoktur. Harcırah Kanununun 33`üncü maddesinin (b) fıkrası; müfettiş ve benzerlerinin geçici görev bakımından diğer memurlardan ayrı telakki edilmeleri maksadını taşımamakta, sadece bunlara verilecek harcırah yevmiyesi miktarının tespitine ilişkin bir hükmü ihtiva etmektedir.

Nitekim, 33`üncü maddenin (b) fıkrasının 2851 sayılı kanunla değişik yeni halinde "Devamlı ikamet ettikleri yerler dikkate alınarak kurumlarınca belirlenen görev merkezi, mıntıka merkezi ve grup merkezi dışına teftiş, denetim, inceleme veya soruşturma görevi ile gönderilenlere gündelik ödenir." şeklinde yazılı ifadeye göre; denetim elemanlarının ikamet ettikleri yerden başak bir yere görevlendirilerek gönderilmeleri sonucunda ihtiyar olunan masrafı karşılamak amacıyla gündelik öngörüldüğü, gerçekleşen masrafa göre ödenecek gündeliğin tespiti için Harcırah Kanununun diğer maddeleri ile bu arada 39`uncu madde ile de ilişki kurulması gerekmektedir.

Bu nedenle ........... Milli Eğitim Müdürlüğünde görevli ilköğretim müfettişlerinin aynı gün gidip gelmek suretiyle yaptıkları denetim görevi için ödenecek gündeliğin tespitinde Harcırah Kanununun 39`uncu maddesinin de dikkate alınması gerekir.

Bu itibarla ilgililere beyannamede gösterilen taşıt ücreti dışında yemek zamanlarından birini geçici görev mahallinde geçirdiklerinin kabulü ile 1/3 oranında gündelik ödenmesi gerektiğine bu şekilde düzenlenmiş daire ilâmlarının yerinde olduğuna sonuç olarak Maliye Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı yazıları ile yargı kararlarındaki gerekçelerin yukarıda yapılan açıklamalar muvacehesinde kabulü mümkün olmadığından dilekçi iddialarının reddiyle 602 sayılı ilâmın 1`inci maddesiyle verilen ........... liraya ilişkin tazmin hükmünün tasdikine, karar verildi. Sayıştay  Temyiz Kurulu Kararı 06.05.1997 / 24071

  1. 6-    Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi öğretim üyesi olan davacıya Hac organizasyonu kapsamında görevlendirildiği 20.1.2002 tarihinden itibaren 34 günlük süre için ödenmiş olan 1.270.05 YTL döner sermaye katkı payının geri istenilmesine ilişkin   Selçuk Üniversitesi Döner Sermaye İşletmesi Müdürlüğünün 28.4.2005 gün ve 454 sayılı işleminin iptali istemi:

Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 gün ve E:1968/8, K:1973/14 sayılı kararında, yokluk, açık hata, hile ve gerçek dışı beyana dayalı hatalı ödemelerin süreye bağlı kalınmaksızın her zaman geri alınabileceğinin belirtildiği, uyuşmazlık konusu olayda bu hallerin bulunmadığı gibi 2547 sayılı Yüksek-öğretim Yasasının 58. maddesi uyarınca yönetim kurulunca döner sermaye katkı payı ödenmeyeceğine ilişkin bir karar da alınmamış olduğu gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline ilişkin olarak Konya 2. İdare Mahkemesi Hakimliğince verilen 7.6.2005 gün ve E:2005/685, K:2005/693 sayılı kararı itirazen inceleyerek, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 gün ve E:1968/68, K:1973/14 sayılı kararında; ilgilinin uyarması halinde idarenin düzelteceğini bildiği noksanlığın açık hata olarak belirtildiği, açık hata bulunan işlemlerin süreyle bağlı kalınmaksızın her zaman geri alınabileceği, haksız ödemeye dair açık hata bulunan işlemin geri alınmasına yönelik tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı itirazının kabulü ile Konya 2. İdare Mahkemesi kararının bozulmasına ve davanın reddine karar veren Konya Bölge İdare Mahkemesinin 27.10.2005 gün ve E:2005/690, K:2005/872 sayılı kararının; Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 günlü ve 1973/14 sayılı kararı ile idarenin yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde süre koşulu aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayanarak idarenin ödediği meblağı her zaman geri alabileceği, belirtilen istisnalar dışında kalan hatalı ödemelerin geri alınmasının ise hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihten başlamak üzere idari dava açma süresi içinde mümkün olduğu, bu süre geçtikten sonra ödemenin geri alınamayacağının içtihada bağlandığı, kararda ortaya konulan ilkelerin, idarece yapılan tüm hatalı ödemelerde uygulanabilecek temel ilkeler niteliğinde olduğu, sözü edilen kararda hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihten başlamak üzere 90 günlük dava açma süresi içinde geri alınabileceği belirtilmesine karşın, bu karardan sonra yürürlüğe giren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7 nci maddesinde dava açma süresinin 60 gün olduğu hükme bağlandığı, dava konusu olayda, idarenin geçici görevlendirme onayı ile Hac organizasyonunda görevlendirilen davacıya, görevli bulunduğu 23.01.2002-26.02.2002 tarihleri arasındaki dönem için haksız yere döner sermaye payı ödendiğinin ilgili yıl döner sermaye hesaplarının denetimi sonrası ortaya çıkması nedeniyle, Döner Sermaye İşletmesi Müdürlüğü`nün 28.04.2005 günlü işlemi ile ödenen meblağın faizi ile birlikte ödenmesinin istenilmesi üzerine uyuşmazlığın doğduğu bu hale göre, ilk bakışta basit inceleme ile fark edilemeyip hesapların denetimi sonucu ortaya çıkarılan fiilen katkı sağlanmadan yapılan ödeme nedeniyle, aradan üç yıllık bir süre geçtikten sonra döner sermaye payının faizi ile birlikte geri istenilmesinin sözü edilen Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararında yer verilen "açık hata" kapsamında değerlendirilmesine hukuki olanak bulunmadığı öne sürülerek Danıştay Başsavcılığı tarafından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay  Sekizinci Dairesince, Konya Bölge İdare Mahkemesinin 27.10.2005 gün ve E:2005/690, K:2005/872 sayılı kararının, Danıştay Başsavcısı tarafından kanun yararına temyiz edilerek bozulmasının istenilmesi üzerine Dairemizin E:2006/2880 esas numarasında oluşturulan dosyasında Danıştay Tetkik Hakimi Melek Şendil Yan`ın açıklamaları dinlendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Uyuşmazlık; Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi öğretim üyesi olan davacıya Hac organizasyonu kapsamında görevlendirildiği 20.1.2002 tarihinden itibaren 34 günlük süre için ödenmiş olan 1.270.05 YTL döner sermaye katkı payının geri istenilmesine ilişkin Selçuk Üniversitesi Döner Sermaye İşletmesi Müdürlüğünün 28.4.2005 gün ve 454 sayılı işleminin iptali istemine ilişkindir.

Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 gün ve E:1968/68, K:1973/14 sayılı kararında; idarenin yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde süre aranmaksızın hatalı ödediği meblağı her zaman geri alabileceği, bunun dışında kalan hallerde hatalı ödemelerin geri istenilmesinin hatalı ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere dava açma süresi içinde olanaklı olduğu, bu süre geçtikten sonra geri istenilemeyeceği belirtilmiştir.

Subjektif sonuç doğurmuş ve Yasaya uygun olarak tesis edilmiş idari işlemlerin geri alınması idare hukuku ilkelerine göre mümkün değildir. Anılan Kurul kararı ile de yasaya aykırı ve hatalı işlemlerin de her zaman değil makul bir sürede geri alınabileceğine işaret edilmiş, yokluk, açık hata ve bu işlemden yararlananın hilesinin söz konusu olması halinde ise idarenin işlemini her zaman geri alabileceği öngörülmüştür.

Dava dosyasının incelenmesinden, Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalında  öğretim üyesi olan davacının, Diyanet İşleri Başkanlığının 11.12.2001 gün ve 6265 sayılı yazısında yer alan istemi doğrultusunda Tıp Fakültesi Yönetim Kurulunun  26.12.2001 gün ve 2001/331 sayılı kararı ile 20.01.2002 tarihinden itibaren 40 gün süreyle 2002 Hac organizasyonunda görevlendirilmesinin uygun görüldüğü, 26.2.2002 tarihinde görevine geri döndüğü, dava konusu işlem ile 23.1.2002 - 26.2.2002 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olarak davacıya ödenmiş bulunan ve Sayıştay incelemesi sonucu borç çıkarılmış olan döner sermaye katkı payının faiziyle birlikte geri ödenmesinin istenilmesi üzerine bakılan davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır.

Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, davacıya fiilen katkı sağlamadan yapılan ödemenin hatalı olduğunun basit bir inceleme ile fark edilmeyip hesapların denetimi sonucu ortaya çıkarıldığı hususu dikkate alındığında, bu ödemenin açık hata kapsamında değerlendirilmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.

Olayda, hatalı ödemenin yapılmasında davacının gerçek dışı beyanı ya da hilesinin bulunduğundan da söz edilememektedir.

Bu durumda, davacıya yapılan döner sermaye katkı payı ödemesinin, anılan Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararı uyarınca ödendiği tarihten itibaren 2577 sayılı Yasada öngörülen dava açma süresi içinde geri alınması mümkün iken bu süre geçirildikten sonra tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı tarafından yapılan temyiz isteminin kabulü ile Konya Bölge İdare Mahkemesi kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 51. maddesi uyarınca kanun yararına ve hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere bozulmasına, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığı ile Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve Resmî Gazete’de yayımlanmasına 7/7/2006 gününde oybirliği ile karar verildi. Danıştay Sekizinci Daire Başkanlığından: Esas No : 2006/2880 Karar No:2006/2896


  1. 7-    1.1.2002 tarihinden itibaren kamu personeline ilişkin olarak gerçekleştirilen yönetsel tasarruflardan kaynaklanan harcırah ödemelerinin gerçekleştirilmesinin idareler açısından bir zorunluluk olduğu (6245 sayılı harcırah kanunu kapsamında bulunan kurum ve kuruluşlarda; 22.7.2003 tarihinden itibaren ilk defa veya yeniden göreve alınanlar ile 27.4.2005 tarihinden itibaren zorunlu yer değiştirme, sınav, sağlık sebepleri ve eş durumu dışında kendi yazılı talepleri üzerine naklen atananlar haricinde); anılan tarihten sonra oluşan ve kamu personeli açısından belirsizlikler içeren bir hukuksal ortamda harcırahını alamayanların, bu belirsizlik ortamının yargısal süreç sonrasında hukuksal aydınlığa kavuşması ile birlikte yapacakları başvuruların, 2577 sayılı kanun`un 10’uncu maddesi kapsamında görülmesi ve başvurulara ilişkin olarak tesis edilen işlemlere karşı açılacak idari davalarda dava açma süresinin, anılan maddede yer alan sistematiğe göre değerlendirilmesi gerektiği,

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İkinci Dairesi`nce 5286 sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün Kaldırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun`un geçici 1. maddesi hükmü uyarınca davacının kadrosunun Tarım ve Köyişleri Bakanlığı`na devredilmesi nedeniyle anılan Bakanlık hasım mevkiine alınmak suretiyle işin gereği düşünüldü:

Dava, Köy Hizmetleri ... İl Müdürlüğü`nde jeofizik mühendisi olarak görev yapmakta iken, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Köy İçmesuları Daire Başkanlığı emrine jeofizik mühendisi olarak yolluksuz biçimde tesis edilen 27.5.2002 günlü işlemle naklen atanan davacının, sürekli görev yolluğunun ödenmesi amacıyla yaptığı başvurusunun reddine ilişkin 7.2.2003 günlü, 02015 sayılı işlemin iptali ve sürekli görev yolluğunun hakediş tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Ankara 9. İdare Mahkemesi`nin 30.9.2003 günlü, E:2003/516, K:2003/1059 sayılı kararıyla; "yolluk istemine dayanak yapılan ve atama isteminin yolluksuz olduğu belirtilen personel nakil bildiriminin 25.7.2002 tarihinde davacıya tebliğ edilmesine rağmen 60 günlük yasal dava açma süresi geçtikten sonra 31.1.2003 tarihli başvurusunun 7.2.2003 tarihinde reddi üzerine 8.4.2003 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmadığı" gerekçesiyle 2577 sayılı Kanun`un 15/1-b maddesi uyarınca davanın süre yönünden reddine karar verilmiştir.

Davacının, davanın süresinde açıldığını öne sürerek yaptığı temyiz başvurusu üzerine Danıştay Beşinci Dairesi, 26.5.2004 günlü, E:2004/656, K:2004/2528 sayılı kararıyla; "Ankara 9. İdare Mahkemesi`nce verilen 30.9.2003 günlü, E:2003/516, K:2003/1059 sayılı karar ve dayandığı gerekçenin hukuk ve usule uygun olduğu, bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığı" gerekçesiyle İdare Mahkemesi kararını onamıştır.

Davacı; davanın süresinde açıldığını ve hakkında tesis edilen işlemin hukuka aykırı olduğunu öne sürmekte ve Danıştay Beşinci Dairesi`nce verilen 26.5.2004 günlü, E:2004/656, K:2004/2528 sayılı kararın düzeltilmesini ve İdare Mahkemesi kararının bozulmasını istemektedir.

Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen hususlar 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 54. maddesinin 1/c bendine uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Beşinci Dairesi`nce verilen 26.5.2004 günlü, E:2004/656, K:2004/2528 sayılı karar kaldırılarak uyuşmazlık yeniden incelendi;

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası`nın 2. maddesinde; Türkiye Cumhuriyeti`nin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu vurgulanmıştır. Belirtilen bu ilkelerin gereği olarak 125. maddede; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı, 128. maddede; Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği, 138. maddede; yasama ve yürütme organları ile idarenin, mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu, bu organlar ve idarenin, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği, 153. maddede; Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu, kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümlerinin, iptal kararlarının Resmi Gazete`de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı, gereken hallerde Anayasa Mahkemesi`nin iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabileceği, bu tarihin, kararın Resmi Gazete`de yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemeyeceği, iptal kararlarının geriye yürümeyeceği, Anayasa Mahkemesi kararlarının Resmi Gazete`de hemen yayımlanacağı ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağı, 161. maddede de; Devletin ve kamu iktisadi teşebbüsleri dışındaki kamu tüzelkişilerinin harcamalarının, yıllık bütçelerle yapılacağı, bütçe kanununa bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağı kuralına yer verilmiştir.

Kamu hizmetinin yürütülmesinde asli unsuru oluşturan ve statü hukukuna tabi olan kamu görevlileri ile ilgili olarak Devlet (dar anlamda idarenin) tarafından tesis edilen tek taraflı irade açıklamaları, çeşitli görünüm biçimleri içerisinde somutlaşmaktadır. Bu irade açıklamalarından bir tanesi de; atama işlemidir. Atama işleminin de çeşitli görünüm biçimlerinde somutlaştığı, kamu görevine girişin kural olarak bir kadroyla ilişkilendirme ile başladığı, görev sırasındaki geçişlerin (yatay veya dikey) hep bir kadrodan diğerine geçiş biçiminde olduğu görülmektedir. Bu genel kuralın dışında, geçici görevlendirme, görevlendirme, vekaleten görevlendirme ve ikinci görev gibi işlemlerle asıl kadroda değişiklik sonucunu doğurmayan göreve yönelik değişikliklerde olmaktadır.

İdarenin takdir yetkisi içerisinde re`sen kullanabileceği bir yetki durumunda olan atama işlemi, aynı zamanda kamu görevlisinin mevzuatın öngördüğü koşulların varlığı halinde talep edebileceği bir hak olarak da ifade edilebilir. Atama işlemi sonucunda görev yeri değişen bir kamu görevlisinin maddi açıdan belli bir külfetle karşı karşıya kalacak olması nedeniyle, pozitif düzenlemelerde kamu hizmetinin yürütülmesinden kaynaklanan bu külfetin kamu adına paylaşılması amacını taşıyan düzenlemelere yer verilmiştir. Türk hukuk sisteminde "harcırah" olarak geçen kavram, kamu hizmetinin yürütülmesinden kaynaklanan bu külfetin kamu adına paylaşımıdır.

Bu kavramın tanımı doktrinden, hukuksal metinlerden ve yargısal kararlardan yapılacak olursa; harcırah; "devamlı veya geçici bir görevle bir yere gönderilen görevlilere, bu yere gidebilmelerine, orada yiyip içme ve konaklama gibi yapacakları diğer giderlere karşılık verilen para; yolluk" olarak tanımlanabilir. 6245 sayılı Harcırah Kanunu`nun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinin (a) bendinde de; harcırah, bu Kanuna göre ödenmesi gereken yol masrafı, gündelik, aile masrafı ve yer değiştirme masrafından birini, birkaçını veya tamamını ifade eden bir kavram olarak tanımlanmıştır.

14.1.1988 günlü, 311 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlileri İle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname`nin 16. ve 17. maddelerinin, Anayasa`nın 2., 5., 10. ve 128. maddelerine aykırılığı savıyla Anayasa Mahkemesi`nde açılan iptal davasında; Yüksek Mahkeme tarafından verilen 28.9.1988 günlü, E:1988/12, K:1988/32 sayılı kararda, "harcırah" konusu ile ilgili olarak yapılan değerlendirmeler genel olarak şunlardır; "... bilindiği üzere, kamu görevlileri ile kamu yönetimleri arasındaki hizmet ilişkileri kural tasarruflarla düzenlenmektedir. Kamu personeli, belirli bir statüde, nesnel kurallara göre hizmet yürütmekte, o statünün sağladığı aylık, ücret, atanma, yükselme ve nakil gibi kimi öznel haklara sahip olmaktadır.

Kazanılmış hak deyimi, öğretide ve uygulamada, niteliği ve kapsamı ile açık biçimde tanımlanmamıştır. Anayasa Mahkemesi`nce de kabul edildiği üzere, "statü hukuku" esasına dayalı nesnel ve düzenleyici kuralların egemen olduğu idare hukuku alanında bu tür haktan genellikle söz edilmemektedir. Burada ancak statü hukukunun olanak verdiği oranlarda ve koşullarda, genel durumun kişisel duruma dönüşmesinden sonra kazanılmış haklar ortaya çıkabilmektedir.

Kamu personeline, geçici veya sürekli görevle görevlendirilmeleri durumunda yol parası, gündelik, aile masrafı, yer değiştirme gideri, kurs yevmiyesi veya yol gideri olarak tazminat verilmesi biçimindeki ödemeler, statü hukukunun kişisel duruma dönüşmesinden sonra ortaya çıkan kazanılmış hak niteliğinde değildir. Yolluk ödemesi, kamu hizmetinin gerektirdiği durumlarda, bu hizmet için görevlendirilen kişilerin katlanacakları giderleri karşılamak üzere yapılan parasal nitelikli bir idari işlemdir. Yolluk, geçici veya sürekli görevlendirmelerde görevliler tarafından yapılan masrafın karşılığıdır. Başka bir deyişle, statü hukukunun düzenlediği ve her zaman kullanılabilen öznel ve kazanılmış bir hak olmayıp, gerektiğinde görevlendirilen kişilere, katlandıkları zorunlu giderlerin karşılığı olarak yapılan bir ödemedir. Statü hukuku esasına dayalı bu tür ödemelerde kazanılmış hak söz konusu değildir. Yapılan masrafı karşılamak amacıyla gerçekleştirilen düzenleme işin mahiyetine uygun bulunmaktadır.

6245 sayılı Kanuna göre yapılan ödemelerin tümü, yolluk (harcırah) tur. Görevin özelliğine, yolluğa hak kazanan kişinin durumuna göre, yolluk unsurlarından birinin veya birkaçının ödenmemesi, kimi durumlarda yolluk unsurlarının tek tek hesaplanması yönteminden ayrılarak kurs gündeliği, komple kamyon bedeli, abonman kartı gibi başka isimler altında belirli bir ödeme yapılması, ödemenin Kanuna göre yolluk niteliğini değiştirmemektedir. Hangi isim altında verilirse verilsin, yolluk, periyodik biçimde değil, hizmet yapılmasına gerek duyulması ve hizmetin yapılması koşulu ile ödenmektedir.
Harcırah Kanunu, kamu hukuku alanında, çalışanla çalıştıranlar arasındaki istihdam ilişkilerini ve buna dayanan mali hakları düzenleyen bir yasa değil, 1. maddesinde belirtildiği üzere, genel, katma ve özel bütçeli idarelerde, bunlara bağlı sabit ve döner sermayeli kurumlarda, özel yasalarla kurulmuş banka ve teşekküllerde ... yolluk ödenmesini gerektiren hizmet yapılması hallerinde uygulanacak kuralları içeren bir gider yasası niteliğindedir."

Bu anlatımlar ışığında "harcırah"; bir kamu görevlisinin kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla katlanmak zorunda kaldığı mali külfete, kamunun aktif katılımını sağlayan bir hukuksal argüman olarak tanımlanabilir. Ve dolayısıyla, atama işleminin farklı görünüm biçimleri arasında, mali külfetin kamu adına paylaşımında farklı anlayışların yerleşmesi, sosyal devlet ve hukuk devleti ilkeleri göz önünde bulundurulduğunda kabul edilebilir olmaktan uzaktır.

Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, "harcırah" konusu ile ilgili olarak 1.1.2002 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere uygulamaya sokulan yasama tasarrufları ve bu tasarruflara ilişkin yargısal süreçte Anayasa Mahkemesi`nce verilen kararlara değinilmesi açıklayıcı olacaktır. Buna göre; 1.1.2002 tarihinden itibaren yürürlüğe konulan yasama tasarrufları ile Anayasa Mahkemesi`nce yapılan anayasal denetimin niteliğini bir açıdan sınıflandıracak olursak, 1.1.2002 ile 21.7.2003 tarihleri arasındaki dönemi; bütçe kanunları ile harcırah ödemelerinin kısıtlanmaya çalışıldığı ve Anayasa Mahkemesi`nce şekil bakımından anayasal denetimin yapıldığı dönem, 22.7.2003 ve sonrasındaki dönemi de; 6245 sayılı Harcırah Kanunu`ndaki değişiklikler ile harcırah ödemelerinin kısıtlanmaya çalışıldığı ve Anayasa Mahkemesi`nce esas bakımından anayasal denetimin yapıldığı dönem olarak ikiye ayırabiliriz.

1.1.2002 ile 21.7.2003 tarihleri arasındaki dönemde, ilk olarak; 4726 sayılı 2002 Mali Yılı Bütçe Kanunu`nun 6. maddesinin (g) bendinden bahsetmek gerekmektedir. 22.12.2001 günlü, 24618 (1. Mükerrer) sayılı Resmi Gazete`de yayımlanan ve 1.1.2002 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe giren 12.12.2001 günlü, 4726 sayılı 2002 Mali Yılı Bütçe Kanunu`nun 6. maddesinin (g) bendinde; "6245 sayılı Harcırah Kanunu kapsamında bulunan kurum ve kuruluşlar ile özel hükümler gereğince anılan Kanun kapsamı dışında yer alan tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, istihdam edilme şekline bakılmaksızın; ilk defa veya yeniden göreve alınanlar ile bunların aile fertlerine bu nedenlerle harcırah ödenmez, bu amaçla başka bir adla ödeme yapılamaz.

Yukarıdaki fıkra kapsamına girenlerden, aynı fıkra kapsamında bulunan kurum ve kuruluşlar arasında veya bunların başka yerlerdeki birimleri arasında naklen ataması yapılanlar ile başka yerlerde sürekli veya geçici olarak görevlendirilenlere, harcırah talep etmediklerine ilişkin yazılı beyanda bulunmaları halinde, 6245 sayılı Harcırah Kanununda veya özel mevzuatlarında bu atama veya görevlendirmeler için öngörülen harcırah ödenmez, bu amaçla başka bir adla dahi olsa herhangi bir ödeme yapılamaz.

6245 sayılı Harcırah Kanunu ile diğer mevzuatın bu fıkraya aykırı hükümleri uygulanmaz." hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenleme ile; "1.1.2002 tarihinden itibaren 6245 sayılı Kanun kapsamında bulunsun ya da bulunmasın tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, istihdam edilme şekline bakılmaksızın; ilk defa veya yeniden göreve alınanlar ve naklen ataması yapılanlar ile başka yerlerde sürekli veya geçici olarak görevlendirilenlerden harcırah talep etmediklerine ilişkin yazılı beyanda bulunanlara" harcırah ödenmemesi amaçlanmıştır .

28.3.2003 günlü, 25062 sayılı Resmi Gazete`de yayımlanan Anayasa Mahkemesi`nin 22.10.2002 günlü, E:2002/138, K:2002/96 sayılı kararı ile; anılan Kanun`un 6. maddesinin (g) bendinin iptaline karar verilmiştir. Anılan kararda; "Anayasa`nın 161. ve 162. maddelerinin getiriliş amacı, bütçe yasalarında yıllık bütçe kavramı dışındaki konulara yer vermemek, böylece bütçe yasalarını ilgisiz kurallardan uzak tutarak kendi yapısı içinde bütünleştirmektir.
Harcırah verilmesini gerektirecek durumlar ile harcırah verilecek kişiler 6245 sayılı Harcırah Kanunu ile bu Yasa kapsamı dışında kalan kurum ve kuruluşların kendi kuruluş yasalarında belirlenmiştir. 2002 Mali Yılı Bütçe Kanunu`nun 6. maddesinin iptal istemine konu olan (g) fıkrasının birinci paragrafında, 6245 sayılı Yasa kapsamında bulunan kurum ve kuruluşlar ile özel hükümler gereğince anılan kanun kapsamı dışında yer alan tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, istihdam edilme şekline bakılmaksızın ilk defa veya yeniden göreve alınanlar ile bunların aile fertlerine bu nedenlerle harcırah ödenmeyeceğinin; üçüncü paragrafında da 6245 sayılı Harcırah Kanunu ile diğer mevzuatın bu fıkraya aykırı hükümlerinin 2002 mali yılında uygulanmayacağı öngörülerek anılan bütçe yasasıyla öteki yasalarda değişiklik yapılmıştır. Bu nedenle kurallar, Anayasa`nın 87., 88., 161. ve 162. maddelerine aykırıdır." gerekçesine yer verilmiştir.

1.1.2002 ile 21.7.2003 tarihleri arasındaki dönemde, ikinci olarak; 4833 sayılı 2003 Mali Yılı Bütçe Kanunu`nun 51. maddesinin (f) bendinden bahsetmek gerekmektedir. 31.3.2003 günlü, 25065 (1. Mükerrer) sayılı Resmi Gazete`de yayımlanan ve 1.1.2003 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe giren 29.3.2003 günlü, 4833 sayılı 2003 Mali Yılı Bütçe Kanunu`nun 51. maddesinin (f) bendinde; "10.2.1954 tarihli ve 6245 sayılı Kanun kapsamında bulunan kurum ve kuruluşlar ile özel hükümler gereğince anılan Kanun kapsamı dışında yer alan tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, istihdam edilme şekline bakılmaksızın; ilk defa veya yeniden göreve alınanlar ile bunların aile fertlerine bu nedenlerle harcırah ödenmez, bu amaçla başka bir adla ödeme yapılamaz.

Yukarıda belirtilen kurum ve kuruluşlarda istihdam edilen personelden, kendilerinin yazılı talebi üzerine 1.4.2003 tarihinden itibaren bu kurum ve kuruluşlar arasında veya bunların başka yerlerdeki birimleri arasında naklen ataması yapılanlar ile başka yerlerde sürekli veya geçici olarak görevlendirilenlere, 10.2.1954 tarihli ve 6245 sayılı Kanunda veya özel mevzuatlarında bu atama veya görevlendirmeler için öngörülen harcırah ödenmez, bu amaçla başka bir adla dahi olsa herhangi bir ödeme yapılamaz.

10.2.1954 tarihli ve 6245 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin 2, 3 ve 4 üncü bentleri kapsamında 1.4.2003 tarihinden itibaren görevlerinden ayrılacaklar ile anılan Kanunun 11 inci maddesine göre aynı tarihten itibaren harcıraha hak kazanacak olanlara ve özel hükümler gereğince söz konusu Kanun kapsamı dışında yer alan tüm kamu kurum ve kuruluşlarının aynı durumlarda bulunan personeline, bu nedenlere bağlı olarak ilgili mevzuatında öngörülen harcırah ödenmez; bunlardan, ilgili mevzuatında yer değiştirmeleri halinde harcırah verilmesi öngörülmüş olanlara, yer değiştirme koşulu aranmaksızın ve damga vergisi hariç hiçbir vergiye tabi tutulmaksızın 500 milyon lira tutarında ödeme yapılır.

10.2.1954 tarihli ve 6245 sayılı Kanun ile diğer mevzuatın bu bende aykırı hükümleri uygulanmaz." hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenleme ile; "31.3.2003 tarihinden itibaren 6245 sayılı Kanun kapsamında bulunsun ya da bulunmasın tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, istihdam edilme şekline bakılmaksızın; ilk defa veya yeniden göreve alınanlar ile kendilerinin yazılı talebi üzerine 1.4.2003 tarihinden itibaren bu kurum ve kuruluşlar arasında veya bunların başka yerlerdeki birimleri arasında naklen ataması yapılanlar ile başka yerlerde sürekli veya geçici olarak görevlendirilenlere" harcırah ödenmemesi amaçlanmıştır.

22.7.2003 günlü, 25176 sayılı Resmi Gazete`de yayımlanan Anayasa Mahkemesi`nin 17.7.2003 günlü, E:2003/41, K:2003/8 sayılı Kararı ile; "anılan Kanunun 51. maddesinin (f) fıkrasının, Anayasa`ya aykırılığı konusunda güçlü belirtiler bulunduğu gözetilerek, uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi için esas hakkında karar verilinceye kadar yürürlüğünün durdurulmasına" karar verilmiştir. 8.12.2004 günlü, 25664 sayılı Resmi Gazete`de yayımlanan 22.1.2004 günlü, E:2003/41, K:2004/4 sayılı karar ile "anılan bendin 4969 sayılı Kanun`un 1. maddesinin (a), (c) ve (d) fıkraları ile 2. ve 3. maddeleri ile değiştirildiğinden, bu bende ilişkin konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına" kararı verilmiştir.

Dolayısıyla, 1.1.2002 ile 21.7.2003 tarihleri arasına ilişkin dönemde bütçe kanunları ile getirilen kısıtlayıcı düzenlemelerin, Anayasa Mahkemesi`nin söz konusu kararları ile hukuka aykırılığı saptanmış bulunmaktadır.

22.7.2003 ve sonrasındaki dönemde; ilk olarak; 4969 sayılı Kanun`un 1. maddesinin (a) bendinden bahsetmek gerekmektedir. Ülkemizde harcırah kavramına yönelik temel hukuksal metin; 6245 sayılı Harcırah Kanunu`dur. Bu Kanun`un "Seyahat ve Vazifenin Mahiyetine Göre Verilecek Harcırah Yol Masrafı, Yevmiye, Aile Masrafı ve Yer Değiştirme Masrafının Birlikte Verilmesini İcabettiren Haller" başlıklı II. Kısmında yer alan ve yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafının verileceği halleri düzenleyen 10. maddesinin 1. bendinde yer alan; "yurt içinde veya dışındaki daimi bir vazifeye yeniden veya naklen tayin olunanlarla yabancı memleketlerdeki memuriyet merkezi tebdil olunan veyahut bu yerlerden yurt içinde diğer bir daimi vazifeye tayin edilen memur ve hizmetlilere yeni vazife mahallerine kadar," biçimindeki düzenleme, 12.8.2003 günlü, 25197 sayılı Resmi Gazete`de yayımlanan ve 22.7.2003 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe giren 4969 sayılı Kanun`un 1. maddesinin (a) bendi ile değiştirilmiş, ve anılan bendin başına; "Kendi yazılı talepleri üzerine gönderilenler hariç olmak üzere" ibaresi eklenmiş ve bentte yer alan "yeniden veya" ibaresi metinden çıkarılmıştır. Buna göre; anılan maddenin 1. bendi; "Kendi yazılı talepleri üzerine gönderilenler hariç olmak üzere; Yurt içinde veya dışındaki daimi bir vazifeye naklen tayin olunanlarla yabancı memleketlerdeki memuriyet merkezi tebdil olunan veyahut bu yerlerden yurt içinde diğer bir daimi vazifeye tayin edilen memur ve hizmetlilere yeni vazife mahallerine kadar," biçiminde bir düzenlemeye dönüşmüştür. Bu değişiklikler ile; "22.7.2003 tarihinden itibaren 6245 sayılı Harcırah Kanunu kapsamında bulunan kurum ve kuruluşlarda, ilk defa veya yeniden göreve alınanlar ile kendi yazılı talepleri üzerine naklen atananlara" harcırah ödenmemesi amaçlanmıştır.

22.7.2003 ve sonrasındaki dönemde; ikinci olarak; 5335 sayılı Kanun`un 4. maddesinin (a) bendinden bahsetmek gerekmektedir. 27.4.2005 günlü, 25798 sayılı Resmi Gazete`de yayımlanarak yürürlüğe giren 21.4.2005 günlü, 5335 sayılı Kanun`un 4. maddesinin (a) bendi ile; 4969 sayılı Kanun`un 1. maddesinin (a) bendi ile değişik 6245 sayılı Kanun`un 10. maddesinin 1. bendi yeniden değişikliğe uğramış ve anılan bendin başına; "Zorunlu yer değiştirme, sınav, sağlık sebepleri ve eş durumu (bu madde uyarınca sürekli görev yolluğu almaya hak kazananların eşlerinin atamaları) dışında kendi yazılı talepleri üzerine gönderilenler hariç olmak üzere;" ibaresi eklenmiştir. Buna göre; anılan maddenin 1. bendi; "Zorunlu yer değiştirme, sınav, sağlık sebepleri ve eş durumu (bu madde uyarınca sürekli görev yolluğu almaya hak kazananların eşlerinin atamaları) dışında kendi yazılı talepleri üzerine gönderilenler hariç olmak üzere; Yurt içinde veya dışındaki daimi bir vazifeye naklen tayin olunanlarla yabancı memleketlerdeki memuriyet merkezi tebdil olunan veyahut bu yerlerden yurt içinde diğer bir daimi vazifeye tayin edilen memur ve hizmetlilere yeni vazife mahallerine kadar;" biçiminde bir düzenlemeye dönüşmüştür. Bu değişiklik ile; "27.4.2005 tarihinden itibaren 6245 sayılı Harcırah Kanunu kapsamında bulunan kurum ve kuruluşlarda, zorunlu yer değiştirme, sınav, sağlık sebepleri ve eş durumu (bu madde uyarınca sürekli görev yolluğu almaya hak kazananların eşlerinin atamaları) dışında kendi yazılı talepleri üzerine naklen atananlara" harcırah ödenmemesi amaçlanmıştır.

5335 sayılı Kanun`un 4. maddesinin (a) bendi, 6245 sayılı Kanun`un 10. maddesinin 1. bendine 4969 sayılı Kanun`un 1. maddesinin (a) bendi ile eklenen ibareyi kaldırmakla birlikte, 26.11.2005 günlü, 26005 sayılı Resmi Gazete`de yayımlanan Anayasa Mahkemesi`nin 4.5.2005 günlü, E:2004/54, K:2005/24 sayılı kararı ile 6245 sayılı Kanun`un 10. maddesinin 1. bendinin başına 31.7.2003 günlü, 4969 sayılı Kanun`un 1. maddesinin (a) bendi ile eklenen "Kendi yazılı talepleri üzerine gönderilenler hariç olmak üzere" ibaresinin iptaline karar verilmiştir. Anılan kararda; "Nakil işlemi, idarece, takdir yetkisi kapsamında, kamu görevlisinin istemi olmaksızın tesis edilebileceği gibi, mevzuatın öngördüğü koşulların varlığı halinde, yine takdir yetkisi kapsamında, kamu görevlisinin talebi üzerine de tesis edilebilir. Bu anlamda, nakil isteminde bulunmak, kamu görevlileri için, bir hak olarak gözükmekte ise de, istemin yerine getirilmesinin kamu yararı ve hizmetin gerekleri ile sınırlandırılmış olması nedeniyle, bu hakkın kullanılmasıyla ortaya konulan istemin, idarelerce, mutlaka karşılanması zorunluluğu bulunmamaktadır. Her iki durumda da, yargısal denetim yetkisi saklı kalmak kaydıyla, işlemin tesis edilip edilmeyeceği idarenin takdirindedir.

Öte yandan, 657 sayılı Kanunun 62. maddesinin 2595 sayılı Kanunun 4`üncü maddesiyle değişik 3`üncü paragrafında, yer değiştirme suretiyle yapılan atamalarda, memurlara, yolluklarının, atama emirleri tebliğ edilince ödeme emri aranmaksızın, saymanlıklarca derhal ödeneceği hükmü yer almış, anılan Kanun hükmünde görev yerinin değişmesinin isteğe bağlı olup olmaması yönünden, bir ayrım yapılmamıştır.

Anayasa`nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti`nin sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Bu maddede belirtilen sosyal hukuk devleti, temel hak ve özgürlükleri en geniş ölçüde gerçekleştiren ve güvence altına alan, toplumsal gerekleri ve toplum yararını gözeten, kişi ve toplum yararı arasında denge kuran, toplumsal dayanışmayı en üst düzeyde gerçekleştiren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak eşitliği, sosyal adaleti sağlayan, çalışma hayatının gelişmesi için önlemler alarak çalışanları koruyan, sosyal güvenlik sorunlarını çözmeyi yüklenmiş, ülkenin kalkınmasıyla birlikte ulusal gelirin sosyal katmanlar arasında adaletli biçimde sağlanmasını amaç edinmiş devlettir. Güçsüzleri güçlülere ezdirmemek ilkesi, herkesi, bu arada çalışanları, emeklilerle yaşlıları, durumlarına uygun düzenlemelerle, sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşatmayı gerektirir.

Nakil işlemi sonucunda, görev yeri değişen kamu görevlilerinin, maddi açıdan belli bir külfetle karşı karşıya kalmaları ve bu külfetin, kamu hizmetinin yürütülmesinden kaynaklanması nedeniyle, isteklerine dayalı olarak nakledilmiş bile olsalar, söz konusu külfetin kamuca karşılanması icap ettiğinden, iptali istenilen kural, Anayasa`nın 2. maddesiyle bağdaşmamaktadır.

Öte yandan, Anayasa`nın 10. maddesindeki "Kanun önünde eşitlik ilkesi" hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır.

Kendi yazılı talepleri üzerine nakledilen kamu görevlileri ile re`sen nakledilen kamu görevlilerinin, nakil işleminin hukuksal niteliği yönünden ve yer değiştirmeye bağlı olarak ödenen harcırah bakımından, aynı hukuksal konumda oldukları kuşkusuzdur. Aynı hukuksal konumda olanlar arasında farklı kurallar öngörülmesi Anayasa`nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur." gerekçesine yer verilmiştir.

Dolayısıyla, 22.7.2003 ve sonrasındaki dönemde, 6245 sayılı Kanun`un 10. maddesinin 1. bendine 4969 sayılı Kanun`un 1. maddesinin (a) bendi ile getirilen kısıtlayıcı düzenlemenin ("Kendi yazılı talepleri üzerine gönderilenler hariç olmak üzere" ibaresi), Anayasa Mahkemesi`nin söz konusu kararı ile hukuka aykırılığı saptanmış bulunmaktadır.

1.1.2002 tarihinden itibaren "harcırah" konusuna özgü yasama tasarrufları ve bu tasarruflara ilişkin Anayasa Mahkemesi kararlarının ortaya çıkardığı görünüm; 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası`nın dayanağı ve amaçladığı hukukun üstünlüğü ilkesini gerçekleştirmenin olmazsa olmaz koşulu durumundaki kuvvetler arası denge ilkesinden uzaklaşıldığıdır. Bu uzaklaşma ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan hukuki belirsizlik ortamından olumsuz biçimde etkilenen kamu görevlilerinin hak kaybının önlenmesi için; idari yargı yerlerinde uygulanmakta olan dava açma süreleri ile ilgili bir yorumun getirilmesini zorunlu kılmıştır.

Buna göre, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 7. maddesinde yer alan; dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay`da ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu bu sürelerin, idari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı yolundaki hüküm ile yine anılan Kanun`un 10. maddesinde yer alan; ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabileceği, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştay`a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabileceği, altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgilinin bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebileceği, bu takdirde dava açma süresinin işlemeyeceği, ancak, bekleme süresinin başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemeyeceği, dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabileceği yolundaki hüküm, idari yargı yerlerince uygulanan genel kurallar arasında yer almaktadır.

Uyuşmazlık konumuz bağlamında, Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliği kuralı ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 10. maddesi hükmünün birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise, söz konusu Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca idarelerin harcırah ödemeleri konusunda yeniden bir değerlendirme yapıp, hak edilen harcırahı ilgilisine ödemesi, hukukun üstünlüğü ilkesinin bir gereği olmasına karşın, idarelerin bu yükümlülüğünü yerine getirmeyerek hareketsiz kalması durumunda, ilgililerin hukuki sonuçlarından yararlanmak üzere 10. madde uyarınca haklarında kanunun öngördüğü işlemin yapılması için her zaman idareye başvurmaları ve isteklerinin reddedilmesi halinde de 10. maddede öngörülen usule uygun olarak idari yargıda dava açmaları mümkün bulunmaktadır.

Yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında ve sonuç olarak, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu`nun 62. maddesinde yer alan; "yer değiştirme suretiyle yapılan atamalarda memurlara atama emirleri tebliğ edilince yolluklarının, ödeme emri aranmaksızın saymanlıklarca derhal ödeneceği" hükmü, harcırah konusuna özgü söz konusu yasama tasarrufları, bu tasarruflara ilişkin yargısal süreç ve yargısal süreç içerisinde Anayasa Mahkemesi`nce verilen kararlardaki hukuksal vurgular göz önünde bulundurulduğunda ve de sosyal hukuk devleti ilkesi boyutunda düşünüldüğünde;

1.1.2002 tarihinden itibaren kamu personeline ilişkin olarak gerçekleştirilen yönetsel tasarruflardan (6245 sayılı Harcırah Kanunu kapsamında bulunan kurum ve kuruluşlarda; 22.7.2003 tarihinden itibaren ilk defa veya yeniden göreve alınanlar ile 27.4.2005 tarihinden itibaren zorunlu yer değiştirme, sınav, sağlık sebepleri ve eş durumu dışında kendi yazılı talepleri üzerine naklen atananlar haricinde) kaynaklanan harcırah ödemelerinin gerçekleştirilmesinin idareler açısından bir zorunluluk olduğu; ve en önemlisi anılan tarihten sonra oluşan ve kamu personeli açısından belirsizlikler içeren bir hukuksal ortamda harcırahını alamayanların, bu belirsizlik ortamının yargısal süreç sonrasında hukuksal aydınlığa kavuşması ile birlikte yapacakları başvuruların, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 10’uncu maddesi kapsamında görülmesi ve başvurulara ilişkin olarak tesis edilen işlemlere karşı açılacak idari davalarda dava açma süresinin, anılan maddede yer alan sistematiğe göre değerlendirilmesinin idari yargı yerleri açısından da hakkaniyete uygun bir yargılama sürecinin başlangıç noktası sayılacağıdır.

Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüyle Ankara 9. İdare Mahkemesi`nin 30.9.2003 günlü, E:2003/516, K:2003/1059 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesinin 1/b fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Kanun`la değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkeme`ye gönderilmesine, 23.12.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Dairesi Karar: İKİNCİ DAİRE Karar No:4297  Esas Yılı:2004  Esas No : 7942 

  1. 1-    Her ne kadar Milli Eğitim Bakanlığı (İlköğretim Genel Müdürlüğü) ve Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü`nün yazılarında ilköğretim müfettişlerine günlük çalışma sürelerini görevlendirildikleri yerlerde geçirmeleri şartıyla buralara aynı gün gidip dönmelerinde tam gündelik ödenmesi gerektiği görüşü mevcut ise de, bu görüş 6245 sayılı Harcırah Kanunun 39`uncu maddesine aykırılık teşkil ettiğinden söz konusu meblağın sorumlulara ödettirilmesine, Sayıştay  8. Daire Kararı    21.05.1998 /  4080
  2. 2-    6245 sayılı Harcırah Kanununun 20`nci maddesi hükmüne göre, 18`inci maddenin (c) bendinde yazılı yerlere bir kimse refakatinde gitmesi resmî tabip raporuyla tevsik edilenlere refakat edecek olanlardan yalnızca birisi için harcırah verilmesi gerekeceğinden, anne-baba refakatinde İzmir ve Ankara`daki hastanelere sevk edilen çocuğa refakat eden anne-babadan her ikisine de harcırah ödenmesinin mümkün olmadığına, Sayıştay  7. Daire Kararı    14.12.1998 /  8346
  3. 3-    6245 sayılı Harcırah Kanunu`nun 20`nci ve Devlet Memurlarının Tedavi Yardımı ve Cenaze Giderleri Yönetmeliği`nin 27`nci maddeleri uyarınca, hastanın resmi tabip raporuyla birden fazla refakatçi eşliğinde başka bir yere tedaviye gönderilmesi halinde bu refakatçilerin tamamı için harcırah ödenmesinin mümkün olup olmadığı hususunda, 1. Dairenin 9.4.1979 tarih ve 1208 sayılı ilƒmı ile 8. Dairenin 19.3.1998 tarih ve 218 sayılı ilâmı arasında aykırılık bulunduğundan bahisle içtihadın birleştirilmesi istemi.

Devlet Memurlarının Tedavi Yardımı ve Cenaze Giderleri Yönetmeliği`nin 27`nci maddesinin ikinci fıkrasında, hastanın tedavi edilmek üzere başka bir yere gönderilmesi sırasında yanında bir kimsenin bulundurulmasının zorunlu olduğu hastayı gönderen sağlık kurumu veya kuruluşunun raporunda belirtildiği takdirde, hastaya biri eşlik ettirilir. Eşlik eden kimseye de memurun bağlı olduğu kurumca, `Harcırah Kanunu` hükümleri dairesinde yolluk ve gündelik verilir hükmü yer almıştır.

Bu hükümle, zorunlu hallerde hastaya refakat imkânı sağlanmıştır. Ancak fıkra metninde “hastaya biri eşlik ettirilir” denilmek suretiyle hastayı gönderen sağlık kurumu veya kuruluşunun sadece bir refakatçi için lüzum gösterebileceği ifade edilmiştir.

Aynı fıkrada, eşlik eden kimseye verilecek yolluk ve gündelik konusunda da Harcırah Kanununa atıf yapılmıştır.

6245 sayılı Harcırah Kanunu`nun konuya ilişkin 20`nci maddesinde ise, hastalıkları icabı 18`inci maddenin (c) bendinde yazılı yerlere bir kimse refakatinde gitmesi lüzumu resmi tabip raporuyla tevsik edilenlere refakat edecek aile efradından birisine ve aile efradından refakat edecek bir kimse bulunmadığı takdirde kurumlarınca terfik olunacak memur veya hizmetliye bu işin devamı müddetince yevmiye ve yol masrafı verilmesi öngörülmüştür.

Görüleceği üzere, bu hükümde de öaile efradından birisine ve aile efradından refakat edecek bir kimse bulunmadığı takdirde kurumlarınca terfik olunacak memur veya hizmetliye denilmiş ve böylece, sadece bir refakatçi için yolluk ve yevmiye ödenmesine cevaz verilmiştir.

Refakatçiye yapılacak yolluk ve yevmiye ödemeleriyle ilgili temel yasal düzenleme, kuşkusuz Harcırah Kanunu`nun anılan hükmüdür. Bu hükümde de hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde bir refakatçi için ödeme yapılabileceği belirtilmiştir. Kanunun açık bir biçimde ortaya koyduğu bu durumun, birtakım zorunluluklar gerekçe gösterilerek farklı biçimde yorumlanması ve bahis konusu 20`nci madde hükmünün bu suretle genişletilmesi mümkün değildir.

Bu itibarla, hastanın başka bir yere tedaviye gönderilmesi halinde, resmi tabip raporunda lüzum gösterilmiş olsa dahi, birden fazla refakatçi için yolluk ve yevmiye ödenmesine imkân bulunmamaktadır.

SONUÇ

6245 sayılı Harcırah Kanunu`nun 20`nci ve Devlet Memurlarının Tedavi Yardımı ve Cenaze Giderleri Yönetmeliği`nin 27`nci maddeleri uyarınca, hastanın resmi tabip raporuyla birden fazla refakatçi eşliğinde başka bir yere tedaviye gönderilmesi halinde refakatçilerden sadece birisi için harcırah ödenebileceğine ve içtihadın bu yönde birleştirilmesine, çoğunlukla karar verildi. Sayıştay  Genel Kurul Kararı 25.10.1999 /  4936/1

  1. 4-    Harcırah Kanunu`nun 18`inci maddesi tedavi için memuriyet veya ikamet mahalli dışına gönderilenlere ne gibi ödemeler yapılacağını göstermekte olup, ikamet mahalli veya memuriyet mahalli içerisinde ayakta tedavi görenlere ödeme yapılıp yapılmayacağına ilişkin bir hükmü içermemektedir. Aynı kanunun 28`inci maddesi memuriyet mahalli içinde taşıtla gidilmesi gereken yerlere görev ile gönderilenlere mutad olan taşıt aracına göre yol masrafı verilmesini öngörmekte ve ikinci fıkrasında da acele ve zorunlu hallerde daire amirinin onayı ile mutad taşıt dışındaki araçlarla da seyahat edilebileceği belirtilmektedir.

Aynı Kanunun 18`inci maddesinin (c) fıkrasındaki, başka mahallerde ayakta tedavi görenlere tedavi kurumu ile ikamet mahalli arasında taşıt ücreti ödenmesini sadece memuriyet mahalli dışında ayakta tedavi görenlere uygulamak yasanın ruhuna aykırı düşer. İdare veya tedaviyi yapacak kurum, ikamet mahalli ile tedavi kurumu arasındaki yol masrafının seyahat edilecek taşıtı da belirlemek suretiyle ödenmesini uygun görmüşse buna göre yol masrafı ödemesinde mevzuata aykırılık bulunmadığına, Sayıştay  6. Daire Kararı    01.07.1999 /  9848

  1. 5-    6245 sayılı Harcırah Kanunu`nun 42`nci maddesinde geçici görevle başka yere gönderilenlerden, 37`nci maddesinde ise mesleki bilgileri artırmak amacıyla memuriyet mahalli dışında açılan kurs veya okullara gönderilenlerden söz edilmektedir. Bu itibarla anılan Kanunun 37`nci maddesi uyarınca kursa katılanların 42`nci maddede yer alan 90 ve 180 günlük sınırlamalara tabi olmaması gerekeceği cihetle; kursa katılan personele kurs süresince geçici görev gündeliğinin ödenmesinde mevzuata aykırı bir husus bulunmadığına, Sayıştay  6. Daire Kararı    30.11.1999 /  9959
  2. 6-    6245 sayılı Harcırah Kanununun 42hci maddesinde; "Geçici bir görev ile başka bir yere gönderilenlere, görev mahalline varış tarihinden itibaren bu Kanuna göre verilen gündelikler;

a) Yurtiçinde bir yıllık dönem zarfında aynı yerde, aynı iş için ve aynı şahsa 180 günden fazla verilmez. İlk 90 gün için tam, takip eden 90 gün için 2/3 oranında ödenir.

b)............................

Geçici görevlendirmelerde meydana gelecek ara vermeler bu müddetleri veya gündelik miktarını artırmaya neden olamaz." denilmektedir.

Sağlık Ocağı Şoförü 3 ay süreyle Fethiye`de geçici olarak görevlendirilmiş, daha sonra ikinci bir görevlendirmeyle aynı yer ve aynı iş için 90 gün tam ve 20 günü 2/3 olmak üzere 110 günlük yevmiye ödenmiştir. Dolayısıyla 180 tam ve 20 günü de 2/3 olmak üzere toplam 200 gün üzerinden yevmiye tahakkuk ettirilmiştir.

Yukarıda açıklanan 42`nci madde hükmü uyarınca, ilk 90 gün için tam, ikinci 90 gün için 2/3 oranında yevmiye ödenmesi, 20 gün için de yevmiye ödenmemesi gerekirken bu hususa uyulmaması sonucu fazla ödenen tutarın sorumlulara ödettirilmesine, 5. Daire Karar Tarihi : 10.5.2001 Tutanak No   :4801

  1. 7-    1.  Yokluk ile mutlak butlan halleri hariç ve kişinin gerçek dışı veya hilesi de sebebiyet vermemiş olmak kaydıyla, idarenin yanlış şart tasarrufunu, (özellikle yanlış intibak işlemi) ancak  iptal davası süresi veya kanunlarda özel bir süre varsa bu süre içinde, yahut iptal davası açılmışsa dava sonuna kadar geriye yürür şekilde geri alabileceğine,

2.  Bu   süreler   geçtikten   sonra   yanlış   tasarrufun   geriye   yürür   şekilde   geri alınmayacağına

3.  Bu süreler geçtikten sonra yanlış tasarrufun geri alınması halinde, geri alma gününe kadar doğmuş durumların parasal sonuçları da dahil olmak üzere, hukuken kazanılmış durum olarak tanınması gerekeceğine,

4.  Bu nedenle yanlış işlemin (intibakın) bu süreler geçtikten sonra geri alınması durumunda geri alma gününe kadar ödenmiş bulunan fazla paraların (aylıkların) hukuken geçerli bir nedenle ödenmiş bulunduğunun kabulü gerekmesi karşısında artık sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılarak geri istenemeyeceğine, (Yrg.İç.Bir.Gn.K. 27.01.1973-E.1972/6;K.1973/2)

  1. 8-    Memurlara Yapılan Fazla Ödemelerin Geri Alınması Hk.

Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, 22.12.1973 tarih ve 1969 /8. 1973/14 sayılı kararı ile, idarenin, yokluk, açıklık, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde, süre aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayanarak ödediği meblâğı her zaman geri alabileceği ancak;  belirtilen bu istisnalar dışında kalan durumlarda yapılan ödemelerin, ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere 60 gün (dava açma süresi) içinde geri isteyebileceği, 60 günlük süre geçtikten sonra geri almanın mümkün olamayacağı sonucuna varmıştır

Yukarıdaki içtihat kararı gereğince, maddi hata yapılması, idareyi aldatıcı belge ibraz edilmesi, beyan esasına dayanılarak yapılacak ödemelerde gerçek dışı beyanda bulunulması.... gibi nedenlerle, bir memura fazla ve yersiz olarak yapılan ödemelerin, 60 günlük süreye bağlı kalınmaksızın her zaman geri alınması mümkündür. Ancak; idarenin kendi ihmali ve bilgi azlığı gibi nedenlerden kaynaklanan idari işlemlere dayanılarak yapılan fazla ve yersiz ödemelerin (örneğin: bir memura, memurun bilgisi dışında idarece fazla ve yersiz maaş, ücret, tazminat ... ödenmesi gibi), ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere mutlaka 60 günlük dava açma süresi içinde geri istenmesi gerekecek böylece, idarenin fuzuli davalara muhatap olması önlenmiş olacaktır. 1969/8 E; D.İçt.Bir.K.

  1. 9-    Geçici görevin ifası sırasında ikametgah ile vazife mahalli arasında taksi ücretinin ödenemeyeceği.

1144 nolu İlâmın 4`üncü maddesiyle; 6245 sayılı Harcırah Kanununun 14`üncü maddesine göre ancak gidiş ve dönüşlerdeki vazife mahalli veya ikametgah ile iskele, durak, istasyon arasında taksi ücreti ödenebilmekte iken, geçici görevli olarak Ankara`ya gelen Defterdar ...............`a geçici görevin ifası sırasında ikametgah (Konukevi) ile vazife mahalli (Bakanlık) arasında taksi ücretinin ödenmesi nedeniyle ..........liraya tazmin hükmolunmuştur.

6245 sayılı Harcırah Kanununun 14`üncü maddesinde "Aşağıda gösterilen memur ve hizmetlilere muvakkat vazife harcırahı olarak yol masrafı ve yevmiye verilir ve hamal (cins ve adedi beyannamede gösterilmek üzere) bagaj ve ikamet ve vazife mahalli istasyon, iskele veya durak arasında nakil vasıtası masrafı da ayrıca tediye olur." Hükmü gereği ancak gidiş ve dönüşlerdeki görev yeri veya ikamet ile iskele, durak, istasyon arasındaki nakil vasıtası ücreti ödenmesi mümkün olup, geçici görevin ifası sırasında ikametgah ile görev yeri arasında taksi ücretinin ödenmesi mümkün bulunmadığından tazmin hükmünün tasdikine, karar verildi. Sayıştay Temyiz Kurulu Kararı 19.09.2000/ 24839

  1. 10- İlköğretim müfettişlerinin mutat taşıt işlemeyen veyahutta görevin yerine getirilmesine engel teşkil edecek şekilde belirli aralıklarla mutat taşıt bulunan görev mahalline özel oto ile gidip gelmelerinde mevzuata aykırılık bulunmadığına, 4. Daire Karar Tarihi : 9.10.2001 Tutanak No   : 29260
  2. 11- 5542 sayılı İl İdaresi Kanununun 8`inci maddesinin (B) bendi uyarınca önce valilik emrine atanıp, sonra asıl görev yapacakları ilçe, bucak veya köylere gönderilen öğretmenlere ödenecek harcırahın unsurlarından biri olan yer değiştirme masrafının hesabında, kendisi ve harcıraha müstahak aile fertlerinden her biri için yurtiçi gündeliğinin belirli katı tutarında verilecek sabit unsurun bir kez mi, yoksa iki kez mi dikkate alınacağı hususunda, 2`nci Dairenin 25.2.1985 gün ve 549 sayılı, 3`üncü Dairenin 25.9.1984 gün ve 140 sayılı, 5`inci Dairenin 20.12.1984 gün ve 310 sayılı, 6`ncı Dairenin 4.2.1985 gün ve 424 sayılı ilâmlarıyla ilgili tutanaklarda yer alan hükümler arasında aykırılık bulunduğundan bahisle, 832 sayılı Sayıştay Kanununun 80`inci maddesi hükmü uyarınca içtihadın birleştirilmesi istemi.

6245 sayılı Harcırah Kanununun 5`inci maddesinde, harcırahın, yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafını ihtiva edeceği, ilgilinin, bu Kanun hükümlerine göre bunlardan birine, birkaçına veya tamamına müstahak olabileceği; 10`uncu maddesinin 1`inci bendinde, yurtiçinde veya dışındaki bir sürekli göreve yeniden veya naklen atanan memurlara, yeni görev yerlerine kadar yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafı verileceği; 9`uncu maddesinde de, naklen veya tahvilen başka bir mahalle gönderilen memurlara ödenecek sürekli görev yolluğunun eski memuriyet mahallinden itibaren hesaplanacağı hükme bağlanmıştır.

Harcırah Kanununun yukarıya alınan hükümlerine göre, bir memura sürekli görev yolluğu ödenebilmesi için, naklen başka bir mahalle atandığına ilişkin bir atama işleminin bulunması gerekmektedir. Bu durumda memur, eski görev mahallinden yeni görev mahalline kadar yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafından oluşan sürekli görev yolluğuna hak kazanacak ve kendisine bu dört unsur da dikkate alınarak harcırah hesaplanıp, ödenecektir.

23.4.1981 gün ve 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanunun 2`nci maddesinde, bu Kanuna ekli (1) sayılı cetvelde gösterilen unvanları taşıyan görevlere Bakanlar Kurulu Kararı ile, (2) sayılı cetvelde gösterilen unvanları taşıyan görevlere müşterek kararla atama yapılacağı, 3`üncü maddesinde, bu Kanuna ekli cetvellerde yer almayan unvanları taşıyan kadro ve görevlere yapılacak atama ve nakillerde, bu Kanunun kapsamına giren kuruluşların teşkilat kanunlarında veya özel kanunlarındaki hükümlerine uygulanmasına devam olunacağı belirtilmiş; 27.9.1984 gün ve 3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında 174 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 13.12.1983 gün ve 174 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname`nin Bazı Maddelerinin Kaldırılması ve Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında 202 sayılı Kanun Hükmünde Kararname`nin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 43`üncü maddesinde; 2451 sayılı Kanun hükümleri dışında kalan memurların atanmalarının bakan tarafından yapılacağı, bakanın bu yetkisini alt kademelere devredebileceği hükme bağlanmış ve bakanlıkların teşkilatına ilişkin kanun veya kanun hükmünde kararnamelerde de aynı hükme yer verilmiştir.

Bu hükümler incelendiğinde, bakanlıkların merkez veya taşra birimlerinin, üst yönetim görevlileri dışında kalan memurların ancak bakan veya onun görevlendireceği kimselerce atanabildikleri görülmektedir. Bu hükümler gereği memurlar, genellikle doğrudan doğruya görev yapacakları yerlere atanmaktadırlar.

öte yandan, 5442 sayılı İl İdaresi Kanununda da, bakanlık veya tüzelkişiliği haiz genel müdürlüklerin taşra teşkilatında çalışıp, merkeze bağlı memurların atamalarıyla ilgili, 3046 sayılı Kanunun 43`üncü maddesindeki hükme paralel düzenlemeler bulunmaktadır. Gerçekten anılan Kanununun 8`inci maddesinin (A) bendinde, yetiştirme ve ikmal kaynakları bakanlıklar veya tüzelkişiliği haiz genel müdürlüklere bağlı olup, il genel teşkilatı içinde birden fazla istihdam yerleri bulunan meslek, fen ve uzmanlık kadrolarına dahil görevlerden, ilçe idare şube başkanı sıfatını haiz olanlarla il merkezinde Devlet gelir, giderlerinin ve mallarının tahakkuk, tahsil, ödeme ve idaresiyle ilgili ikinci derecedeki müdürlerin, şube şefleri ve kontrol memurlarının, nakit muhasipleriyle, lise, orta ve o derecedeki okul müdür ve öğretmenlerinin ve hastaneler mütehassıs hekimlerinin bakanlıklar veya tüzelkişiliği haiz genel müdürlükler tarafından atanacağı hükme bağlanmıştır.

Ne var ki, sözü edilen Kanunun yine aynı maddesinin (B) ve (C) bentlerinde, yukarıda belirtilen kuralın istisnalarına yer verilerek, (B) bendinde, (A) bendinde belirtilenlerin dışında kalan memurların, bakanlıklar veya tüzelkişiliği haiz genel müdürlükler tarafından valilik emrine atanacağı, bu gibilerin görev yerlerinin, il idare şube başkanının inhası üzerine valilerce saptanacağı; (C) bendinde de, (A) ve (B) bentlerinde yazılı bütün memurların gerektiğinde il içindeki nakil ve tahvillerinin, mensup olduğu il idare şube başkanlarının inhası üzerine valiler tarafından yapılmakla beraber, durumun, memurun bağlı olduğu bakanlık veya genel müdürlüğe sebepleriyle bildirileceği ifade edilmiştir.

Yukarıda açıklanan hükümlerden anlaşılacağı üzere, bakanlık veya tüzelkişiliği haiz genel müdürlüklerin taşra teşkilatında görevli ve merkeze bağlı memurlardan, 5442 sayılı Kanunun "I- İl memurlarının tayin usulü" başlıklı kısmında yer alan 8`inci maddesinin (A) bendinde yazılı olanların atamaları, görev yerleri de belirtilmek suretiyle doğrudan doğruya bakanlık veya genel müdürlüklerce yapılmakta, bunların dışında kalanlar önce bakanlık veya genel müdürlüklerce valilik emrine, sonra da valilerce görev yerlerine atanmaktadırlar. Böylece bu gibi memurlar farklı mevzuat gereği ayrı kurumlarca ve iki kez atamaya tabi tutulmakta ve haklarında iki ayrı atama işlemi söz konusu olmaktadır.

6245 sayılı Kanunun 10`uncu maddesinde, memurların, her atama işleminde yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafından oluşan harcıraha müstahak olacakları belirtildiğine göre, 5442 sayılı Kanunun 8`inci maddesinin (b) bendi uyarınca, bakanlıklarca valilik emrine, valilerce de asıl görev yapacakları yere atanan memurlara, yukarıda belirtilen unsurlardan oluşan harcırahın iki kez ödenmesi gerekmektedir.

6245 sayılı Kanunun değişik 45`inci maddesine göre yurtiçinde yer değiştirme masrafı, memurun kendisi ve harcıraha müstahak aile fertlerinden her biri için yurtiçi gündeliğinin belirli bir katı tutarında verilen ve "kat yevmiyesi" olarak da adlandırılan sabit unsur ile her kilometre veya deniz mili başına yurtiçi gündeliğinin yüzde beşi oranında hesaplanan değişken unsurdan oluşmakta olup; 5442 sayılı Kanunun 8`inci maddesinin (B) bendine dayanılarak önce valilik emrine atanıp, sonra valilikçe asıl görev yapacağı mahalle gönderilen memurlara, ikinci atama işlemi nedeniyle diğer harcırah unsurları meyanında yer değiştirme masrafının sabit unsurunun da yeniden ödenmesi gerekli görülmektedir.

öte yandan, yer değiştirme masrafının sabit unsuru, yeni görev yerine varış tarihinden o mahalde ev bulup yerleşinceye kadar geçecek günlere ait giderlerle diğer çeşitli giderleri karşılamak amacıyla ödenmektedir. 5442 sayılı Kanunun 8`inci maddesinin (B) bendi uyarınca, önce valilik emrine atanıp ile gelen sonra valilikçe atandığı ilçe, bucak veya köylerdeki asıl görev yerine giden memur söz konusu giderleri iki kez yapacağından, kendisine kat yevmiyesinin her iki atama için ayrı ayrı ödenmesi, amaca da uygun düşecektir.

Bu nedenlerle, 5442 sayılı Kanunun 8`inci maddesinin (B) bendi hükmü uyarınca önce valilik emrine atanıp, sonra valilikçe asıl görev yapacakları ilçe, bucak veya köylere gönderilen memurlara bu meyanda öğretmenlere ödenecek yer değiştirme masrafının hesabında, kendisi ve harcıraha müstahak aile fertlerinin her biri için yurtiçi gündeliğinin belirli katı tutarında verilecek sabit unsurunun her iki atama için ayrı ayrı dikkate alınmasında kanuna aykırı bir husus bulunmamaktadır.

SONUÇ : 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 8`inci maddesinin (B) bendi hükmü uyarınca önce valilik emrine verilip, sonra valilikçe asıl görev yapacakları ilçe, bucak veya köylere atanan öğretmenlere ödenecek harcırahın unsurlarından biri olan yer değiştirme masrafının hesabında, kendisi ve harcıraha müstahak aile fertlerinden her biri için, yurtiçi gündeliğinin belirli katı tutarında verilecek sabit unsurun her iki atama için de dikkate alınması gerektiğine ve içtihadın bu yolda birleştirilmesine çoğunlukla karar verildi. Sayıştay  Genel Kurul Kararı 09.05.1985 /  4497/3

  1. 12- Her ikisi de memur veya hizmetli olan eşlerden birinin emekli olması ve başka bir yerde ikamet edeceğini beyan etmesi halinde, 6245 sayılı Harcırah Kanununun değişik 45`inci maddesine 2851 sayılı Kanunla eklenen fıkraya göre yer değiştirme masrafının değişken unsurunun tam olarak mı yoksa yarım olarak mı ödeneceği hususunda Sayıştay görüşü tespitine ilişkin Maliye ve Gümrük Bakanlığı istemi.

6245 sayılı Harcırah Kanununun 2562 sayılı Kanunla değişik 45`inci maddesinde, yurtiçinde yer değiştirme masrafının, memur ve hizmetlinin kendisi için yurtiçi gündeliğinin yirmi katı, harcıraha müstahak aile fertlerinin her biri için (yurtiçi gündeliğinin kırk katını geçmemek üzere) on katı, her kilometre veya deniz mili başına yalnız kendisi için yurtiçi gündeliğinin yüzde beşi olarak hesaplanması öngörülmüş; bu maddeye 2851 sayılı Kanunla eklenen fıkrada, bu maddeye göre harcıraha müstahak memur veya hizmetlinin eski görev mahallinden yeni görev mahalline atanan memur veya hizmetli eşine her kilometre veya deniz mili başına hesaplanacak miktarın yarısının ödeneceği hükme bağlanmıştır.

Aynı Kanunun 10`uncu maddesinin değişik 2`nci bendinde de, emekliliğini isteyen veya emekliye sevk olunan yahut haklarında toptan ödeme hükümleri uygulanan memur ve hizmetlilere, Türkiye dahilinde ikamet edecekleri yere kadar ve yalnız bir defaya mahsus olmak üzere yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafı verileceği belirtilmiş bulunmaktadır.

6245 sayılı Kanunun değişik 45`inci maddesine 2851 sayılı Kanunla eklenen fıkrada ".... eski görev mahallinden yeni görev mahalline atanan ...." memur ve hizmetlilerden söz edilmektedir. Bilindiği üzere atanma personel mevzuatında, aday olarak atanma, asli memurluğa atanma, istisnai memurluklara atanma, yer değiştirme suretiyle atanma gibi şekillerde tezahür eden, bir kimseye kamu hizmeti tevdi etmek suretiyle belli görev ve sorumluluklar yükleyen hukuki bir tasarruftur. Emeklilik ise, belirli bir yaşa ulaşmış ve muayyen bir süre hizmet etmiş olmak şartıyla kişiyi fiili hizmetten ayıran bir tasarruf olup, bunun, atanma olarak mütâlaası mümkün değildir. Keza, emekli olan bir kimsenin yeni görev mahallinden söz edilemeyeceği de açıktır.

Harcırah Kanununun değişik 45`inci maddesine 2851 sayılı Kanunla eklenen fıkrada yeni görev mahalline atanmadan söz edildiğine; emeklilik, atama işlemi olmadığı gibi emekli olan bir kimsenin yeni görev mahallinden de bahsedilemeyeceğine göre, emekli olan memur veya hizmetlilere söz konusu fıkranın tatbik kabiliyeti bulunmamakta ve dolayısıyla her iki eşe de yer değiştirme masrafının değişken unsurunun tam olarak ödenmesinde herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.

Medeni Kanunun 21`inci maddesinde karının, ikametgahının, kocasının ikametgahı olacağının belirtilmiş olması karşısında, ulaşılan sonucun, bu maddeyle nasıl bağdaştığı sorusu akla gelmekte ise de, ulaşım imkânlarının artması, çocukların öğrenimleri gibi nedenlerle hayat şartlarının değişmiş olması vakıası bir yana 6245 sayılı Kanunda, Medeni Kanunun ikametgah tanımıyla bağlı kalınmayarak harcıraha hak kazanma açısından başka esaslar benimsenmiştir. Gerçekten, gerek 6245 sayılı Kanun, memur ve hizmetli tarafından tayin veya naklolunduğu mahalle götürülmeyerek ikamet amacıyla ve topluca bu mahalden başka bir yere gönderilen aile efradı için -yeni memuriyet mahalline kadar hesaplanacak harcırahı tecavüz etmemek ve bilahare bu mahalle getirilmelerinde bir şey verilmemek şartıyla- bu yerlere kadar ve müteakip tayin ve nakillerde de -memur veya hizmetlinin bulunduğu yerden yeni vazife mahalline kadar hesaplanacak miktarı tecavüz etmemek kaydıyla- aile efradının bulundukları yerden yeni memuriyet mahalline kadar harcırah verilmesini öngören 25`inci maddesinde gerek aile ile birlikte oturulması yasak bölgelere geliş gidişte aile harcırahını düzenleyen 16`ncı ve birlik halinde yabancı ülkelere gönderilecek Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının harcırahına ilişkin 17`nci maddelerinde, harcıraha hak kazanma açısından Medeni Kanunun kanunŒ ikametgah kavramıyla bağlı kalınmayarak fiilen oturulan yer esas alınmıştır. Keza, 2851 sayılı Kanunun gerekçesiyle yerlerden eşya nakletmek durumunda olan eşlerden her ikisine de ödeme yapılacağının belirtilmiş olması da, bu durumu teyit etmektedir.

İsteğin Özeti: Eskişehir İdare Mahkemesinin 13.11.1987 günlü, E:1986/685, K:1987/720 sayılı kararının dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.

Danıştay Savcısı N.G.`nin Düşüncesi: Temyiz talebi; davacıya Afyon İli Işıklar Kasabası İlkokulu öğretmenliğinden Afyon Merkez Hürriyet İlkokulu Öğretmenliğine naklen atanması nedeniyle yolluk ödenmemesine dair olan işlemin iptali yolunda Eskişehir İdare Mahkemesince verilen kararın bozulmasına ilişkindir.

6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümleri uyarınca yer değiştirme masrafı daimi görev yeri değişen memura kendisinin ve aile fertlerinin yeni görev mahalline gitmeleri ve götürmek zorunda oldukları eşyalarının nakli için gerekli olan masrafları karşılamak amacıyla verilmektedir.

Dosyanın incelenmesinden davacının Işıklar Kasabası İlkokulu öğretmeni iken, yine aynı kasabada İlkokul Üğretmeni olarak görev yapan eşinin Milli Eğitim Gençlik ve Spor Müdürlüğüne vermiş olduğu 30.12.1985 günlü dilekçesindeki talebi üzerine, 657 sayılı Kanuna 2670 sayılı Kanunla eklenen ek 2. madde hükmü uyarınca valinin onayı ile eşi ile birlikte Afyon İl Merkezinde ikamet ettiği anlaşılmıştır. Bu durumda davacının Afyon il merkezinde bulunan bir ilkokula naklen tayin edilmesi sonucu sadece görev yeri değişmiş olup ikametgah mahalli değişmediğinden kendisine yolluk ödenmemesinde kanuna aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle dava konusu işlemi iptal eden İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmediğinden temyiz isteminin kabulü ile kararın bozulması ve davanın reddi gerektiği düşünülmüştür.

Türk Milleti Adına hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince işin gereği düşünüldü: Afyon ili Işıklar Kasabası İlkokulu Öğretmenliğinden, Afyon Merkez Hürriyet İlkokuluna naklen atanan davacı, yolluğunun verilmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açmıştır.

Eskişehir İdare Mahkemesinin 13.11.1987 günlü, E:1986/685, K:1987/720 sayılı kararıyla; Afyon İli Işıklar Kasabasından, Afyon Merkez Hürriyet İlkokulu Öğretmenliğine daimi olarak nakledildiği çekişmesiz olan davacıya 6245 sayılı Yasanın 10. maddesi ile 657 sayılı Yasanın 62. maddeleri uyarınca ödenmesi zorunlu olan, yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve diğer yer değiştirme masraflarının ödenmemesinde yasal isabet bulunmadığı gerekçesiyle işlem iptal edilmiştir.

Davalı idare, davacının naklen atama işlemiyle sadece görev yerinin değiştiğini, ikametgahının değişmediğini, dolayısıyla yer değişikliği olmadığından yolluk ödenmesi gerekmediğini öne sürmekte ve kararın temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

6245 sayılı Harcırah Kanununun 5. maddesi "Harcırah yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafını ihtiva eder. İIgili bu kanun hükümlerine göre bunmardan birine, birkaçına veya tamamına müstahak olabilir." hükmünü taşımakta, aynı Yasanın 10. maddesinin 1. fıkrasında da, yurt içinde veya yurt dışındaki daimi bir vazifeye yeniden veya naklen tayin olunanlarla yabancı memleketlerdeki memuriyet merkezi tebdil olunan veyahut bu yerlerden yurt içinde diğer bir daimi vazifeye tayin edilen memur ve hizmetlilere yeni vazife mahallerine kadar yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafı verileceğine işaret edilmektedir.

Afyon Merkez Hürriyet İlkokuluna naklen atanan davacının, öğretmen olan eşiyle birlikte Afyon İli Merkezinde oturduğu, naklen atama işleminin sadece görev yerinde değişikliğe yolaçtığı, ikametgahının değişmediği dava dosyasında bulunan bilgi ve eşine ait belgelerin incelenmesinden anlaşılmıştır.

6245 sayılı Yasanın 5. maddesinde yer alan tanıma göre, harcırah ancak gerçekten yapılmış olan kimi harcamaların karşılığı olarak verileceğinden, ikametgahı değişmeyen davacının sözü geçen maddede belirtilen yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masraflarından hangilerine hak kazandığı; başka bir anlatımla adı geçenin nakil işlemi nedeniyle yapmak zorunda kaldığı masrafların neler olduğu incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekmekte olup; Mahkemenin sadece naklen atama işleminin varlığı gözönünde tutularak 6245 sayılı Yasanın 10/1. maddesinde sayılan masrafların tümünün ödenmesi gerektiği gerekçesiyle idari işlemin iptali yolunda verdiği kararda hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile Eskişehir İdare Mahkemesinin 13.11.1987 günlü, E:1986/685, K:1987/720 sayılı kararının 2577 sayılı Yasanın 49. maddesinin 1/b. fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Yasayla değişik 3. fıkrası uyarınca ve belirtilen hususlar gözönünde bulundurularak yeniden karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, 13.11.1991 tarihinde oybirliği ile karar verildi. T.C. DANIŞTAY 5. DAİRE E. 1988/1714 K. 1991/2118

İNCELEME : Konu ile ilgili mevzuat ve bu husustaki Daire Kararı incelenerek gereği görüşüldü.

Harcırah unsurları, 6245 sayılı Harcırah Kanununun III` üncü Kısmında bölümler halinde ele alınmış ve bu unsurlardan yer değiştirme masrafı, sözü edilen Kısmın IV` üncü bölümünde yer alan 45-47`nci maddelerde düzenlenmiştir.

Bu çerçevede, yurtiçi yer değiştirme masrafının nasıl hesaplanacağı 45`nci maddede, yurtdışı yer değiştirme masrafının nasıl hesaplanacağı 46`ncı maddede ve yer değiştirme masrafının hesabında dikkate alınacak kilometre veya deniz milinin nasıl bulunacağı da 47`nci maddede belirtilmiştir.

Anılan 47`nci maddede hesaba esas tutulacak kilometre veya deniz milinin, yurtiçinde ve yurtdışında farklı esaslara göre tespiti öngörülmüştür. Buna göre yurtiçinde, iki mahal arasında mutat olan gidip gelmeye elverişli en kısa kara ve deniz yolunun, yurtdışında ise, ülkeler ve bölgelerine göre, Dışişleri ve Ulaştırma bakanlıklarının görüşü alındıktan sonra Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek mesafelerin hesaba esas tutulması gerekmektedir.

Yurtdışı yer değiştirme masrafının hesabında dikkate alınacak kilometre veya deniz milinin tespiti konusunda 6245 sayılı Kanunun 47`nci maddesiyle Bakanlar Kuruluna verilen yetkiye dayanılarak çıkarılan 28.5.1982 tarih ve 8/4778 sayılı Kararnameye ekli cetvellerde, belli çıkış noktalarının, gidilecek ülkelere veya o ülkelerin bölgelerine olan uzaklıkları ayrı ayrı tespit edilmiştir. Diğer bir ifadeyle, söz konusu cetvellerde, çıkış ve varış mahalleri arasındaki fiili uzaklıklar değil, ülkelere veya ülkelerin belli coğrafi bölgelerine göre belirlenen ortalama uzaklıklar esas alınmıştır.

Nitekim 11.12.1981 tarih ve 2562 sayılı kanunla, 6245 sayılı Kanunun bahis konusu 47`nci maddesinde yapılan değişikliğin gerekçesinde de, yurtdışı yer değiştirme masrafının hesabında esas alınacak kilometre veya deniz milinin, ülkeler ve bölgelere göre, ortalama miktarlar itibariyle tespit edileceği belirtilmek suretiyle, bu hususta benimsenen usule açıklık getirilmiştir.

Bu durum karşısında, yurtdışı yer değiştirme masrafının hesabında sadece söz konusu Kararname eki cetvellerde yer alan mesafelerin esas alınması gerekmekte olup, bunun dışında fiilen kat edilen mesafeler için ödeme yapılması mümkün değildir.

Zira Harcırah Kanununun 47`nci maddesinde, hesaba esas tutulacak kilometre veya deniz milinin nasıl bulunacağı, yurtiçi ve yurtdışı için ayrı ayrı belirtilmiş ve yurtiçinde iki mahal arasındaki mesafe ölçü olarak gösterildiği halde, yurtdışında ülkelere ve bölgelerine göre Bakanlar Kurulunca tespit edilecek mesafelerden bahsedilmiştir.

Dolayısıyla, yurtdışı yer değiştirme masrafı için Bakanlar Kurulunca tespit edilen mesafelerden farklı bir mesafenin kabulü ya da bu mesafelere herhangi bir ilave yapılması mümkün değildir. Aksi durum, Bakanlar Kurulunun kanundan doğan yetkiyle yaptığı tespitlerin dışına çıkmak ve böylece Kanun Koyucunun yerine geçerek yeni bir esas ve ölçü ihdas etmek anlamına gelecektir.

Kaldı ki, Kararnameyle belirlenen mesafelere, fiili görev mahalli esas alınarak ilave yapılması, bazı hallerde bu mesafelerden indirim yapılmasını da gerektirecektir. Böyle bir yorumun kanuna uygun düşmemesi bir yana, uygulanmasında da güçlük bulunmaktadır. Ayrıca bu ilave mesafeler için yurtiçi yer değiştirme masrafı ödenmesi ise, kanunda öngörülenin aksine, yurtdışı yer değiştirme masrafının hesabında iki ayrı ölçü kullanılması sonucunu doğuracaktır.

Diğer taraftan, Kararnamede gösterilen ülkeler ya da bölgeler ile yurtdışındaki fiili görev mahalli arasındaki mesafelerin, yer değiştirme masrafının hesabında dikkate alınması mümkün bulunmadığına göre, yurtiçindeki fiili görev mahallinin de bu hesaba müessir bir unsur olarak kabulü söz konusu olamaz.

Bütün bu nedenlerle, yurtdışı sürekli görev yolluğuna ilişkin olarak, 6245 sayılı Kanunun 46`ncı maddesinin (c) bendi uyarınca verilecek yer değiştirme masrafının hesabında, aynı Kanunun 47`nci maddesinin (b) bendi uyarınca çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararına ekli cetvellerde gösterilen mesafelerin esas alınması gerekmekte olup, bunların dışındaki mesafelere göre tahakkuk ve ödeme yapılması mümkün bulunmamaktadır.

SONUÇ : Yurtdışı sürekli görev yolluğuna ilişkin olarak, 6245 sayılı Harcırah Kanununun 46`ncı maddesinin (c) bendi hükmü gereğince verilecek yer değiştirme masrafının mesafeye göre değişen kısmının hesaplanmasında, aynı Kanunun 47`nci maddesinin (b) bendi uyarınca çıkarılan 28.5.1982 tarih ve 8/ 4778 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına ekli cetvellerde gösterilen mesafelerin esas alınması gerektiğine, yurtiçindeki veya yurtdışındaki fiili görev mahalli dikkate alınarak farklı bir mesafe tespitinin mümkün bulunmadığına çoğunlukla karar verildi. Sayıştay  Genel Kurul Kararı 13.12.1993 /  4793/1

İNCELEME  : Konu ile ilgili mevzuat ve bu hususa ilişkin Daire Kararı incelenerek gereği görüşüldü:

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 214`üncü maddesinde, hizmet içi eğitimin, Devlet memurlarının yetiştirilmelerini sağlamak, verimliliğini artırmak ve daha ileriki görevlere hazırlamak amacıyla uygulanacağı ve bu uygulamanın Devlet Personel Dairesi tarafından ilgili kurumlarla birlikte hazırlanacak yönetmelikler dahilinde yürütüleceği belirtilmiş; 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun 26`ncı maddesinde de, subayların yurt içinde ve dışında yetiştirilmelerinin, yeterliklerinin geliştirilmesinin Meslek Programları Yönetmeliği ile düzenleneceği hükme bağlanmış, bu hükme göre çıkarılan Subay Meslek Programları Yönetmeliği ile gerekli düzenlemeye gidilmiştir.

6245 sayılı Harcırah Kanununun değişik 37`nci maddesinde ise, mesleki bilgilerini arttırmak amacıyla memuriyet mahalli dışında açılan kurs veya okullara gönderilenlere, bu Kanuna göre geçici görev gündeliği verileceği belirtilmiş, bunlardan yeme ve yatmaları sağlananların gündeliklerinden belli oranlarda indirim yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Bu durum karşısında 657 ve 926 sayılı kanunların yukarıda belirtilen hükümleri doğrultusunda hazırlanan yönetmelikler gereğince programlanan ve memuriyet mahalleri dışında düzenlenen kurs veya okullara katılanlara, anılan maddedeki esas ve ölçülere göre geçici görev gündeliği verilmesi gerekmektedir.

6245 sayılı Kanunun 37`nci maddesi uyarınca verilen gündeliklerin, kurs veya okullara katılanların memuriyet mahalleri dışındaki yeme, yatma gibi bir takım giderlerini karşılamak amacına dönük olduğu göz önünde bulundurulduğunda, kurs veya okuldaki eğitime program gereği ara verilmesinin, bu süre içinde asıl memuriyet mahallerine dönmeyen kursiyerlere ödenen gündelikleri olumsuz yönde etkilememesi gerekir. Zira, ara verme süresi içinde kurs veya okul mahallinde kalan bu kişiler, zorunlu bir takım masrafları yapmaya devam edecekler, dolayısıyla Harcırah Kanununun amacına uygun olarak gündeliğe hak kazanmış olacaklardır.

Ancak, özel nedenlerle kurs veya okula devam edemeyen ve bu mahallerden ayrılan kursiyerler bakımından, 6245 sayılı Kanunun 37`nci maddesindeki şartlar yerine getirilmemiş sayılacağından, bu gibilere sözü edilen durumlarda geçici görev gündeliği ödenmesinin mümkün olamayacağı ise ortadadır.

Açıklanan nedenlerle, memuriyet mahalli dışında açılan kurs veya okullara gönderilenlere, asıl memuriyet mahallerine dönmemeleri kaydıyla, program gereği derslere ara verilen yarı yıl tatiline isabet eden günlerde de, geçici görev gündeliği ödenmesinin mevzuata aykırı bir yanı bulunmamaktadır.

SONUÇ  :  Belirli süreli yarıyıl tatilini de içine alan bir dönem için programlanmış bulunan kurs veya okullara katılanlara, yarı yıl tatiline isabet eden günlerde, fiilen derse girme şartına bakılmaksızın, asıl görev mahallerine dönmemeleri kaydıyla gündelik ödenmesinin mümkün bulunduğuna oybirliğiyle karar verildi. Sayıştay  Genel Kurul Kararı    24.09.1987 /  4606/3

Kayseri İdare Mahkemesinin 22.05.1991 günlü, E: 1990/1165, K: 1991/444 sayılı kararıyla; PTT Personel Yönetmeliğinin "hizmet gereği nakil" başlığı altında düzenlenen 61. maddesinin (e) fıkrasıyla teftiş veya soruşturmanın selametle yürütülmesi ya da görev yerindeki hoş olmayan bir durumun önlenmesi amacıyla memurlarının görev yerlerini değiştirme konusunda idareye kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlı olarak takdir yetkisi tanındığı, 657 sayılı Kanunun 62. maddesinde ise yer değiştirme suretiyle yapılan atamalarda memurlara atama emirleri tebliğ edilince yolluklarının saymanlıklarca derhal ödeneceğinin öngörüldüğü, 6245 sayılı Harcırah Kanunu`nun 4. maddesinde yolluk verilecek kimseler ve istisnalarının belirtildiği ve bu madde hükmüne göre becayiş olanlar ile mahallen temin ve görevlendirilmeleri mümkün ve mutad olan hizmetlilere ve bunların aile fertlerine yeni ve açıktan atanmalarda ve emeklilik hariç göreve son verilme hallerinde harcırah verilmeyeceğinin hükme bağlandığı, sayılan istisnalar arasında yeri değiştirilen memurlara yolluk verilmeyeceği hususunun yer almadığı, nitekim aynı Kanunun 9. maddesinin (b) fıkrasında da naklen veya tahvilen başka bir mahalle gönderilenlere, bu tayinleri sırasında mezunen başka bir mahalde bulunsalar dahi, eski memuriyet mahallerinden itibaren daimi vazife harcırahı verileceğinin hüküm altına alındığı, olayda davacının 1983 yılında ... İli ... İlçesi PTT Müdürlüğünde Telefon Hizmetleri Bölümünde çalışmakta iken merkez müdürü tarafından Bölge Başmüdürlüğüne gönderilmek üzere "gizli kişiye özel" zarf içinde posta çantasına konulan raporu okuyup personele ifşa ettiği ve Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunması nedeniyle Yüksek Disiplin Kurulu kararı ile bölge dışı başka bir merkeze atandığından bahisle ve "görev yerinde hoş olmayan durumun önlenmesi" amacıyla ... İlçesine atama işleminin iptal edilerek tekrar ... İlçesine naklen atandığının ve ... arası için ödenen 607.950.- lira sürekli görev yolluğunun geri alınmasına karar verildiği gibi, ... arası için sürekli görev yolluğu ödenmediğinin dosyanın incelenmesinden anlaşıldığı, 1983 yılında meydana gelen olay nedeniyle 1983-1988 yılları arasında Bölge dışında görevlendirilmiş olan ve bu tarihten sonra herhangi bir olaya adı karışmadığı anlaşılan davacının aradan 7 yıl geçmiş olmasına rağmen aynı olay gerekçe gösterilmek suretiyle atama onayının iptaline ilişkin işlemde kamu yararı ve hizmet gereklerine uyarlık bulunmadığı, nakil işlemi nedeniyle verilen yolluğun geri alınmasında ve geri alınan nakil işlemi ile yeni bir nakil işlemi tesis edildiğinden sürekli görev yolluğunun verilmemesinde de hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiş, ... arası sürekli görev yolluğu tutarı olan 607.950.- liranın davacıya ödemesine ... arası için ödenen ve geri alınan sürekli görev yolluğunun davacıya iadesine hükmedilmiştir.

Davalı idare, davacının ailesi ve evi ...`da olduğu için tayin isteğinde bulunduğunu, harcırahın geri alınmasının bundan kaynaklandığını, yönetmelik gereği görev yerinde hoş olmayan durumun önlenmesi amacıyla adıgeçenin naklinin durdurulduğunu öne sürmekte ve İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

İdare ve Vergi Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkün olup, dava konusu naklen atama onayının geri alınmasına ilişkin işlem yönünden davalı idare tarafından ileri sürülen hususlar bunlardan hiçbirisine uymamaktadır.

Davanın harcıraha ilişkin kısmına gelince; 6245 sayılı Harcırah Kanunu`nun 5. maddesinde "Harcırah; yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafını ihtiva eder. İlgili, bu kanun hükümlerine göre bunlardan birine, birkaçına veya tamamına müstahak olabilir." hükmü yer almış olup; aynı Kanunun 60/1. maddesinde de bu Kanuna göre tahakkuk edecek istihkakın miktarını artıracak şekilde hilafı hakikat beyanname verenlerin bu suretle aldıkları fazla harcırahın Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna veya umumi hükümlere göre tahsil olunacağı hükme bağlanmıştır.

Olayda. ... İli ... İlçesi PTT Müdürlüğünde memur olarak görev yapan davacının, 01.10.1990 tarihli dilekçesi ile eşi ve çocuklarının ... ilçesinde kendi evlerinde oturduğunu belirterek ... İlçesine naklen atanma isteğinde bulunduğu, 16.10.1990 tarihli atama onayı ile isteği doğrultusunda ... PTT Müdürlüğüne memur olarak atandığı, ayrıca kendisine görev yolluk bildirimi neticesinde 607.950.- lira harcırah ödendiği, ancak atama onayının 23.10.1990 tarihli işlemle iptal edilmesi üzerine harcırah almaksızın ... İlçesinden tekrar ... İlçesine dönerek görevine başladığı ve bunun neticesinde atama onayının geri alınmasına ilişkin işlemin iptali istemi yanında geri alınan harcırahın iadesine ve 607.950.- lira harcırahın ödenmesine hükmedilmesi istemiyle bakılan davayı açtığı dosyanın incelenmesinden anlaşılmıştır.

Davacının, naklen atanma isteğinde bulunduğu dilekçesinde eşi ve çocuklarının ... İlçesinde oturduğunu belirtmesine ve bu hususa ilişkin 16.07.1990 tarihli ikametgah belgesini 01.10.990 tarihli dilekçesine eklemesine rağmen, görev yolluk bildiriminde eşi ve yedi çocuğu için de bildirimde bulunarak onlar için harcırah aldığı anlaşılmış olup; bu durumda, davacının beyanının doğruluk derecesinin, gerçek dışı olup olmadığı hususlarının araştırılarak, ulaşılacak sonuca göre yukarıda anılan yasa hükümleri dikkate alınmak suretiyle gerek ... İlçesinden ...`a gerekse ... İlçesinden ...`ya yapılan yer değiştirmelerle ilgili olarak harcırah hakkında bir karar verilmesi gerekirken, bu husus araştırılmaksızın, İdare Mahkemesince ... arası sürekli görev yolluğu tutarı 607.950.-liranın ödenmesine, ... arası için ödenen ve geri alınan sürekli görev yolluğunun davacıya iadesine hükmedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, Kayseri İdare Mahkemesince verilen 22.05.1991 günlü, E: 1990/1165, K: 1991/444 sayılı kararın, dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmında usule ve hukuka aykırılık bulunmadığından davalı idarenin temyiz isteminin reddiyle kararın bu kısmının onanmasına, kararın harcıraha ilişkin kısmı yönünden davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile kararın bu kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesinin 1/b fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Kanunla değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, 23.11.1994 tarihinde işlem yönünden oyçokluğu, harcırah yönünden oybirliği ile karar verildi.

AZIK OYU

... İli ... İlçesi PTT Müdürlüğünde memur olarak görev yapan ve isteği üzerine 16.10.1990 tarihli işlemle ... PTT Müdürlüğüne memur olarak atanan davacının, 1983 yılında ... PTT Müdürlüğünde memur olarak görev yapmakta iken Merkez Müdürü tarafından Bölge Başmüdürlüğüne gönderilmek üzere "gizli kişiye özel" zarf içinde posta çantasına konulan raporu okuyup personele ifşa ettiği ve kimliğini gizleyerek Cumhuriyet Savcılığına ve Adalet Bakanlığına gönderdiği dilekçelerle Merkez müdürü ve personeli hakkında çeşitli iddia ve isnatlarda bulunduğu tespit edilerek başka bir merkeze atandığının belirlenmesi üzerine görev yerinde hoş olmayan durumun önlenmesi amacıyla naklen atama onayının iptal edildiği anlaşılmakta olup; bu nedenle idarenin atama onayının iptaline ilişkin işleminde kamu yararı ve hizmet gerekleri açısından hukuka aykırılık görülmediğinden İdare Mahkemesi kararının atama işleminin geri alınmasına ilişkin işlemin iptaline ilişkin kısmının da bozulması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına karşıyım. T.C. DANIŞTAY 5. DAİRE E. 1991/2701 K. 1994/560

Yine aynı Kanunun 155’inci maddesinde aylık kavramının gösterge (ek gösterge dahil) tablosundaki rakamların Genel Bütçe Kanununda o yıl için tespit edilen katsayı ile çarpılması sonucunda bulunacak miktarı ifade ettiği belirtilmiştir.

Bu hükümler karşısında ikinci görev aylığının hesabına taban aylığının dahil edilmesinin mümkün olmadığına, Sayıştay 8.Daire Kararı 22.05.2001/4816

Vasıtalar İdare Müdürlüğü kadrosunda görevli iken, Neşriyat Müdürlüğüne tedviren atanan şahsa tedviren atandığı göreve ait özel hizmet tazminatı ve yanödeme ödenmiştir. ödemeler ita amirinin deruhte-i mesuliyet etmesi sonunda yapılmış olan ilam hükmünde ita amiri tek başına sorumlu tutulmuştur.

85/10132 sayılı1986 yılında verilecek yanödemelere ilişkin Bakanlar Kurulu kararının 1`inci maddesi (F) fıkrasına göre "Bu tazminat ve zamların ödenebilmesi için cetvelde gösterilen kadro unvanını taşıyan personelin kadro görevinin gerektirdiği hizmeti kanunların öngördüğü durumlar saklı kalmak üzere, fiilen yapması zorunludur." Bu kuralın istisnası yine aynı kararnamenin 4`üncü maddesi (G) fıkrasında 657 Sayılı kanunun 86`ncımaddesi uyarınca yaptırılan "vekâlet" veya "ikinci görev" müesseseleri olup 657 sayılı kanunda yer almayan "tedvir" müessesesi bu istisnalar arasında yer almamaktadır.

Nitekim aynı kararnamenin 5`inci maddesi ile uygulamada doğacak sorunları çözüme bağlama yetkisi verilen Maliye ve Gümrük Bakanlığı24.1.1986 gün ve 18998 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 95 Seri Nolu Devlet Memurları Genel Tebliği`nin "Uygulama ile ilgili ortak açıklama" başlıklı4 üncü madde (C) fıkrası(c) bendinde vekalet ve ikinci görevle görevlendirme dışında kararın 4-G maddesinin uygulanamayacağını belirtirken parantez içinde (tedvir gibi) diyerek konuya kesin olarak açıklık getirmiştir.

Söz konusu atamanın "Belediye Memur ve Müstahdemleri Tüzüğü"nün 36`ncımaddesine göre yapıldığını savunmakta mümkün değildir. Çünkü bu maddeye göre atanılan görevin kadrosunun bulunmaması gerekir. Halbuki Neşriyat Müdürlüğü 3`üncü derece kadrosu bulunan bir görevdir.

Dilekçi savunmasında tedviren atama müessesesinin mevcut yasalarda bulunmadığını, dolayısıyla bu atamanın onayda her ne kadar "tedviren" kelimesi geçse de vekaleten atama olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmekte ise de sorgu safhasında dilekçinin sorguya verdiği cevapta "657 sayılı yasanın 86`ncımaddesinde yer alan vekâlet müessesesinin uygulamada tedvir müessesesinden farklı olması karşısında bu atama yapılmıştır." denilmektedir.

Ayrıca vekâleten yapılan atamalarda teamül olarak atama onayında bu hususun sarahaten belirtildiği görülür. Kaldı ki uzun süreli vekâleten atamalarda yani asilin bulunmasında zorluk çekilen ve uzun süreli vekil eliyle yürütüleceği öngörülen vekaleten atamalarda asilde aranılan şartların vekilde de aranılması genellikle kabul gören bir uygulamadır.

Sorgu cevabından anlaşıldığı kadarıyla adı geçen kişinin öğrenim durumu bu göreve asaleten atanmasına elverişli değildir.

Kaldı ki tedviren atanma onayının deruhte-i mesuliyet aşaması sırasında vekaleten atanma onayına çevrilmesi (yasal şartlar mevcut ise) her zaman mümkün olduğu halde bu yola da gidilmemiş olması atamanın vekâleten atama olarak kabul edilmesini zorlaştıran bir husustur.

Tedviren atanma müessesesi her ne kadar bu günkü mevzuatımızda yer almamakla birlikte uygulamada zaman zaman başvurulan bir yoldur.

Nitekim yukarıya alınan Maliye Bakanlığı Genelgesinde de bu nokta belirtilmektedir. Ancak Kararname ve buna açıklık getiren genelge ile tedviren atanan ve bu görevi yürüten kişilere Kararnamede belirlenen zam ve tazminatların ödenmesine cevaz verilmemektedir.

Hal böyle olunca 1163 sayılı ilâmın 3`üncü maddesi ile verilen tazmin hükmünün tasdikine, karar verildi.  Sayıştay Temyiz Kurulu Kararı  Kararın Numarası : 22746 Kararın Tarihi : 12.05.1992

Tedavi için yurtdışına gönderilen davacı, refakatçisi için verilen yolluk ve ödeneklerin akrabalık derecesinin uygun olmaması sebebiyle geri alınmasına ilişkin Sağlık Bakanlığı Bütçe Dairesi Başkanlığının 13.06.1990 günlü, 113-320/863 sayılı işleminin iptali istemiyle dava açmıştır. Ankara 7. İdare Mahkemesince verilen 19.06.1991 günlü, E: 1990/348, K: 1991/1290 sayılı kararla; Ankara Numune Hastanesi Sağlık Kurulunun 22.06.1989 günlü raporuyla davacının İngiltere`de refakatli olarak tedavi görmesine karar verildiği ve 24.07.1989 günlü, 4362 sayılı Makam onayının alındığı Polatlı Devlet Hastanesi Baştabipliğinin 28.07.1989 günlü yazısıyla eşinin durumunun elverişli olmaması ve bakacak kimsenin bulunmaması nedeniyle kendisine yeğeninin refakat etmesinin uygun görüldüğünün davalı idareye bildirildiği davacının tedavi edilip yurda döndükten sonra yeğeninin 6245 sayılı Yasada belirtilen anlamda "aile efradı"ndan olmadığı gerekçesiyle onun için ödenen yolluk ve ödeneklerinin geri istendiğinin dosyanın incelenmesinden anlaşıldığı, Devlet Memurlarının Tedavi Yardım ve Cenaze Giderleri Yönetmeliğinin 5. maddesi uyarınca yurt dışına gönderilen memurların yol ve tedavi giderleri ila yanlarında refakatçi bulunmasına lüzum görülenlerin harcırahlarının Harcırah Kanunu hükümlerine göre hastanın kurumunca ödenmesi gerektiği, davalı idarenin bilgisi dahilinde refakatli olarak yurt dışına gönderilen davacının refakatçisinin aile efradından olup olmamasının ödenecek para yönünden farklı bir durum yaratmadığı bu nedenle işlemde hakkaniyet kurallarına uygunluk görülmediği gerekçesiyle işlem iptal edilmiştir.

Davalı idareler 6245 sayılı Harcırah Kanunu`nun 18. maddesinin (c) fıkrasında memuriyeti mahalli dışına gönderilen memur veya hizmetliler ile aile fertlerine gidiş ve dönüşleri için yol giderleri ve gündelik ödeneceğinin hükme bağlandığını 20. maddesinde de hastalıkları gereği 18. maddenin (c) bendinde yazılı yerlere bir kimse refakatinde gitmesi lüzumu resmi tabip raporu ile tevsik edilenlere refakat edecek aile efradından birisine veya aile efradından refakat edecek bir kimse bulunmadığı takdirde kurumlarınca refakatçi olarak görevlendirilecek memur veya hizmetliye işin devamı süresince gündelik ve yol giderleri verileceğine işaret edildiğini, buna karşılık adı geçen Kanunun 3. maddesinin (e) fıkrasında aile efradının, ilgili kamu görevlisinin evlilik bağıyla bağlı olduğu eşi ile bakmakla yükümlü olduğu usul ve füruu ve erkek ve kız kardeşleri olarak tanımlandığını, bu sebeple aile fertlerinden olmayan kardeş çocuklarına hastaya refakat etmeleri halinde gündelik ödenmesine imkan bulunmadığını öne sürmekte ve idare mahkemesi kararının temyizen incelenerek buzulmasını istemektedirler.

İdare ve Vergi Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesine belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkün olup, davalı idareler tarafından öne sürülen hususlar bunlardan hiçbirisine uymamaktadır.

6245 sayılı Harcırah Kanunu`nun 3. maddesinin (e) bendinde "Aile fertleri; memur ve hizmetlinin, harcırah verilmesini gerektiren olay sırasında evlilik bağıyla bağlı olduğu eşi ile bakmakla yükümlü olduğu usul ve füruu ve erkek ve kız kardeşleri" olarak tanımlanmış; aynı Yasanın "Hastalara refakat halinde harcırah" başlığını taşıyan değişik 20. maddesinde ise; hastalıkları icabı 18. maddenin (c) bendinde yazılı yerlere, yani sağlık kurumlarına, "... bir kimse refakatinde gitmesi lüzumu resmi tabip raporuyla tevsik edilenlere refakat edecek aile efradından birisine ve aile efradından refakat edecek bir kimse bulunmadığı takdirde kurumlarınca görevlendirilecek memur veya hizmetliye bu işin devamı müddetince yevmiye ve yol masrafının..." verileceği hükme bağlanmıştır. Devlet Memurları Tedavi Yardımı ve Cenaze Giderleri Yönetmeliğinin 5. maddesinde de aynı doğrultuda hükme yer verilmiştir.

6254 sayılı Yasanın sözü geçen hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, yasa koyucunun memur ve hizmetlilerin hastalanmaları halinde kendilerine refakat etmesi resmi tabip raporuyla gerekli görülen kişileri "aile fertleri"yle sınırlamadığını açıkca ortaya koymaktadır. Aile fertleri içinden uygun birinin bulunmaması halinde, refakatçinin hasta memur veya hizmetlinin kurumundan da olabilmesine izin verilmesi, belirtilen içerikte bir sınırlamanın yasa koyucu tarafından öngörülmediğini kanıtlamaktadır. Bu nedenle davacıya tedavisi süresince refakat eden kardeşinin çocuğu nedeniyle yevmiye ve yol masrafı ödenmesinde yasanın amacına aykırılıktan sözedilemeyeceğinden sözü edilen miktarların geri alınması yolunda tesis edilen işlemde 6245 sayılı Yasaya uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddiyle Ankara 7. İdare Mahkemesinin 19.06.1991 günlü, E: 1990/348, K: 1991/1290 sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçenin de eklenmesi suretiyle onanmasına, 02.04.1992 tarihinde oybirliği ile karar verildi. T.C. DANIŞTAY 5. DAİRE E. 1991/4047 K. 1992/811

2) Bayındırlık ve Iskan il Müdürü hakkında Vali`nin soruşturma izni vereceği hk. 1 inci maddeden sanık vali`nin üzerine atılan eylem TCK`nun 230 uncu maddesine ilişkin olup 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezasını gerektireceği, buna göre eylemin tabi olacağı zamanaşımı süresinin TCK`nun 102 nci maddesinin 4 üncü bendi uyarınca 5 yıl olduğu, hakkında soruşturma izni verilen vali`nin görevinin 01.11.1995 tarihinde sona erdiği gözönünde bulundurulduğunda, görevin sona erdiği tarihten bugüne kadar zamanaşımını kesen bir neden olmaksızın beş yıldan fazla süre geçtiği anlaşıldığından, adı geçen tarafından yapılan itirazın kabulü ile ...gün ve ...sayılı kararın sanık Vali`ye ilişkin kısmının kaldırılmasına,2 nci maddeden, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun`un 5 inci maddesinde; ``izin vermeye yetkili merciin, bu Kanun kapsamına giren bir suç işlendiğini bizzat veya yukarıdaki maddede yazılı şekilde öğrendiğinde inceleme başlatacağı, izin vermeye yetkili merciler başlıklı 3. maddesinin b bendinde ise;`` ilde ve merkez ilçede görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında soruşturma iznini valinin vereceği`` hüküm altına alınmıştır.Soruşturma dosyasının incelenmesinden, Muğla Bayındırlık ve iskan il Müdürü olarak görev yapan ...hakkında anılan yasa`nın ilgili maddeleri uyarınca ön inceleme ve soruşturma izni vermeye yetkili merci Vali olduğu halde içişleri Bakanınca verildiği anlaşıldığından, yapılan itirazın bu gerekçe ile kabulüne ve ...gün ve ...sayılı kararın kaldırılmasına 17.11.2000 .tarihinde oybirliği ile karar verildi. D.2.D., E :2000/3063, K:2000/3890

6245 sayılı Harcırah Kanununun 46`ncı maddesinin 2562 sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki biçiminde, yurtiçinde yer değiştirme masrafının değişken unsurunun hesabında dikkate alınacak kilometre veya deniz milinin, iki mahal arasında gidip gelmeye elverişli en kısa kara ve deniz yolunun esas alınarak bulunacağı belirtilmiş iken, 2562 sayılı Kanunun 47`nci maddede yaptığı değişiklikle, yurt içinde yer değiştirme masrafının, iki mahal arasında mutat olan, gidip gelmeye elverişli en kısa kara ve deniz yolunun dikkate alınarak hesaplanacağı hükme bağlanmak suretiyle, maddeye, hesaba esas alınacak yolun, kullanılması "mutat olan" yol olması şartı getirilmiştir.

Bu değişiklik üzerine Maliye ve Gümrük Bakanlığınca söz konusu maddede yer alan "mutat ve elverişli olma" şartı ile "en kısa kara ve deniz yolu" şartının birlikte nasıl uygulanacağı hususunda tereddüde düşülmüş ve uygulamada birliğin sağlanabilmesi amacıyla konu Sayıştay`a intikal ettirilmiştir.

Yukarıda da belirtildiği üzere, 2562 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce yurtiçi yer değiştirme masrafı, yolun kullanılmasının mutat olup olmadığına bakılmaksızın gidip gelmeye elverişli olması şartı ile en kısa kara ve deniz yolu esas alınarak hesaplanırken, anılan Kanunla bu hesaplamaya yeni bir unsur eklenmiş ve hesaba esas olacak yolun gidip gelmeye elverişli olması yanında mutat olması gerektiği belirtilmiştir.

Böylece son değişiklikle yurtiçi yer değiştirme masrafının değişken unsuru üç şarta bağlanmış olmaktadır. Ancak, yolun mutat olmasından çoğunluğun tercih ettiği ve kullandığı yolun kastedildiği ve çoğunluğun her zaman en elverişli yolu tercih edeceği kuşkusuz bulunduğundan, "mutat olma" ve "elverişli olma" şartlarını birlikte mütalâa etmek uygun olacaktır. Bununla birlikte iki mahal arasında gidip gelmeye elverişli birden fazla yol varsa yurtiçi yer değiştirme masrafının, değişken unsurunun, bu yollardan çoğunlukça kullanılması mutat olanı üzerinden hesaplanması maddenin buyurucu hükmü gereğidir.

Öte yandan 13.10.1965 gün ve 2254/1 sayılı Sayıştay Genel Kurulu Kararında, yer değiştirme masrafının iki mahal arasında gidip gelmeye elverişli en kısa kara ve deniz yolu üzerinden hesaplanması gerekeceği, "elverişlilik" ve "en kısa olma" şartlarının birlikte düşünülmesinin zorunlu bulunduğu, en kısa yolun elverişsiz olması halinde memura o yol üzerinden yer değiştirme masrafı ödenmesinin mümkün olmadığı kabul edilmiştir.

Madde hükmünde "mutat olma" şartı yok iken yapılan bu yorum "elverişli olma" şartına öncelik taşıyan bir düşünce tarzını içermektedir. Madde hükmüne "elverişli olma" şartını destekleyen "mutat olma" şartının eklenmesinden sonra ise, birlikte düşünülmesi gereken bu iki şarta, "en kısa olma" şartına göre öncelik verilmesi, 2254/1 sayılı Genel Kurul Kararına olduğu kadar, Kanun Koyucunun amacına da uygun düşecektir. Değişik 47`nci maddede yer alan "en kısa olma" şartının ise, iki mahal arasında gidip gelmeye elverişli ve çoğunlukça kullanılması mutat olan yolun birden fazla olması halinde aranması gerekmektedir.

Ayrıca iki mahal arasında hem karayolu, hem kara ve deniz yolu var ise, yurtiçi yer değiştirme masrafının değişken unsurunun karayolu üzerinden hesaplanması ülkemiz gerçeklerine uygun düşecektir. çünkü üç yanı denizlerle çevrili olmasına rağmen ülkemizde deniz taşımacılığı mutat bir ulaşım şekli olarak hizmet verememektedir.

Bu nedenlerle yurtiçi yer değiştirme masrafının değişken unsurunun, gidip gelmeye elverişli ve çoğunluk tarafından kullanılması mutat olan en kısa yol üzerinden hesaplanması gerekli görülmektedir.

SONUÇ  6245 sayılı Harcırah Kanununun değişik 47`nci maddesi uyarınca yurtiçi yer değiştirme masrafının değişken unsurunun, gidip gelmeye elverişli ve çoğunlukça kullanılması mutat olan en kısa yol üzerinden hesaplanmasının uygun olacağına oybirliğiyle karar verildi. Sayıştay  Genel Kurul Kararı   16.09.1985 /  4509/1

6245 sayılı Harcırah Kanununun 5`inci maddesinde, harcırahın, yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafını ihtiva edeceği, ilgilinin, bu Kanun hükümlerine göre bunlardan birine, birkaçına veya tamamına müstahak olabileceği; 10`uncu maddesinin 1`inci bendinde, yurtiçinde veya dışındaki sürekli bir göreve yeniden veya naklen atanan memurlara, yeni görev yerlerine kadar yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafı verileceği; 9`uncu maddesinde, ilk defa bir memuriyete atananlara ikametgâhlarının bulunduğu yerden yeni memuriyet mahalline kadar sürekli görev yolluğu ödeneceği; naklen veya tahvilen başka bir mahalle gönderilen memurlara ödenecek sürekli görev yolluğunun ise eski memuriyet mahallinden itibaren hesaplanacağı hükme bağlanmıştır.

Aynı Kanunun "Tarifler" başlıklı değişik 3`üncü maddesinin (g) bendinde, memur ve hizmetlinin asıl görevli olduğu veya ikametgâhının bulunduğu şehir ve kasabaların belediye sınırları içinde bulunan mahaller ile bu mahallerin dışında kalmakla birlikte yerleşim özellikleri bakımından bu şehir ve kasabaların devamı niteliğinde bulunup belediye hizmetlerinin götürüldüğü veya kurumlarınca sağlanan taşıt araçları ile gidilip gelinebilen yerlerin "memuriyet mahalli" sayılacağı belirtilmiştir.

Harcırah Kanununun bu hükümlerine göre, naklen bir başka göreve atanan memura sürekli görev yolluğu ödenebilmesi için, atandığı yeni görev yerinin, yukarıda tanımı yapılan "memuriyet mahalli" dışında olması yeterlidir.

Hal böyle olunca, yeni görev yeri "memuriyet mahalli" dışında olmak kaydıyla, atama işleminin ilçe merkezinden köye, köyden ilçe merkezine veya köyden köye yapılmış olmasının sürekli görev yolluğuna hak kazanma açısından herhangi bir önemi bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, atamaya yetkili makamın onayına göre memuriyet mahalli dışındaki bir yere atanmış olmaları koşuluyla, yeni görev yerleri aynı ilçe hudutları içinde olsa bile, ilçe merkezinden köye, köyden ilçe merkezine veya köyden köye atanan memurlara her defasında sürekli görev yolluğu ödenmesi mümkün bulunmaktadır.

SONUÇ Yetkili makamın onayına göre aynı ilçe hudutları içinde ilçe merkezinden köye, köyden ilçe merkezine veya köyden köye atanan memurlara, yeni görev yerleri "memuriyet mahalli" dışında olmak koşuluyla sürekli görev yolluğu ödenmesi gerektiğine oybirliğiyle karar verildi. Sayıştay Genel Kurul Kararı 13.11.1986 /4585/1

Şikayetçi cumhuriyet savcılığına verdiği dilekçesinde, ticari faaliyetle uğraşan ...Denizcilik Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketinin vergi cezası kesilmesini gerektiren eylemlerinin bulunduğunu ...Bakanlığına ihbar ettiğini, adı geçen şirket hakkında inceleme yapmak üzere görevlendirilen Başkontrolör …`in yanlı davranarak incelemeyi yürüttüğünü ileri sürmesine rağmen ...Genel Müdürü ...`nin sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümlerine göre işlemleri başlatmadığını iddia etmekte ise de, bu işlemlerin başlatılıp başlatılmaması konusunda yetkili amirin takdir yetkisinin bulunduğu, esasen böyle bir konunun adı geçen Genel Müdürün onayına da sunulmadığı anlaşıldığından, itirazın reddi ile dosyanın ...Bakanlığına gönderilmesine…(İkinci Daire 2.11.2000 E:2000/3105, K:2000/3691)

2. a ) Sürekli görevle yurt dışına gönderilen Devlet Memurunun yanınd aylıksız izinli memur ya da emekli eşinin ve bu eşin bakmakla yükümlü olduğu ana, babasının,

b) Eşi yurt içinde Devlet memuru olarak görevli bulunan, kendisi sü-rekli görevle yurt dışına gönderilen kadın memurun yanında götürdüğü çocuklarının,

Yurt dışında yapılan tedavi giderlerinin nasıl karşılanacağı,

3. Eşi aylıksız izinli memur ya da emekli olan, kendisi sürekli görevle yurt dışında bulunan kadın memurun yanındaki çocuklarına ilişkin yurt dışı tedavi giderlerinin, kadın memurun kurumunca, yurt dışında ve döviz olarak ödenip ödenemeyeceği,

4. Eşi yurt içinde Devlet memuru olarak görevli bulunan, kendisi sürekli görevle yurt dışına gönderilen kadın memurun yurt dışı aylık emsalinin yanında götürdüğü her bir çocuğu için yüzde 2,5 oranında arttırılıp artırılamayacağı,

Konularında ortaya çıkan tereddüt.

Konu ile ilgili mevzuat ve bu husustaki Daire Kararı incelenip Maliye ve Gümrük Bakanlığı ile Devlet Personel Başkanlığının görüşü dinlenerek gereği görüşüldü:

1.657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 2670 sayılı Yasayla değişik 108`inci maddesinin birinci bendinde, Devlet memurlarına, bakmakla zorunlu olduğu ya da eşlik etmediği takdirde hayatı tehlikeye girecek ana, baba, eş ve çocukları ile kardeşlerinden birinin ağır bir kaza geçirmesi ya da önemli bir hastalığa tutulmuş olması hallerinde , bu hallerin raporla belgelendirilmesi koşuluyla, istekleri üzerine en çok altı aya kadar; ikinci bendinde de, doğum yapan Devlet memurlarına, istekleri üzerine en çok altı aya, yetiştirilmek üzere yurt dışına gönderilen (bursla gidenler dahil) memurlarla, yurt içine ve yurt dışına sürekli görevle atanan memurların eşlerine en çok üç yıla kadar aylıksız izin verilebileceği belirtilmiştir.

 

Görüleceği üzere anılan maddenin ilk iki bendinde, memurlara hangi hallerde aylıksız izin verilebileceği açıklanmış, ancak bu gibilerin yararlanabileceği haklar konusunda bir düzenleme yapılmamıştır. Bu nedenle aylıksız izin alan memurun ve Yasanın değişik 209 `uncu maddesinde belirtilen aile bireylerinin tedavi yardımından yararlanıp yararlanamayacakları sorunu, bu kişilerin memuriyetle ilgilerinin devam edip etmediğinin belirlenmesiyle çözüme kavuşturulabilecektir.

Aylıksız izin müessesesi , Yasanın "Hizmet Şartları ve Şekilleri" başlıklı 4`ncü kısmının "Çalışma Saatleri ve izinler" başlıklı 5`nci bölümünde yer almış olup, bu bölümde yıllık izin, hastalık izni, mazeret izni gibi memurların diğer izin haklarına ilişkin düzenlemeler de bulunmaktadır. Bir başka deyişle, aylıksız izin memurlar için getirilmiş bir "izin" hakkıdır. izin hakkının ve "izinli olma" durumunun yalnız memurlar için söz konusu olması aylıksız izinli olan kişinin memuriyetle ilişkisinin devam ettiğini göstermektedir.

Burada yalnızca iznin "aylıksız" olması koşulu getirilmiştir. Bu koşulun, aylıksız izinli kişiye aylık ve aylığa bağlı ödemelerin yapılmasına engel olmakla birlikte, kişiyi memuriyet statüsünden çıkarmaya yetmeyeceği açıktır.

Gerçekten aynı maddenin dördüncü bendinde, izin süresinin bitiminden önce özürünü gerektiren nedenin kalkması halinde memurun derhal göreve dönmek zorunda olduğu belirtilirken, göreve dönecek kişinin "memur" olduğu vurgulanmıştır ki, bu da, aylıksız izinli kişinin memuriyetle ilişkisinin, daha açık bir deyişle memuriyet sıfatının devam ettiğini göstermektedir. Ayrıca bu bende göre aylıksız izinli kişi derhal "görevine dönmek" zorunda olup,ayrıca bir atama onayına gerek bulunmamaktadır.

Her ne kadar, aynı maddenin üçüncü bendinde, yurt dışına yetiştirilmek üzere gönderilen ya da sürekli görevle atanan memurların aylıksız izin alan eşlerinin dönüşlerinde, 72`nci madde çerçevesinde görev yerlerine bağlı olmaksızın atamalarının yapılacağı belirtilmiş ise de; buradaki düzenleme, genel anlamdaki bir atamayı belirtmek için getirilmiş olmayıp, eski görev yerine bağlı olmaksızın yapılan görevlendirmede, idarenin, aile birliğinin korunması amacıyla, 72`nci madde çerçevesinde işlem yapmasını sağlamaya yöneliktir. Nitekim genel anlamdaki "atama" Yasanın 72`nci maddesinde değil, 58 ve izleyen maddeleriyle 92 ve 93`üncü maddelerinde düzenlenmiştir. 72`nci maddede ise yer değiştirme suretiyle atamanın ilkeleri belirlenmiştir. Görev başındaki memur için de yer değiştirme suretiyle "atama" söz konusu olup, bu atamanın memuriyet sıfatına etkili olmayacağı ortadadır.

108`inci maddenin birinci ve ikinci bentlerinin incelenmesinden, yasa koyucunun, izin süresi dışında aylıksız izinli olanlar arasında bir fark gözetmediği anlaşılmaktadır. Ancak, yetiştirilmek üzere yurt dışına gönderilen ya da sürekli görevle yurt dışına atanan memurların eşlerine üç yıl gibi uzunca bir süre aylıksız izin verilebileceği, bu görevlerin geçici olarak gördürülmesinin sakıncalı olacağı, bu nedenle dönüşlerinde aynı görevin boş olmayabileceği düşüncesiyle, bu gibilerin, görev yerine bağlı olmaksızın, fakat aile birliği dikkate alınarak başka bir göreve atanabilmesine imkan sağlanmıştır.

Üstelik, yine aynı maddenin dördüncü bendinin son cümlesinde, izin süresinin bitmesi ya da özürü gerektiren nedenin kalkması halinde görevine dönmeyenlerin "memuriyetten" çekilmiş sayılacakları ifade edilmiştir. Bu ifadeden de anlaşılacağı üzere, aylıksız izinli kişilerin memuriyetle ilişkileri, ancak göreve dönmemeleri nedeniyle sona erecektir. O halde bu kişiler aylıksız izinli oldukları dönemde memuriyetle ilişkilerini sürdürmektedirler.

Öte yandan 657 sayılı Yasanın 209`ncu maddesinde, Devlet memurları ile eşlerinin ya da bakmakla yükümlü olduğu ana, baba ve çocuklarının hastalanmaları halinde, evlerinde ya da resmi veya özel sağlık kurumlarında ayakta ya da yatarak tedavilerinin kurumlarınca sağlanacağı hükme bağlanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı üzere tedavi yardımından yararlanma görevin fiilen yapılması koşuluna bağlı değildir. Bu yardım memuriyete bağlı bir haktır. Kişi (ve belirtilen aile bireyleri) memur olmakla bu yardımdan yararlanmaya hak kazanır ve memuriyetle ilişiği kesilmedikçe, bir başka deyişle memur sıfatı sona ermedikçe bu haktan yararlanmaya devam eder.

Nitekim Yasanın 18`nci maddesinde, yasalarda yazılı haller dışında Devlet memurunun memurluğuna son verilemeyeceği, aylık ve başka haklarının elinden alınamayacağı belirtilmek suretiyle, hem memurluğun sona erdirilebilmesi, hem de hakların alınması yasalarda açık düzenlemelerin bulunmasına bağlı kılınmıştır. Aylıksız izinli memurun, memurluğu ancak özür ya da izin süresinin bitip göreve dönmemesi halinde sona ereceğinden, aylıksız izinli dönemde tedavi yardımı hakkından yararlanması Yasanın 18`nci maddesine de uygun düşecektir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, aylıksız izinli memurun, memurluk sıfatı ve memuriyetle ilişkisi sürdüğünden, kendisinin, eşinin, bakmakla yükümlü olduğu ana, baba ve çocuklarının tedavi giderlerinin kurumunca ödenmesi gerekmektedir.

2. Konu kısmında belirtilen diğer sorunların görüşülmesine girmeden önce, Devlet Memurlarının Tedavi Yardımı ve Cenaze Giderleri Yönetmeliğinin değişik 3`üncü maddesiyle eşlerin tedavi yardımından yararlanabilmesi için getirilen koşulun 657 sayılı yasa ile uyum içinde olup olmadığı hususu üzerinde durmak zorunlu bulunmaktadır. Çünkü nedenlerle ilgili sorunların çözümü bu hususun açıklığa kavuşturulmasıyla doğrudan ilgilidir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 209`uncu maddenin birinci bendinde, Devlet memurları ile eşlerinin, bakmakla yükümlü oldukları ana, baba ve çocuklarının hastalanmaları halinde tedavilerinin kurumlarınca sağlanacağı; yine aynı maddenin yurt dışı tedavisine ilişkin üçüncü bendinde de, sürekli görevle yurt dışında bulunan memurlarla eşlerinin, bakmakla yükümlü oldukları ana, babasının ve aile yardımına müstahak çocuklarının hastalanmaları ve yerel usule göre tedavilerine gerek gösterilmesi halinde tedavi giderlerinin kurumca karşılanacağı hükme bağlanmıştır.

Görüldüğü gibi her iki hükümde de memurun eşinin tedavi yardımından yararlanabilmesi hiçbir koşula bağlanmamış, eşin memur olup olmaması bakımından bir ayrım yapılmamıştır.

Oysa, anılan maddenin uygulanması için çıkarılan Devlet Memurlarının Tedavi Yardımı ve Cenaze Giderleri Yönetmeliğinin değişik 3`üncü maddesinin yurt içinde tedaviyi düzenleyen (A) bendinin (b) fıkrasında, Devlet memurunun herhangi bir şekilde sağlık yardımından yararlanamayan eşinin tedavi ve yol giderlerinden yararlanacağı ifade edilmiş; aynı maddenin (B) bendinin (c) fıkrasında da sürekli görevle yurt dışında bulunan memurun eşi için aynı düzenleme getirilmiştir.

Anılan Yönetmeliğin 3 `üncü maddesinde yer alan bu düzenlemelerde dikkati çeken husus, gerek yurt içinde gerek yurt dışında memurun eşinin tedavi yardımından yararlanmasının "Kendisine herhangi bir şekilde sağlık yardımı yapılmaması" koşuluna bağlanmış olmasıdır.

Bu durum, 657 sayılı Yasanın 209`uncu maddesinde yer almayan bir koşula, bu maddeye göre çıkarılan Yönetmelikte yer verildiğini göstermektedir.

Anayasanın 124`üncü maddesinde, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren yasaların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak koşuluyla yönetmelikler çıkarabilecekleri belirtilirken, yönetmeliklerin yasalara aykırı olamayacağı açıkça ifade edilmiştir.

Her ne kadar 657 sayılı Yasanın değişik 210`uncu maddesinin son bendinde, 209`uncu madde ile 210`uncu madde hükümlerinin, Maliye ve Gümrük Bakanlığı ile Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının görüşleri alınmak suretiyle Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak yönetmeliğe göre uygulanacağı belirtilmiş ise de, yukarıda açıklanan anayasal kural karşısında, çıkarılacak yönetmeliğin 209`uncu madde sınırlarını aşamayacağı açıktır. Bir başka deyişle uygulamanın yönetmeliğe bırakılmış olması yönetmeliğe yasada bulunmayan ihdası hükümlerin konulması için gerekçe olamaz.

Öte yandan Yönetmelikle getirilen koşul, çalışmayan eşe memur olan eş dolayısıyla sağlanan tedavi hakkının çalışan eşe aynı ölçüde sağlanmaması sonucunu doğurmaktadır ki değişik iki uygulamaya neden olacak böyle bir sonucun hukuk anlayışı ile bağdaşmayacağı ortadadır.

657 sayılı Yasada memurların eşlerinin tedavi yardımından yararlanabilmesi hiçbir koşula bağlanmamışken, bu yasaya dayanılarak çıkarılan Devlet Memurlarının Tedavi Yardımı ve Cenaze Giderleri Yönetmeliğinde memurların eşlerinin bu yardımdan yararlanabilmelerinin "herhangi bir şekilde sağlık yardımından yararlanmama "koşuluna bağlanmış olması karşısında, Devlet memurlarının eşlerinin tedavi yardımı ile ilgili sorunlarının Devlet Memurları Kanunu hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir.

a) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 209`uncu maddesinin üçüncü bendinin (a) fıkrasında sürekli görevle yurt dışında bulunan memurlarla eşlerinin, bakmakla yükümlü oldukları ana, babası ile aile yardımına müstahak çocuklarının hastalanmaları halinde yurt dışı tedavi giderlerinin kurumlarınca karşılanacağı hükme bağlanmıştır.

Bu hükümde eşin yurt dışı tedavi giderinden yararlanabilmesi herhangi bir koşula bağlanmamış ve memur olan ya da olmayan eş ayrımı da yapılmamıştır.

Bu nedenle sürekli görevle yurt dışında bulunan memurların yanlarındaki aylıksız izinli ya da emekli eşlerinin yurt dışı tedavi giderinin, yurt dışında sürekli görevle bulunan memurun kurumunca ve döviz olarak ödenmesinde yasaya aykırılık bulunmamaktadır.

Öte yandan 657 sayılı Yasanın yukarıda açıklanan 209 `uncu maddesinin üçüncü bendine göre, sürekli görevle yurt dışında bulunan memurun bakmakla yükümlü olduğu kendi ana babası yurt dışı tedavi imkanından yararlanabilecektir. Bu bentte yurt dışında görevli memurun eşinin ana babasının tedavisini öngören bir düzenleme getirilmediğinden, bu gibilerin yurt dışı tedavi giderlerinin yurt dışında görevli memurun kurumunca ve döviz olarak ödenmesine yasal imkan bulunmamaktadır.

Ancak, 209`uncu maddenin birinci bendinde, memurların bakmakla yükümlü bulundukları ana babasının tedavi giderlerinin kurumca karşılanması kabul edilmiştir. Aylıksız izinli olarak yurt dışında sürekli görevli eşinin yanında bulunan memurun, yine yurt dışında yanlarında bulunan ana babasının hastalanıp yurt dışında tedavi edilmiş olmasının 209`uncu maddenin birinci bendi ile tanınan yurt içi tedavi hakkını ortadan kaldırmayacağı açıktır.

Bu nedenle sürekli görevle yurt dışına gönderilen memurun yanında bulunan aylıksız izinli memur eşinin bakmakla yükümlü bulunduğu ana babasının yurt dışı tedavi giderinin ancak yurt içi emsali kadarının, Türkiye`de Türk parası olarak ve aylıksız izinli memurun kurumunca karşılanması gerekmektedir.

Sürekli görevle yurt dışında bulunan memurun yanındaki emekli eşinin ana babasına ilişkin sorunun ise 5434 ve 506 sayılı yasalar çerçevesinde çözüme kavuşturulması gerektiği doğal bulunmaktadır.

b) 657 sayılı Yasanın değişik 209`uncu maddesinin üçüncü bendinde sürekli görevle yurt dışında bulunan memurların aile yardımına müstahak çocuklarının yurt dışı tedavi giderlerinin kurumlarınca karşılanacağı hükme bağlanmıştır.

Bu hükümde sürekli görevle yurt dışında bulunan eşin, kadın ya da koca olması açısından bir ayrım yapılmamış, yurt dışında sürekli görevle bulunan memur eşlerden hangisi olursa olsun yanlarındaki aile yardımına müstahak çocuklarının yurt dışı tedavi giderinin, yurt dışında görevli memurun kurumunca karşılanması imkanı getirilmiştir.

Anılan hükümde, çocukların yurt dışı tedavi imkanından yararlanabilmesi için getirilen tek koşul, çocuğun aile yardımı ödeneğine müstahak olmasıdır. Devlet Memurları Kanununun değişik 202`nci maddesiyle 204 ve 206`ncı maddelerinde çocuklar için aile yardımı ödeneğinin verileceği durumlar, aile yardımı ödeneğine hak kazanma ve bu hakkı kaybetme ile ilgili hususlar düzenlenmiştir. Bu maddelere göre, aile yardımına müstahak olan çocukların yurt dışı tedavilerinin yurt dışında sürekli görevle bulunan ana ya da babasının kurumunca karşılanması gerekmektedir.

Her ne kadar 657 sayılı Yasanın 203`üncü maddesinde, karı ve kocanın her ikisi de memur iseler aile yardımı ödeneğinin yalnız kocaya verileceği belirtilmiş ise de, bu düzenleme, ödeme usulüne ilişkin bir düzenleme olup, mükerrer ödemeyi önleme amacıyla getirilmiştir. Nitekim bu düzenleme "Aile Yardımı ödeneğinin ödeme Usulü" başlıklı 203`ncü maddesinde yer almıştır.

Oysa, 209`uncu maddenin üçüncü bendinde çocukların yurt dışı tedavi giderinden yararlanabilmesi için getirilen koşulda, çocuğun aile yardımı ödeneğine müstahak olması yeterli görülmüştür. ödemenin memur olan ana ya da babaya yapılması, çocuğun "aile yardımı ödeneğine müstahak olma" durumunda bir değişiklik yaratmayacaktır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, kocası yurt içinde memur olan, kendisi sürekli görevle yurt dışına gönderilen kadın memurun yanında bulunan aile yardımı ödeneğine müstahak çocuklarının yurt dışında yapılan tedavi giderlerinin, kadın memurun kurumunca yurt dışında ve döviz olarak ödenmesinde yasal sakınca bulunmamaktadır.

3. Yukarıda (2/b) işaretli kısımda açıklanan yasal gerekçeler karşısında, kocası aylıksız izinli memur olan ya da emeklilik statüsünde bulunan, kendisi sürekli görevle yurtdışında bulunan kadın memurun yanındaki çocuklarının yurt dışında yapılan tedavi giderlerinin, kadın memurun kurumunca, yurt dışında ve döviz olarak ödenmesi gerekmektedir.

4. Devlet Memurları Kanununun değişik 156 `ncı maddesinde, kurumların yurt dışı kuruluşlarına dahil kadrolarında görev yapan Devlet Memurlarının aylıklarının 155`inci maddeye göre saptanacak yurt içi aylık tutarından belirtilen kesintiler indirildikten sonra kalan kısmın, Dışişleri Bakanlığı, Maliye ve Gümrük Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığının görüşüne dayanılarak Bakanlar Kurulu tarafından saptanacak emsal ile çarpılması sonucu bulunacağı; değişik 157`nci maddesinde de, 156`ncı maddede yazılı emsal katsayıların, her yabancı ülkenin ekonomik durumu, para ve geçim koşulları ile memurun temsil görevi ve aile yükümlülüğü göz önünde tutulmak suretiyle saptanacağı hükme bağlanmıştır.

Sürekli görevle yurt dışında bulunan memurların aylıklarına uygulanacak emsaller en son 12.3.1987 gün ve 87/11595 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile saptanmıştır. Yurt dışı aylıklara uygulanacak emsaller, karara ekli cetvellerde gösterilmiş; kararın 3`üncü maddesinde de; ekli cetvellerdeki emsallerin, iki çocuğu geçmemek üzere aile yardımı ödeneğine müstahak her bir çocuk için yüzde 2,5 oranında ayrılarak uygulanacağı, bu emsal yükseltmesinden yararlananlara ayrıca aile yardımı ödeneği verilmeyeceği belirtilmiştir.

Her ne kadar, kararın 3`üncü maddesinin sonunda, eşlerden her ikisinin de bu karara göre aylık almaları halinde çocukları için getirilen yükseltmeden yalnız aile reisinin yararlanacağı ifade edilmiş ise de, bu ifadede de açıkça vurgulanmış olduğu gibi, çocuklar için yapılacak emsal yükseltmesinden yalnız aile reisinin yararlanması, eşlerden her ikisinin de bu karara göre aylık almasına, bir başka deyişle eşlerden her ikisinin de sürekli görevle yurt dışında bulunmasına bağlıdır. Kararın 3`üncü maddesinin sonundaki söz konusu düzenlemenin eşlerden yalnız birinin sürekli görevle yurt dışında bulunması halinde emsal yükseltmesinden bu memurun yararlanmasına engel olmadığı açıktır.

Aslında bu düzenlemenin amacı, yurt dışında görevli memurun yanında bulunan çocukları için yapacağı giderlerinin görevli bulunulan ülke koşullarına göre karşılanması ve böylece yurt dışında ülkeyi temsil eden memurun güç durumda kalmasının engellenmesidir.

Bu nedenlerle, eşi yurt içinde Devlet memuru olarak görevli bulunan; kendisi sürekli görevle yurt dışına gönderilen kadın memur yurt dışı aylık emsalinin, iki çocuğu geçmemek üzere yanında bulunan ve aile yardımı ödeneğine müstahak olan her çocuk için yüzde 2,5 oranında artırılarak uygulanması uygun olacaktır.

SONUÇ :

1. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 108`inci maddesine göre aylıksız izin kullanan Devlet memurunun; kendisinin, eşinin bakmakla yükümlü olduğu ana, baba ve çocuklarının tedavi giderlerinin kurumunca karşılanması gerektiğine çoğunlukla,

2. a ) Sürekli görevle yurt dışına gönderilen Devlet memurunun yanında bulunan;

- Aylıksız izinli memur ya da emekli eşinin yurt dışı tedavi giderinin; yurt dışında sürekli görevle bulunan memurun kurumunun yurt dışında ve döviz olarak ödenmesinde yasaya aykırılık bulunmadığına çoğunlukla,

- Aylıksız izinli memur eşinin bakmakla yükümlü olduğu ana, babasının yurt dışı tedavi giderinin yurt içi emsali kadarının aylıksız izinli memurun kurumunca Türkiye`de ve Türk parası olarak karşılanması gerektiğine çoğunlukla,

- Emekli eşinin ana babasına ilişkin sorunun, bağlı olduğu emeklilik statüsü ile ilgili mevzuat esasları çerçevesinde çözülmesinin uygun olacağına çoğunlukla,

b) Eşi yurt içinde Devlet memuru olarak görevli bulunan kendisi sürekli görevle yurt dışına gönderilen kadın memurun yanında bulunan aile yardımı ödeneğine müstahak çocuklarının yurt dışında yapılan tedavi giderlerinin, kadın memurun kurumunca, yurt dışında döviz olarak ödenmesinde yasal sakınca bulunmadığına çoğunlukla,

3. Eşi aylıksız izinli memur ya da emekli olan, kendisi sürekli görevle yurt dışına gönderilen kadın memurun yanındaki çocuklarının yurt dışı tedavi giderlerinin, kadın memurun kurumunca, yurt dışında ve döviz olarak ödenmesi gerektiğine çoğunlukla,

   4. Eşi yurt içinde Devlet memuru olarak görevli bulunan, kendisi sürekli görevle yurt dışına gönderilen kadın memurun yurt dışı aylık emsalinin, iki çocuğu geçmemek üzere, yanında bulunan ve aile yardımı ödeneğine müstahak olan her çocuk için yüzde 2,5 oranında artırılarak uygulanmasının yerinde olacağına oybirliğiyle karar verildi.  Sayıştay Genel Kurul Kararı  4620/1  01.02.1988

Kendi yazılı talepleri üzerine bir başka görev yerine tayin edildikleri için harcırah ödenmeyen kamu görevlilerinin harcırah ödenmemesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açtıkları davalarda, itiraz konusu kuralın, Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptali için başvurmuşlardır.

İtiraz yoluna başvuran Mahkemelerin gerekçelerinde özetle; kuraldaki atama işleminin, genel olarak, memurlar ile diğer kamu görevlilerinin bir yerden başka bir yere nakledilmesini ifade ettiği, bu işlemin, hem ilgili kamu görevlisinin herhangi bir istemi olmaksızın idarenin takdir yetkisi çerçevesinde re’sen, hem de mevzuatın öngördüğü koşulların varlığı halinde kamu görevlisinin istemi üzerine tesis edilebildiği; ancak, kamu görevlilerinin her atanma talebinin idareler tarafından mutlaka kabul edileceği yönünde herhangi bir düzenleme bulunmadığı, ister re’sen, ister kamu görevlisinin talebi üzerine yapılmış olsun, her iki halde de, bu işlemin ilgili kamu görevlisine mali bir külfet yüklediği, bu külfetin karşılanması amacıyla da, 6245 sayılı Kanunla, görev yerleri değişen kamu görevlilerine harcırah ödenmesinin öngörüldüğü, harcırahın, “kamu görevliliği” statüsünden doğan ve atama emri tebliğ edilince ödeme emri aranılmaksızın, saymanlıklarca derhal ödenmesi gereken, nakil işleminin gerekçesinden bağımsız olarak, kamu görevlisinin yer değiştirmesi sırasında doğan bir takım masraf ve giderlerin karşılanmasına yönelik, sosyal bir “özlük hakkı” niteliğinde olduğu, kamu görevliliği statüleri devam ettikçe, hiçbir kamu görevlisinin bu haktan mahrum bırakılmasının düşünülemeyeceği, nakil işlemi sırasında, yer değiştirme nedeniyle ortaya çıkan masrafların, ilgilinin isteği ile nakledilmesi halinde doğmayacağının kabulünün mümkün olmadığı, ayrıca, kendi yazılı talepleri üzerine istediği yere atanan kamu görevlileri ile re’sen atanan kamu görevlilerinin her iki grubunun da kamu hizmetini yerine getirmek için görev yaptıkları, hal böyle olunca, re’sen atanan kamu görevlilerine harcırah ödenirken, kendi yazılı talepleri üzerine istediği yere atanan kamu görevlilerine harcırah ödenmemesinin “kanun önünde eşitlik” ilkesiyle bağdaşmadığı; ayrıca, kamu görevlilerinin, kendi yazılı talebi üzerine bir yerden başka bir yere nakledilenlerini harcırah ödemesinden yoksun bırakmanın, hem devlet tüzel kişiliğinin itibarını, hem de kamu hizmetinin etkinliğini olumsuz yönde etkileyeceği, bunun da, hem sosyal devlet anlayışıyla, hem de devletin çalışanların hayat seviyelerini yükseltmek, çalışmayı desteklemek ve çalışma barışını sağlamak yükümlülüğüne ters düşeceği; diğer yandan, bir kamu görevlisinin, aile birliğinin sağlanması için eşinin bulunduğu yere atanabilmek amacıyla yazılı talepte bulunmasının isteğe bağlı olmaktan ziyade, bir zorunluluk olarak ortaya çıkması nedeniyle, bu biçimde ortaya çıkan nakil istemlerinin isteğe bağlı olarak nitelendirilemeyeceği, bu bakımdan eş durumuna bağlı olarak yer değiştirme isteminde bulunanlara harcırah ödenmemesi halinde, düşük ücretlerle çalışan kamu görevlilerinin, çoğu zaman, söz konusu nakil masraflarından kaçınmak amacıyla, bu zorunluluğa bağlı nakil istemlerinden vazgeçmek zorunda kalacakları, bunun da, anayasal güvenceye alınmış olan aile birliğinin korunması ilkesini zedeleyeceği, bu nedenle itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 2., 5., 10., 11., 17., 41., 49., 55., 56. ve 65. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı

6245 sayılı Harcırah Kanunu’nun 10. maddesinin çeşitli mahkemelerce iptali istenilen (1) numaralı bendi şöyledir: “Kendi yazılı talepleri üzerine gönderilenler hariç olmak üzere; Yurt içinde veya dışındaki daimi bir vazifeye naklen tayin olunanlarla yabancı memleketlerdeki memuriyet merkezi tebdil olunan veyahut bu yerlerden yurt içinde diğer bir daimi vazifeye tayin edilen memur ve hizmetlilere yeni vazife mahallerine kadar;”

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

İtiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2., 5., 10., 11., 17., 41., 49., 55., 56. ve 65. maddelerine aykırılığı ileri sürülmüştür.

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince değişik tarihlerde yapılan ilk inceleme toplantılarında, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işlerin esaslarının incelenmesine oybirliği ile karar verilmiştir.

Başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- Birleştirme Kararı

6245 sayılı Harcırah Kanunu’nun 10. maddesinin (1) numaralı bendinin başındaki “Kendi yazılı talepleri üzerine gönderilenler hariç olmak üzere;” ibaresinin iptali istemiyle yapılan itiraz başvurularına ilişkin davaların, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle, söz konusu ibarenin de içinde yer aldığı (1) numaralı bendin tamamının iptalinin istenildiği 2004/54 Esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, birleştirilen davaların esaslarının kapatılmasına, esas incelemenin 2004/54 Esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 4.5.2005 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

B- Sınırlama Sorunu

Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi’ne itiraz yoluyla yapılacak başvurular itiraz yoluna başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulayacağı yasa kuralları ile sınırlı tutulmuştur.

Olayda, esas incelemenin üzerinde yürütülmesine karar verilen 2004/54 esas sayılı dosyada itiraz yoluna başvuran Mahkemece, 6245 sayılı Harcırah Kanunu’nun, 4969 sayılı Kanunun 1. maddesiyle değişik 10. maddesinin “Kendi yazılı talepleri üzerine gönderilenler hariç olmak üzere; Yurt içinde veya dışındaki daimi bir vazifeye naklen tayin olunanlarla yabancı memleketlerdeki memuriyet merkezi tebdil olunan veyahut bu yerlerden yurt içinde diğer bir daimi vazifeye tayin edilen memur ve hizmetlilere yeni vazife mahallerine kadar” hükmünü içeren 1. bendinin tamamının iptali istenilmiştir.

Oysa, dava konusu idari işlemin yasal dayanağı ve anılan Mahkemenin yukarıda yer verilen gerekçesi dikkate alındığında, davada uygulanacak kuralın “Kendi yazılı talepleri üzerine gönderilenler hariç olmak üzere;” ibaresinin olduğu anlaşıldığından, 6245 sayılı Harcırah Kanunu’nun, 4969 sayılı Kanunun 1. maddesiyle değişik 10. maddesinin 1. bendinin tamamının iptali istemine yönelik itirazın esasına ilişkin incelemenin, anılan bendin başındaki “Kendi yazılı talepleri üzerine gönderilenler hariç olmak üzere;” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına 4.5.2005 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

C- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

Başvuru kararlarında, re’sen atanan kamu görevlilerine harcırah ödenirken, kendi yazılı talepleri üzerine istediği yere atanan kamu görevlilerine harcırah ödenmemesinin “kanun önünde eşitlik” ilkesiyle bağdaşmadığı; ayrıca, kendi yazılı talebi üzerine bir yerden başka bir yere nakledilen kamu görevlilerini harcırah ödemesinden yoksun bırakmanın, hem devlet tüzel kişiliğinin itibarını, hem de kamu hizmetinin etkinliğini olumsuz yönde etkileyeceği, bunun da, sosyal devlet anlayışıyla ve devletin çalışanların hayat seviyelerini yükseltmek, çalışmayı desteklemek ve çalışma barışını sağlamak yükümlülüğüne ters düşeceği; diğer yandan, bir kamu görevlisinin, aile birliğinin sağlanması için eşinin bulunduğu yere atanabilmek amacıyla yazılı talepte bulunmasının isteğe bağlı olmaktan ziyade, bir zorunluluk olarak ortaya çıkması nedeniyle, bu biçimde ortaya çıkan nakil istemlerinin isteğe bağlı olarak nitelendirilemeyeceği, bu bakımdan eş durumuna bağlı olarak yer değiştirme isteminde bulunanlara harcırah ödenmemesi halinde, düşük ücretlerle çalışan kamu görevlilerinin, çoğu zaman, söz konusu nakil masraflarından kaçınmak amacıyla, bu zorunluluğa bağlı nakil istemlerinden vazgeçmek zorunda kalacakları, bunun da, anayasal güvenceye alınmış olan aile birliğinin korunması ilkesini zedeleyeceği nedenleriyle itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 2., 5., 10., 11., 17., 41., 49., 55., 56. ve 65. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İtiraz konusu kuralla, “kendi yazılı talepleri üzerine”, yurt içinde veya dışındaki daimi bir vazifeye naklen tayin olunanlarla, yabancı memleketlerdeki memuriyet merkezi tebdil olunan veyahut bu yerlerden yurt içinde diğer bir daimi vazifeye tayin edilen memur ve hizmetlilere, yeni vazife mahallerine kadar, yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafı verilmemesi öngörülmüştür.

Temel ve asli fonksiyonları kamu hizmetini yürütmek olan ve bir statü içerisinde görevlerini yerine getiren kamu görevlileri, kamu hizmetinin iyi işlemesi, idarenin fonksiyonlarını rasyonel ve verimli olarak yerine getirebilmesi için, ya kendi isteklerine dayalı olarak ya da re’sen, kanunlarda yer alan kurallar çerçevesinde, yetkili idari makamlarca bulundukları yerden başka bir yere veya bulundukları görevden başka bir göreve atanabilmektedirler. Bu atamaya bağlı olarak da, yeni görev yerlerinde göreve başlayabilmek için bazı giderler yapmak zorunda kalmaktadırlar. İşte, kanun koyucu tarafından, atama işlemi sonucunda, görev yeri değişen kamu görevlisinin, maddi açıdan belli bir külfetle karşı karşıya kalması ve bu külfetin, kamu hizmetinin yürütülmesinden kaynaklanması nedeniyle ve kamuca karşılanması amacıyla, yasal düzenlemeler yapılmıştır.

Harcırah Kanunu, kamu hukuku alanında, çalışanla çalıştıranlar arasındaki istihdam ilişkilerini ve buna dayanan mali hakları düzenleyen bir Kanun değil, 1’inci maddesinde belirtildiği üzere, genel, katma ve özel bütçeli idarelerde, bunlara bağlı sabit ve döner sermayeli kurumlarda, özel kanunlarla kurulmuş banka ve teşekküllerde (…) yolluk ödenmesini gerektiren hizmet yapılması hallerinde uygulanacak kuralları içeren bir gider kanunudur.

Yolluk ödemesi, kamu hizmetinin gerektirdiği durumlarda, bu hizmet için görevlendirilen kişilerin katlanacakları giderleri karşılamak üzere yapılan parasal bir idari işlemdir. Başka bir deyişle, gerektiğinde görevlendirilen kişilere, katlandıkları zorunlu giderlerin karşılığı olarak yapılan bir ödemedir.

Nakil işlemi, idarece, takdir yetkisi kapsamında, kamu görevlisinin istemi olmaksızın tesis edilebileceği gibi, mevzuatın öngördüğü koşulların varlığı halinde, yine takdir yetkisi kapsamında, kamu görevlisinin talebi üzerine de tesis edilebilir. Bu anlamda, nakil isteminde bulunmak, kamu görevlileri için, bir hak olarak gözükmekte ise de, istemin yerine getirilmesinin kamu yararı ve hizmetin gerekleri ile sınırlandırılmış olması nedeniyle, bu hakkın kullanılmasıyla ortaya konulan istemin, idarelerce, mutlaka karşılanması zorunluluğu bulunmamaktadır. Her iki durumda da, yargısal denetim yetkisi saklı kalmak kaydıyla, işlemin tesis edilip edilmeyeceği idarenin takdirindedir.

Öte yandan, 657 sayılı Kanunun 62. maddesinin 2595 sayılı Kanunun 4’üncü maddesiyle değişik 3’üncü paragrafında, yer değiştirme suretiyle yapılan atamalarda, memurlara, yolluklarının, atama emirleri tebliğ edilince ödeme emri aranmaksızın, saymanlıklarca derhal ödeneceği hükmü yer almış, anılan Kanun hükmünde görev yerinin değişmesinin isteğe bağlı olup olmaması yönünden, bir ayrım yapılmamıştır.

Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Bu maddede belirtilen sosyal hukuk devleti, temel hak ve özgürlükleri en geniş ölçüde gerçekleştiren ve güvence altına alan, toplumsal gerekleri ve toplum yararını gözeten, kişi ve toplum yararı arasında denge kuran, toplumsal dayanışmayı en üst düzeyde gerçekleştiren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak eşitliği, sosyal adaleti sağlayan, çalışma hayatının gelişmesi için önlemler alarak çalışanları koruyan, sosyal güvenlik sorunlarını çözmeyi yüklenmiş, ülkenin kalkınmasıyla birlikte ulusal gelirin sosyal katmanlar arasında adaletli biçimde sağlanmasını amaç edinmiş devlettir. Güçsüzleri güçlülere ezdirmemek ilkesi, herkesi, bu arada çalışanları, emeklilerle yaşlıları, durumlarına uygun düzenlemelerle, sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşatmayı gerektirir.

Nakil işlemi sonucunda, görev yeri değişen kamu görevlilerinin, maddi açıdan belli bir külfetle karşı karşıya kalmaları ve bu külfetin, kamu hizmetinin yürütülmesinden kaynaklanması nedeniyle, isteklerine dayalı olarak nakledilmiş bile olsalar, söz konusu külfetin kamuca karşılanması icap ettiğinden, iptali istenilen kural, Anayasa’nın 2. maddesiyle bağdaşmamaktadır.

Öte yandan, Anayasa’nın 10. maddesindeki “Kanun önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır.

Kendi yazılı talepleri üzerine nakledilen kamu görevlileri ile re’sen nakledilen kamu görevlilerinin, nakil işleminin hukuksal niteliği yönünden ve yer değiştirmeye bağlı olarak ödenen harcırah bakımından, aynı hukuksal konumda oldukları kuşkusuzdur. Aynı hukuksal konumda olanlar arasında farklı kurallar öngörülmesi Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

İtiraz konusu kuralın Anayasa’nın, 17., 41., 49., 55., 56. ve 65. maddeleri ile ilgisi görülmemiş, 5. ve 11. maddeleri yönünden de incelenmesine gerek duyulmamıştır.

VI- SONUÇ

            10.2.1954 günlü, 6245 sayılı “Harcırah Kanunu”nun 10. maddesinin (1) numaralı bendinin başına 31.7.2003 günlü, 4969 sayılı Yasa ile eklenen “Kendi yazılı talepleri üzerine gönderilenler hariç olmak üzere;” ibaresinin, Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 4.5.2005 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Resmi Gazete Tarih-Sayısı : 26.11.2005 – 26005 Esas Sayısı : 2004/54 Karar Sayısı : 2005/24 Karar Günü : 4.5.2005

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 209`uncu maddesinin birinci bendinde, Devlet memurları ile eşlerinin veya bakmakla yükümlü oldukları ana, baba ve çocuklarının hastalanmaları halinde, evlerinde veya resmi veya özel sağlık kurumlarında ayakta veya yatarak tedavilerinin kurumlarınca sağlanacağı, ancak tedavi giderleri ile yol masraflarının ödenebilmesi için tedavinin resmi tabip raporu ile gerekli görülmesinin şart olduğu; ikinci bendinde ise, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı (Milli Savunma Bakanlığında görevli personel için bu Bakanlık) tarafından yetkili kılınan tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenen ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca onaylanan raporlara göre yurtiçinde tedavilerinin mümkün olmadığı anlaşılan Devlet memurlarının tedavi için yurtdışına gönderilebileceği, bu memurların yol ve tedavi giderlerinin kurumlarınca ödeneceği belirtilmiş; 210`uncu maddesinin son bendinde ise, 209`uncu madde ile bu madde hükümlerinin, Maliye ve Gümrük ile Sağlık ve Sosyal Yardım bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak yönetmeliğe göre uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Bu hükme dayanılarak yürürlüğe konulan Devlet Memurlarının Tedavi Yardımı ve Cenaze Giderleri Yönetmeliğinin değişik 5`inci maddesinde, Milli Savunma Bakanlığında görevli Devlet memurları için bu Bakanlıkça, diğer kurumlarda görevli memurlar için Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenen, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca yetkili kılınan tam teşekküllü bir hastanece doğrulanan ve bu Bakanlıkça onaylanan raporlardan yurtiçinde tedavilerinin mümkün olmadığı anlaşılanların tedavi amacıyla yurt dışına gönderilebilecekleri; 10`uncu maddesinde de, hastanın bulunduğu yerde istenilen tedaviyi sağlayacak resmi bir sağlık kurumunun bulunmaması halinde hastanın kurum tabibince, kurumun tabibi yoksa hükümet tabibince başka bir yerdeki resmi sağlık kurumuna gönderilebileceği belirtilmiştir.

Bu iki madde hükmüne dayanılarak tedavi amacıyla başka bir yere gönderilenlere yapılabilecek ödemeler, aynı Yönetmeliğin 26`ncı maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci bendinin ayakta tedavi halini düzenleyen (B) fıkrasında, tedavi için bulunduğu yerden başka yere gönderilen hasta memurun, gönderildiği yerde ayakta tedavisinin sağlanması halinde, tedavinin devamı süresince gündelik ödenmesi hususu da belirtilmek suretiyle yapılacak ödemeler sayılmıştır. Aynı maddenin son bendinde, memurun eşi ile bakmakla yükümlü olduğu ana, baba ve çocuklarının bulundukları yerden başka yere gönderilerek tedavi ettirilmeleri halinde de aynı şekilde işlem yapılacağı, bunların yol giderleri ve gündeliklerinin, memurun yasal yol masrafı ve gündelikleri üzerinden hesaplanacağı ifade edilmiştir.

Anılan yönetmeliğin 26`ncı maddesinin ikinci bendinde ise, yol giderleri ve gündeliklerin Harcırah Kanunu hükümlerine göre hesaplanacağı belirtilmiştir.

öte yandan, Devlet Memurlarının Tedavi Yardımı ve Cenaze Giderleri Yönetmeliğinin 27`nci maddesinin ikinci bendinde, hastanın tedavi edilmek üzere başka bir yere gönderilmesi sırasında yanında bir kimsenin bulundurulmasının zorunlu olduğu hastayı gönderen sağlık kurumu veya kuruluşunun raporunda belirtildiği takdirde, hastaya birinin eşlik ettirileceği; eşlik eden kimseye, memurun bağlı olduğu kurumca Harcırah Kanunu hükümleri dairesinde yolluk ve gündelik verileceği açıklanmıştır.

Görüleceği üzere bu düzenlemelerde tedavi için başka yerlere gönderilenlerden ayakta tedavi görenlerle bunlara eşlik edenlere ödenecek yolluk ve gündeliklerin hesaplanmasında Harcırah Kanununa göndermede bulunulmuştur. Ancak, bu gönderme, söz konusu durumlara Harcırah Kanununun genel ilkelerinin uygulanması amacına yönelik olmayıp, sadece yapılacak ödemelerin hesaplanması ile ilgili bulunmaktadır.

Harcırah Kanununun değişik 18`inci maddesinde, tedavi amacıyla başka yere gönderilenlerin durumu, diğer hükümlerle ilgi kurulmaksızın özel olarak düzenlenmiştir. Gerçekten, anılan maddenin (c) fıkrasında, kanunları gereğince sağlık kurumlarında yatarak veya ayakta tedavi amacıyla memuriyet mahalli dışına (aile bireyleri için ikamet mahalli dışına) gönderilenlere, gidiş ve dönüşleri için yol gideri ve gündelik ödeneceği; ayrıca, ayakta tedavi görenlere, ayakta tedavi süresince gündelik ve ikamet ettikleri yer ile tedavi kurumu arasındaki mutat taşıt ücreti verileceği hükme bağlanmıştır.

Yine aynı Kanunun 20`nci maddesinde, hastalıkları nedeniyle 18`inci maddenin (c) bendinde yazılı yerlere bir kimse eşliğinde gitmesi gereği resmi doktor raporuyla belgelendirilenlere eşlik edecek olan ve kurumca görevlendirilen memur ve hizmetlilere bu işin devamı süresince gündelik ve yol gideri verilmesi öngörülmüştür.

Görüldüğü gibi, konu ile ilgili mevzuatta başka yerde tedavi görenlerin durumu özel hükümlerle düzenlenmiş bulunmaktadır. Hal böyle olunca, sorunun bu hükümler çerçevesinde çözümlenmesi, özel hükümlerin öncelikle uygulanması gerektiği yolundaki genel hukuk kuralının doğal ve zorunlu bir sonucudur.

Oysa, Harcırah Kanunu, genelde, bu Kanuna tabi kurumlar personelinin sürekli ya da geçici görevle başka yere gönderilmeleri halinde uygulanacak hükümleri içermektedir. Bu nedenle, hükümlerin çoğu memurların görevli olmaları hali düşünülerek düzenlenmiştir.

Nitekim, anılan Kanunun 14`üncü maddesi geçici görev harcırahı başlığını taşımakta ve bu maddede, geçici görev harcırahı verilecek haller sayılmaktadır. Aynı Kanunun "Geçici Görev Gündeliğinin Verilebileceği Azami Süre" başlıklı 42`nci maddesinde de, geçici görevle başka bir yere gönderilenlere göreve mahalline varış tarihinden itibaren bir yıllık dönem zarfında yurtiçinde ilk 90 gün için tam, izleyen 90 gün için 2/3 oranında olmak üzere toplam 180 gün süre için ödeme yapılabileceği; yurtdışında, ilk 180 gün için tam, izleyen günler için 2/3 oranında gündelik verileceği belirtilmek suretiyle, maddenin geçici görevle gönderilenleri ilgilendirdiği açıkça ifade edilmiştir. Tedavi için başka yere gönderilenlerin ise geçici görevli olmadıkları ortadadır.

Geçici görevli olup da 42`nci madde sınırlamasına tabi tutulmayacak görevliler anılan maddenin üçüncü bendinde sayılmış, ne var ki, yukarıda da açıklandığı üzere madde sadece geçici görevlilerle ilgili olduğundan, tedavi için başka yere gönderilen ve ayakta tedavi görenlere bu istisnalar arasında da yer verilmemiştir.

Ayrıca, 42`nci maddenin gerekçesinden de, bu maddenin sadece geçici görevle bir başka yere gönderilenleri ilgilendirdiği anlaşılmaktadır. çünkü gerekçede, yurtiçinde geçici görevin, "geçici"lik kavramı ile bağdaşmayacak şekilde uzatıldığı, bu yüzden geçici görevle gittiği yerdeki oturma süresi uzadıkça, o yerin yaşama ve geçim şartlarına uyarak daha az giderle geçim imkânı bulabildiği açıklamasına yer verilmiştir.

Tedavi amacıyla başka yere gönderilenlerin, o yerde kalış süresi, kişinin iradesi dışında ilgili tedavi kurumunca belirleneceğine göre, bu sürenin, gündelik almak amacıyla gereksiz yere uzatılmasının söz konusu olmayacağı ortadadır.

Bütün bu açıklamalar karşısında, tedavi amacıyla başka yere gönderilenlerden ayakta tedavi görenlerle, bu yere bir kimse eşliğinde gitmesine hastayı gönderen sağlık kurumu ya da kuruluşunun raporuyla gerek gösterilenlere eşlik etmek üzere kurumca görevlendirilen memur ve hizmetlilere ödenecek gündeliklerin, Harcırah Kanununun 42`nci maddesiyle getirilen sınırlamaya tabi tutulmaması gerekmektedir.

SONUÇ :  657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 210`uncu maddesine dayanılarak yürürlüğe konulan Devlet Memurlarının Tedavi Yardımı ve Cenaze Giderleri Yönetmeliğine uygun olarak tedavi amacıyla başka yere gönderilenlerden ayakta tedavi görenlere 6245 sayılı Harcırah Kanununun değişik 18`inci maddesinin (c) fıkrası uyarınca ödenecek gündelikler ile; bu yerlere bir kimse eşliğinde gitmesine hastayı gönderen sağlık kurumu ya da kuruluşunun raporuyla gerek gösterilenlere eşlik etmek üzere kurumca görevlendirilen memur ve hizmetlilere, aynı Kanunun 20`nci maddesiyle ödenmesi öngörülen gündeliklerin, anılan Kanunun 42`nci maddesindeki sınırlamaya tabi tutulması gerekeceğine, (karar kapsamının genişletilmesi yolundaki görüşler saklı kalmak üzere) oybirliğiyle karar verildi. Sayıştay  Genel Kurul Kararı 04.12.1986 /  4586/1

Ancak; Daha sonra bu karara Maliye ve Milli Eğitim Bakanlığı itiraz etmiştir. İtiraz üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu 30.11.2001 gün ve Y.D. İtiraz no:2001/604 sayılı kararıyla 11. Dairece verilen yürütmenin durdurulması kararı kaldırılmıştır.

1739 sayılı Milli Eğitim Temel Yasasının, Türk Milli Eğitim Sisteminin Genel Yapısı başlıklı ikinci kısmının, Örgün ve Yaygın Eğitim başlıklı 18. mad­desinde, Türk Milli Eğitim sisteminin, örgün eğitim ve yaygın eğitim olmak üzere iki ana bölümden kurulacağı, örgün eğitimin, okul öncesi eğitimi, ilköğretim, ortaöğretim ye yükseköğretim kurumlarım kapsayacağı, yaygın eğitimin örgün eği­tim yanında veya dışında düzenlenen eğitim faaliyetlerinin tümünü kapsayacağı. Yaygın Eğitimin Kuruluşu başlıklı 41. maddesinde de, yaygın eğitimin, örgün eğitim ile birbirini tamamlayacak, gereğinde aynı vasıfları kazandırabilecek ve birbirinin her türlü imkanlarından yararlanacak biçimde bir bütünlük içinde dü­zenleneceği, aynı Yasanın Yaygın Eğitimin Koordinasyonu başlıklı 42. maddesinde ise, genel, mesleki ve teknik yaygın eğitim alanında görev alan resmi, özel ve gönüllü kuruluşların çalışmaları arasındaki koordinasyonun Milli Eğitim Bakanlı­ğınca sağlanacağı öngörülmüştür.

Öte yandan, 657 sayılı Devlet Memurları Yasasının ders görevi başlıklı 89. maddesinde, her derecedeki eğitim ve öğretim kurumlan ile üniversite ve akademi (askeri akademiler dahil), okul, kurs veya yaygın eğitim yapan kurumlarda ve benzeri kuruluşlarda öğretmen veya öğretim üyesi bulunmaması halinde öğretmenle­re, öğretim üyelerine veya diğer memurlara veyahut açıktan atanacaklara ücret ile ek ders görevi verilebileceği, ücretle okutulacak ders saatlerinin sayısı, ders görevi alacakların nitelikleri ve diğer hususların ilgili bakanlığın tekli­fi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile tespit olunacağı öngörülmüş, konu ile ilgili Milli Eğitim Bakanlığı. Öğretmen ve Yöneticilerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine ilişkin Esaslar Hakkındaki 98/12120 sayılı Bakanlar Kurulu kararı 16 Aralık 1998 gün ve 23555 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe konulmuş olup, bu ka­rarın Ders Ücreti Karşılığı Görevlendirme başlıklı 9.maddesinde; öğretmen sayı­sının yetersiz olması halinde, yüksek öğrenimli olmak koşuluyla; aylık karşılığı ders ve ek ders görevi saatlerini doldurup doldurmadıklarına bakılmaksızın sı m f öğretmenlerine, ilköğretim okulu 6. 7 ve 8. sınıflarında, orta öğretim ve yaygın eğitim kurumlarında haftada 8 saate kadar ek ders görevi verilebileceği belirtilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, yukarıda anılan yasal düzenlemeler uyarınca Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi okullarda görevli sı m f öğretmenlerine özel yaygın öğretim kurumu durumunda olan özel öğrenci etüd merkezlerinde ders görevi verilmekte iken, Özel Öğretim Kurslar ve Etüd Eğitim Merkezleri Birliği Derneği­nin 10.9.1999 gün ve 39 sayılı yazısı üzerine, Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün B.08.0.PGM.0.23.01.03-32-24381 sayılı ek ders görevi konulu yazısı ile: 98/12120 sayılı Bakanlar Kurulu kararına ek esasların 9. maddesi uyarınca sınıf öğretmenlerine öğretmen yetersizliğine bağlı olarak haftada 8 sa­ate kadar verilebilecek ek ders görevinin, resmi statüdeki ilköğretim, ortaöğre­tim veya yaygın eğitim kurumlarıyla sınırlı olduğu, özel öğretim kurumlarım kapsamadığı, bu çerçevede, bakanlıklarına bağlı ilköğretim okullarında görevli sınıf öğretmenlerine aylık ve ücret karşılığı haftada 30 saatlik ders görevleri­ni kendi okullarında doldurmaları halinde özel etüt eğitim merkezlerinde ders görevi verilmesinin mümkün olmadığı, ancak görevli oldukları okullarda haftada 30 saatten az ders görevi bulunanlara bu miktar içinde kalmak kaydıyla özel etüt eğitim merkezlerinde ders görevi verilmesinde bir sakınca olmayacağı mütala edi­lerek ilgili dernek başkanlığına ve ... Valiliğine konunun iletilmesi üzerine, ... Valiliğince, davacı tarafından: kurumlarında ders saati ücretli öğretmen olarak görevlendirilmek istenen resmi okullarda görevli öğretmenlere ait teklif dosyalarının, okullarındaki ders saati sayılarını doldurdukları gerekçesiyle onaylanmayarak iade edildiği, bu işlemin dayanağım oluşturan Milli Eğitim Ba­kanlığının genelge içerikli işlemine karşı bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Yukarıda değinilen yasal hükümler karşısında yaygın eğitim kurumu konu­munda olan ve kuruluşu, açılışı, izni, denetimi, koordinasyonu Milli Eğitim Ba­kanlığı tarafından yapılan özel öğrenci etüt merkezlerinin, eğitim ve öğretim hizmetleri açısından resmi okullardan ayrı tutulmalarına olanak bulunmamaktadır.

657 sayılı Devlet Memurları Yasasında özel bir düzenlemeye tabi tutulan ve özel hükümler konularak Bakanlar Kurulu kararı ile esasları belirlenerek yü­rürlüğe konulan ders görevleriyle ilgili düzenlemeler uyarınca, yükseköğrenimli olan sınıf öğretmenlerinin görev yaptıkları okulda ders saatlerini doldurup dol­durmadıklarına bakılmaksızın haftada 8 saate kadar yaygın eğitim kurumlarından olan özel etüd eğitim merkezlerinde ek ders görevi verilebileceği açıkça anla­şılmaktadır.

Bu durumda, 657 sayılı Devlet Memurları Yasasının 89. maddesi hükmü uya­rınca alınan Bakanlar Kurulu kararı ile sınıf öğretmenlerinin lehine istisna getirilerek haftalık 8 saat ek ders görevi verilebileceğinden aksi yönde oluştu­rulan bakanlık işleminde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptaline (T.C.DANIŞTAY Sekizinci Dâire Esas No: 2000/2324 Karar No: 2000/7746).

759 nolu ilâmın l`inci maddesiyle; Boş bulunan 5 inci derece kadrolu Hukuk İşleri Müdürlüğüne vekalet eden linçi derece kadrolu Muhakemat Müdürü     `a, bu vekalet 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu`nün 86`ncı maddesinde vekalet aylığı verilmek suretiyle gördürülecek haller arasında sayılmadığından vekalet aylığının; 97/9238 sayılı BKK`na ekli Kararın 6.H.b. maddesinde kendi derecelerinden daha aşağı dereceli bir kadroya vekalet edenlere, vekalet ettikleri göreve ait tazminat ve zamların ödenemeyeceği belirtildiğinden zam ve tazminatların ödenmesi mümkün olmadığından, vekalet edilen kadroya ait maaş, zam ve   tazminatlar  nedeniyle   ödenen  liraya   tazmin   hükmü  verilmiştir.

Dilekçi dilekçesinde; aylıksız vekaletin aynı kurum kadroları için asıl olup ayrı kurum kadroları için geçerli olmadığını, farklı kurumdan atama yapıldığını, idarece yasaya aykırı olarak boş kadroya atama yapıldığı, alt kadrolara vekaletlerde tazminat ve zamların ödenmesinin aynı kurum için geçerli olduğunu, bu olayda bulunulan kadro ile vekalet ettirilen kadro farklı kurumlara ait olduğundan bu kuralın geçerli olmadığım, vekalet görevinin 16 yıl gibi uzun bir süre için düzenlenmediğini, bir memurun maaşsız olarak vekaleten en fazla üç ay süreyle çalıştırılabileceğini, ilgilinin vekaleten görevlendirmeyle ilgili olarak, maaşlı vekalet onayı ile ikinci görev olarak atanma taleplerinin İçişleri Bakanlığınca, görevden istifa talebinin ise Valilikçe reddedildiğini, konunun idare mahkemesine intikal ettirildiğini, idare mahkemesi tarafından vekalet aylığı verilmesi gerektiğine karar verildiğini, halen geçerli olan atama onayının "maaşsız" kısmı mahkeme karan ile "maaşlı" olarak değişmiş olduğunu belirterek tazmin hükmünün kaldınlmasını talep etmektedir.

Ancak yeni kurulmuş üniversitelerde öğretim üyesi açığı bulunmakta ve bu ihtiyaç 2547 sayılı Kanunun 40`ına maddesinde düzenlenen kurumlararası yardımlaşma ve 41`inci maddesinde düzenlenen öğretim üyesi ihtiyacının karşılanması hakkındaki hükümler uyarınca diğer üniversitelerden temin edilen öğretim üyeleri ile geçici olarak karşılanmaya çalışılmakta, yine bu çerçeveden olarak yönetici atamalarının yapılacağı ilgili birimde gerekli nitelikleri haiz yeterli sayıda öğretim elemanı bulunmadığı durumlarda, atamalar, aynı üniversitenin diğer birimlerinde kadrolu öğretim elemanları arasından yapılmaktadır.

Osmangazi Üniversitesi de yeri kurulan bir üniversite olduğundan, ilgili Yüksekokullar ve Enstitüde müdür yardımcısı olarak atanacak öğretim elemanı bulunmadığından atamaların anılan Üniversitenin diğer birimlerinde görevli öğretim elemanları arasından yapıldığı, ayrıca ödenen idari görev ödeneklerinin, bu görevlere aynı okullarda görevli öğretim elemanlarının atanması durumunda da aynı oranda ödenmesi gerektiğinden fazla bir ödemenin de söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu nedenle dilekçi iddialarının kabulü ile ilâmın l`inci maddesi ile …..liraya ilişkin olarak verilen  tazmin      hükmünün kaldırılmasına, karar verildi. K. Tarihi: 8.5. 2001 Tutanak No. : 25180

    • 13- SONUÇ : Her ikisi de memur ve hizmetli olan eşlerden birinin emekli olması ve başka bir yerde ikamet edeceğini beyan etmesi halinde, 6245 sayılı Kanunun değişik 45`inci maddesine göre yer değiştirme masrafının değişken unsurunun bunlara tam olarak ödenmesi gerektiğine çoğunlukla karar verildi. Sayıştay  Genel Kurul Kararı 24.09.1987 /  4606/1
    1. 14- Görev yeri değişmesine rağmen ikametgahı değişmeyen kişinin nakil nedeni ile yapmak zorunda kaldığı masrafların neler olduğu incelenerek sonuca göre karar verilmelidir.
    1. 15-      Yurtdışı sürekli görev yolluğuna ilişkin olarak, 6245 sayılı Harcırah Kanununun 46`ncı maddesinin (c) bendi hükmü gereğince verilecek yer değiştirme masrafının mesafeye göre değişen kısmının hesaplanmasında, aynı Kanunun 47`nci maddesinin (b) bendine göre esas alınacak mesafenin tespiti konusunda ortaya çıkan tereddüt.
    1. 16-     Tedavi amacıyla memuriyet mahalli dışındaki yerlere gönderilenlere, 6245 sayılı Harcırah Kanununun 18 inci maddesindeki "memuriyet mahalli dışına tedavi amacıyla gönderilenlere gidiş ve dönüşleri için yol masrafı ve gündelik ödenir" hükmü uyarınca dönüş saatlerine bakılmaksızın tam yevmiye ödenmesinde mevzuata aykırılık bulunmadığına,( 4.Daire. 22.10.1996/28263)
    2. 17-      Beyannamelerinde gidiş-dönüş saatleri belirtilmeyen ilköğretim müfettişlerine 1/3 oranında yevmiye ödeneceği…(Sayıştay Temyiz Kurulu Kararı: 25.03.1997 /24041)
    3. 18-     İl Milli Eğitim Müdürlüğünde görevli İlköğretim Müfettişlerinin il düzeyinde yaptıkları teftiş ve denetimleri esnasında ………. ili, bağlı ilçeleri ve bunlara bağlı köylerine mutat taşıt araçları işlemekte iken bu taşıt araçlarını kullanmayıp ticari taksileri kullanmaları 6245 sayılı Harcırah Kanununun 28 inci maddesine aykırılık teşkil ettiğinden ticari taksilere bütçeden ödenen miktarın sorumlulara ödettirilmesine (8.Daire. 01.4.1997/3774)
    4. 19-     Devlet Memurları Tedavi Yardımı ve Cenaze Giderleri Yönetmeliği`nin 26`na maddesi ile 1999 Malî Yılı Bütçe Uygulama Talimatı’nın 2.2`nci maddesinde; hasta memurun, eşinin ya da bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinden birinin bulundukları yerden başka bir yere gönderilerek tedavi ettirilmeleri halinde, yatarak tedavide geçen süreler için gündelik ödenmeyeceği belirtilmiştir. Bu nedenle, yatarak tedavi gören hastaya ve refakatçisine Harcırah Kanunu hükümlerine göre gündelik ödenmesinin mümkün olmadığı…(1. Daire Karar Tarihi : 27.12 2001 Tutanak No   : 7383)
    5. 20-     Belirli süreli yarı yıl tatilini de içine alan bir dönem için programlanmış bulunan kurs veya okullara katılanlara, yarı yıl tatiline isabet eden günlerde fiilen derse girme şartına bakılmaksızın 6245 sayılı Kanunun 37`nci maddesi uyarınca gündelik ödenmesinin mümkün olup olmayacağı hususunda Sayıştay görüşünün belirlenmesine ilişkin Maliye ve Gümrük Bakanlığı istemi.
    1. 21-     6245 sayılı Harcırah Kanununun 2562 sayılı Kanunla değişik “Ehliyet Tespiti, İmtihan, Hava Değişimi ve Tedavi İçin Başka Yere Gönderilenler” başlıklı 18’inci maddesine göre, ayakta tedavi görenlere ikamet ettikleri yer ile tedavi kurumu arasındaki taşıt ücretlerinin ödenebilmesi, memur ve aile efradının hastalık nedeniyle memuriyet mahalli dışındaki bir sağlık kurumuna sevki halinde mümkündür. Bu itibarla, memuriyet mahalli içindeki bir sağlık kurumunda tedavi gören memur ve eşi için taşıt ücreti ödenmesinin mümkün olmadığına, Sayıştay 2.Daire Kararı 10.05.2001/32756
    2. 22-     Teftiş Kurulu İstanbul ve İzmir Grup Merkezlerinde görevli müfettişlerin, "Turne grubu başkanı, denetim grubu başkanı ile müfettişlerin denetim, inceleme, soruşturma ve araştırma işlerine ait yetki ve sorumluluklarının yürürlükteki mevzuat çerçevesinde değerlendirilmesi" amacıyla Ankara`da düzenlenen hizmet içi seminere katılmaları nedeniyle, görevlendirmenin teftiş, denetim, inceleme ve soruşturma görevi imiş gibi değerlendirilerek, 6245 sayılı Harcırah Kanununun 33/b maddesine göre teftiş yevmiyesi ve yatak ücreti verilmesi sonucu fazla ödenen tutarın sorumlulara ödettirilmesine, 7. Daire Karar Tarihi : 11.10.2001 Tutanak No: 8884
    3. 23-     Davacının nakil isteğinde bulunduğu dilekçede eş ve çocuklarının başka bir yerde olduğunu bildirmesine rağmen onlar için de yolluk bildiriminde bulunarak harcırah alması durumunda gerekli araştırma yapılmaksızın harcıraha hükmedilmesi isabetsizdir.
    1. 24-    Sözleşmeli personele 6245 sayılı Harcırah Kanununun 33`üncü maddesinin (b) bendine göre yol gideri ve gündelik verilmesinde; Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığında çalıştırılacak Sözleşmeli Personele Hakkında Hizmet Sözleşmesi Esaslarının 9`unu maddesindeki, "Yurtiçinde geçici görevle görevlendirilerek sözleşmeli personele ödenecek yol giderleri ve gündelikler, 6245 sayılı Harcırah Kanununun 8`inci maddesine göre aynı Kanunun 2562 sayılı Kanunla değişik 33`üncü maddesinin (b) bendinin birinci fıkrasında belirtilenlere ödenecek yol giderleri ve gündelikler esas alınarak hesaplanır" hükmü uyarınca, mevzuata aykırı bir husus bulunmadığına, Sayıştay 5. Daire Kararı  10.10.2000/ 9905
    2. 25-    657 sayılı Devlet Memurları Kanununun vekalet ve ikinci görev aylık ve ücretlerini düzenleyen 175’inci maddesinin 2’nci fıkrasında; 88’inci maddeye göre ikinci görev verilen memurlara, bu görevleri karşılığında aylık ödenebilmesi için boş bir kadroya ait görevin ikinci görev olarak yürütülmesi gerekir. Bu şekilde görevlendirilenlere, görevlendirildikleri kadro derecesinin ilk kademe aylığının üçte ikisi ödenir.” denilmektedir.
    1. 26-   Tedviren atanan görevliye, tedviren atandığı göreve ait özel hizmet tazminatı ve yanödemenin, ödenmesinin mümkün olmadığı,
    1. 27-   Kamu görevlilerinin rahatsızlıklarında raporla gerekli görülecek refakatçiler aile fertleri ile sınırlı değildir.
    1. 28-     Hastane tarafından serbest diş tabibine sevk halinde, bu tabip tarafından yapılan tedavi giderinin tamamının ‘Devlet Memurlarının Tedavi Yardımı ve Cenaze Giderleri Yönetmeliğinin 22.maddesi uyarınca’ ödenmesinin gerektiği. (D.5.D.,E.1993/7472, K.1996/1326 )
    2. 29-     1) Zamanaşımı varsa, verilen soruşturma izninin kaldırılacağı hk.
    1. 30- Yurtiçi sürekli görev yolluğunun unsurlarından olan yer değiştirme masrafının değişken unsurunun hesabında hangi yolun esas alınması gerektiği hususunda Sayıştay görüşü tespitine ilişkin Maliye ve Gümrük Bakanlığı istemi.
    1. 31-     Yetkili makamın onayına göre aynı ilçe hudutları içinde ilçe merkezinden köye, köyden ilçe merkezine veya köyden köye yapılan atamalarda sürekli görev yolluğu ödenip ödenmeyeceği hususunda Sayıştay görüşü tespitine ilişkin Maliye ve Gümrük Bakanlığı istemi.
    1. 32-   MMHK ve 4483 sayılı Kanuna göre işlemleri başlatma hususunda yetkili amirin takdir yetkisi bulunduğu…
    1. 33- 1. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 108`inci maddesine göre aylıksız izin kullanan Devlet memurunun, kendisinin eşinin, bakmakla yükümlü bulunduğu ana, baba ve çocuklarının tedavi giderlerinin kurumunca karşılanıp karşılanmayacağı,
    1. 34-     6245 sayılı Harcırah Kanunu’nun, 4969 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değişen, 10. maddesinin (1) numaralı bendinin, Anayasa’nın 2., 5., 10., 11., 17., 41., 49., 55., 56. ve 65. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
    2.                      I. OLAY
    1.                    II. İTİRAZLARIN GEREKÇELERİ
    1.                          III.    YASA KURALLARI
    1.                      IV.    İLK İNCELEME
    1.                        V.    ESASIN İNCELENMESİ
    1. 35-  Kalp rahatsızlığı nedeniyle kaldırıldığı hastanede resmi tabip raporuyla görülen lüzum (ve ivedilik) üzerine yapılan tedavide kullanılan tıbbi malzeme giderlerinin tamamının Sandıkça karşılanması gerektiği hakkında. (Danıştay 11. Daire, E:2002/75, K:2005/2348)
    2. 36-   657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 210` uncu maddesine dayanılarak yürürlüğe konulan Devlet Memurlarının Tedavi Yardımı ve Cenaze Giderleri Yönetmeliğine uygun olarak, tedavi amacıyla başka yere gönderilenlere ödenecek gündelikler ile bu yerlere giden hastaya eşlik etmek üzere görevlendirilen memur ve hizmetlilere ödenmesi öngörülen gündeliklerin 6245 sayılı Kanunun 42`nci maddesindeki sınırlamaya tabi tutulup tutulmayacağı hususunda Sayıştay görüşü saptanmasına ilişkin Maliye ve Gümrük Bakanlığı istemi.
    1. 37- 657 sayılı Kanunda bir görevin tedviren yürütülmesine ilişkin bir düzenleme olmamakla beraber, tedvir görevi verilen kişinin Anayasanın angarya yasağına ilişkin 18. Maddesi hükmü karşısında, fiilen yürüttüğü yönetim hizmetleri karşılığında haftada 15 saat ek ders ücreti alabileceği sonucuna ulaşılmaktadır. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevini fiilen  yürüttüğü ihtilafsız olan davacıya., bu görevi için öngörülen ek ders ücretinin ödenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığından, Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğünün 9.2.2000 günlü 2081 sayılı genelgesinin 2/b maddesi ile davacıya ödenek ek ders ücretlerinin yasal faiziyle birlikte tahsil edilmesine ilişkin işlemde hukuki isabet görülmemiştir.” (Danıştay 11.D. 08.10.2001 tarih ve 2001/2197 Esas sayılı kararı.)
    1. 38- Başka yerdeki bir göreve vekaleten değil de tedviren atananlara, orada kaldıkları sürece gündelik verilmesi mümkün değildir. (D.10.D., K:1975/1561)
    2. 39- Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi okullarda görevli yükseköğrenim görmüş sınıf öğretmenlerine: görev yap­tıkları okulda haftalık ders saatlerini doldurup doldurmadıklarına bakılmaksızın, haftada 8 saate kadar özel öğrenci etüd eğitim merkezlerinde ek ders görevi ve­rilebileceği hk.
    1. 40-     657 sayılı Kanunun 86`ncı maddesinde vekalet aylığı verilmek suretiyle gördürülecek haller arasında sayılmayan Hukuk İşleri Müdürlüğüne vekalet nedeniyle vekalet aylığı ve 1. derece kadrolu Muhakemat Müdürünün kendi derecesinden daha aşağı dereceli bir kadro olan Hukuk İşleri Müdürlüğüne vekalet etmesi nedeniyle vekalet edilen göreve ait zam ve tazminatların ödenemeyeceği.

    Vekil öğretmenlik görevine ilişkin aylıkların ödenmemesi işleminin; 657 sayılı Yasanın 86. mad­desinin 4. fıkrasında, kurumlarınca vekâleten atanılacak memur bulunmadığı durumlarda ilkokul......öğretmenliği kadrolarına açıktan vekil atanabileceği belirtilmiş ve 175. madde ise, öğretmenlere sınıfla­rının bu görev için saptanılan memuriyete giriş derecesinin ilk kademe aylığının verileceği öngörülmüş olduğuna ve davacının ilkokulda vekil öğretmenlik yaptığı anlaşıldığına göre, eğitim ve öğretim sını­fında ilkokul öğretmenleri için öngörülen 12. derecenin 1. kademesi aylığının ödenmesi gerekeceği gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. (D.5.D., E. 1976/143, K. 1980/1897).

    Asliye Hukuk Mahkemesi Zabıt Katibi olan davacı, 11.4.1979 ile 24.4.1980 tarihleri arasında vekalet ettiği Asliye Mahkemeleri Başkatipliği görevinden dolayı vekalet ücreti ödenmeyece­ğine ilişkin işlemin iptalini ve kadro karşılığı olarak 35.880 lira vekalet ücretinin ödenmesine karar verilmesini istemektedir.

    657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 86. maddesinde, memurların kanuni izin nedeniyle işinden geçici olarak ayrılmaları halinde, yerlerine kurum içinden veya dışından veya açıktan vekil atanabileceği, bir görevin memurlar eliyle vekaleten yürütülmesi halinde aylıksız vekaletin asıl olduğu, vekil memurlara vekalet görevinin 3 aydan fazla devam eden süresi için vekalet aylı­ğının ödeneceği, boş kadrolara ait görevlerin lüzum görüldüğü takdirde memurlara ücretsiz olarak vekaleten sürdürülebileceği hüküm altına alınmış bulunmaktadır. Dosyanın incelenmesinden, Balıkesir Asliye Mahkemeleri Başkatibinin iki ay yıllık izne ayrılması üzerine davacının bu göreve 11.4.1979 tarihinde vekaleten atandığı ve bu görevi 24.4.1980 tarihine kadar sürdürdüğünü, Asıl Başkatibin yıllık izninin bitimini müteakip emekliye ayrıldığı ve sözkonusu kadronun boşaldığı anlaşılmıştır.

    Yukarıda özetlenen madde hükmünden de anlaşılacağı gibi, vekalet aylığının ödenebilmesi için vekalet görevinin 3 aydan fazla olması gerektiği kuşkusuzdur. Asil Başkatibin yıllık izninin 2 ay sürmesi nedeniyle davacının da dolu kadroya vekaleti 3 ayı geçmediği bu nedenle bu süre için vekalet aylığı ödenmemesinde mevzuata aykırılık bulunmadığı, diğer taraftan Başkatibin senelik iznini müteakip emekliye ayrıldığı ve kadrosunun boşaldığı, dolayısı ile davacının boş kadroya vekalet ettiği anlaşıldığı cihetle, boş kadrolara ait görevlerin de ücretsiz olarak vekaleten gördürüleceği, yukarıda anılan madde hükmü gereği olduğundan, bu sürede de vekalet aylığı ödenmemesinde mevzuata aykırılık yoktur.

    Açıklanan nedenlerle, dayanaktan yoksun davanın reddine karar verildi. (D.5.D, K.84-4479, E.80-10551)

    Dava müfettiş inceleme raporu sonucu davacıya fazla ödendiği ileri sürülen ikinci görev aylığının maaşından kesinti yapılmak suretiyle emanete alınmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

    İdare Mahkemesi kararıyla, 1580 sayılı Belediye Kanununun ve 832 sayılı Sayıştay Kanunu ge­reğince belediye gelir ve giderlerinin Sayıştay denetimine ve yargılanmasına tabi bulunduğu, fazla ödendiğinden bahisle herhangi bir ödemenin geri alınabilmesi ilgili kurum hesaplarının Sayıştayca yargılanması sonucu kesinleşmiş tazmin hükmünün bulunmasına bağlı olduğu, olayda İçişleri Bakanlı­ğı müfettişlerince Denizli Belediyesinin teftişi sonucu düzenlenen raporda, davacıya belediye makine mühendisliği görevinin ikinci görev olarak verilmesinin usulsüz olduğu ve bu sebeplerle ödenen ikinci görev aylıklarının belediye sayman ve tahakkuk memuru adına eşhas zimmetine alınmasının önerilmesinden sonra hemen davacıdan tahsili cihetine gidildiği, belediyenin ilgili yıl hesabının henüz Sayıştay`­ca yargılanmadığı kesin hükme bağlanıncaya kadar fazla ödendiği ileri sürülen bir paranın ilgililerden tahsil edilmek suretiyle emanete alınmasına imkan veren yasal bir düzenleme bulunmadığı, diğer taraftan Sayıştay`ca verilmiş kesin bir tazmin hükmü olmadan tahsil edilmiş para varsa bunun davacıya geri ödenmesinin yasa gereği olduğu gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiştir.

    Davacı idare kararın temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

    657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 2670 sayılı Kanunla değişik 12. maddesinde, Devlet memurlarının görevlerini dikkat ve itina ile yerine getirmek ve kendilerine teslim edilen Devlet malını korumak ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri almak zorunda oldukları, Devlet memurunun kasıt, kusur, ihmal ve tedbirsizliği sonucu idare zarara uğratılmışsa bu zararın ilgili memur tarafından rayiç bedel üzerinden ödenmesinin esas olduğu ve zararların ödettirilmesinde genel hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Maddede "genel hükümler uygulanır" denilmek suretiyle kasıt, kusur, ihmal veya tedbirsizlik sonucu idareyi zarara uğratan Devlet memurlarına bu zararın ödettirilme­sinde mahkemece verilmiş bir yargı kararının bulunması gerektiğine işaret edilmiştir.

    Olayda 13.3.1979 tarihinde Denizli Belediyesinde İşletme Müdürü olan davacıya belediyede açık bulunan makine mühendisliği görevinin ikinci görev olarak verildiği ve bu görevin davacı tarafından 30.8.1982 tarihine kadar yürütüldüğü ve bu görevin gerektirdiği aylıkların davacıya ödendiği, 7.2.1986 tarihinde ise usulsüz ödeme yapıldığı belirtilerek maaşından kesinti yapılmaya başlandığı anlaşılmakta olup, söz konusu usulsüz ödeme yukarı­da hükmü yazılı madde kapsamına girmediğinden bir yargı kararına gerek bulunmadan da 22.12.1973 günlü Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararı ile getirilen ilkeler esas alınarak usulsüz ödemelerin geri alınması mümkün bulunmaktadır.

    Öte yandan Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 1973/14 sayılı Kararında, idarenin yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde süre aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayanarak ödediği meblağı her zaman geri alabileceği, bunun dışında kalan hallerde hatalı ödemelerin istirdadının hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihten başlamak üzere dava açma süresi olan 90 (60) gün içinde kabil olduğu ve bu süre geçtikten sonra istirdat edilemeyeceği belir­tilmiş, anılan kararın gerekçesinde iyi niyet kuralı üzerinde de durularak, idarenin sakat ve dolayı­sıyla hukuka aykırı terfi veya intibak işlemine, idare edilenin gerçek dışı beyanı veya hilesi sebep olmuşsa ya da geri alınan idari işlem yok denilecek kadar sakatlık taşımakta ise, yahut yapılan öde­melerde idare edilenin kolayca anlayabileceği kadar açık bir hata bulunmaktaysa ve idareyi bu ko­nuda haberdar etmemişse, memurun iyi niyetinden söz etmeye imkan olmadığı ve bu işlemlere da­yanılarak yapılan ödemeler için süre düşünülemeyeceği, bu ödemelerin her zaman geri alınabileceği ancak, bunun dışındaki hatalı ödemeler için memurun iyi niyetinin istikrar ve kanunilik kadar önemli bir kural olduğu ve bu nedenle yukarıda belirtilen İstisnalar dışındaki hatalı ödemelerin o tarihte dava açma süresi olan 90 (60) gün içinde geri alınabileceği vurgulanmıştır.

    İdare ve idari yargı mercileri yönünden bağlayıcı nitelikte olan söz konusu kararda benimsenen ilkeler karşısında davacıya usulsüz ödendiği öne sürülen ikinci görev aylığının, hatalı Ödemenin yapıldığı tarihten itibaren 2577 sayılı Yasada belirtilen 60 günlük dava açma süresi geçtikten sonra maaştan kesinti yapmak suretiyle geri alınmasına hukuki ola­nak bulunmamaktadır.

    Açıklanan nedenlerle davalı idarenin temyiz isteminin reddiyle Aydın İdare Mahkemesince verilen ve sonucu itibariyle hukuka ve usule uygun bulunan 21.3.1988 günlü, 1988/123 sayılı kararın yukarıda belirtilen gerekçelerle onanmasına 13.4.1992 tarihinde karar verildi. (D.5. D., E. 1988/2618; K. 1992/884)

    Dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra gereği görüşüldü:  657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 1897 sayılı Kanunla değişik vekâlet görevi ve aylık yerilmesinin şartlan" başlıklı 86. maddesinde; (.................) denilmektedir.

    Vekâlet aylığı verilebilmesinin şartlarını belirleyen bu maddeden anlaşıldığı üzere, bir görevin memurlar eliyle vekâleten yürütülmesi halinde aylıksız vekâlet asıl olup bu halin istisnaları maddenin 4, 5 ve 7. fıkralarında sayılmıştır. 4. fıkraya göre maddenin 1. fıkrasında sayılan ayrılmalar dolayısıyla yapılan kurum içinden atamalarda 3 aydan fazla devam eden vekâlet görevinde ve aynı şekildeki ayrılmalar dolayısıyla ilkokul öğretmenliği ve veznedarlık kadrolarına atananla­ra göreve başlanıldığı tarihten itibaren vekâlet aylığı verilecektir. Görüldüğü üzere kurum içinden veznedarlık kadrosuna vekâlet ettirilen bir memura vekâlet aylığı verilebilmesi için veznedarlık kadrosunun boş olmaması, ancak asıl veznedarın maddenin l. fıkrasında sayılan sebeplerden bi­riyle, yani kanuni izin, geçici görev, disiplin cezası uygulaması veya görevden uzaklaştırma nede­niyle işinden geçici olarak ayrılmış olması gerekmektedir. Halbuki Konya Çocuk Esirgeme Ku­rumu Saymanlığı veznedarlık kadrosu boştur. Maddenin 5. fıkrasında ise belediyelerin veteriner hekim ve hayvan sağlık memurluğu kadrolarına ait özel durum ele alınmaktadır. Maddenin 6. fıkrasına göre daha önce sayılmış haller dışındaki boş kadrolara ait görevlerin memurlara ücretsiz olarak vekâleten gördürülebileceği belirtilip buna tek bir istisna olarak da 7. fıkra ile boş saymanlık kadrolarına yapılan vekâleten atamalar getirilmektedir.

    Görüldüğü gibi, ……..nin dilekçesinde de belirtildiği üzere aynı kurumdan veznedarlık görevine vekâleten atanan memura; vekâlet aylığı ancak vekâlet ettiği veznedarlık görevinin asıl sahibi olan veznedarın, maddenin 1. fıkrasında sayılan sebeplerden biriyle görevinden geçici ola­rak ayrılması durumu söz konusu ise verilebilir. Veznedarlık malî sorumluluğunun bulunması, sayman mutemedi olarak veznedarların malî yönden sorumlu olmaları bu durumu değiştirmez. Kanunun 175. maddesinde belirtilen vekâlet aylığı da ancak Kanunun 86. maddesinde belirti­len şartlar varsa verilebilir. Yani Kanunun 86 ve 175. maddelerini birlikte mütalâa etmek gerekir.

    Bu itibarla 234 sayılı İlâmın 26. maddesi ile verilen tazmin hükmünün tasdikine, (Syş. Tmyz. K. 12.1.1990-Tut. No: 22169)

    657 sayılı Kanunun değişik 86. maddesinin son fıkrasında; "Bu Kanuna tâbi kurumlarda, malî nakdî ve aynî sorumluluğu bulunan saymanlık kadrolarının boşalması halinde bu kadrolara işe başladıkları tarihten itibaren vekâlet aylığı verilmek suretiyle memurlar arasından atama yapılabilir.", 174. maddesinde de "vekâlet aylıklarının ödenebilmesi için görevin fiilen yapılması şart­tır" denilmektedir.

    Aynı Kanunun değişik 175. maddesinde .ise bir göreve vekâleten atanana memurlara vekâlet edilen görevin kadro derecesinin birinci kademesinin 1/3`nün, açıktan atananlara ise 2/3`sinin verileceği, bulundukları yerden başka bir yerdeki göreve vekâlet suretiyle atananlara ise Harcırah Kanunun geçici görevle başka bir yere gönderilenlere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir. Bütün bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere malî, nakdî ve aynî sorumluluğu bulunan saymanlık kadrolarının boşalması halinde bu kadrolara memurlar arasından vekâleten atama yapılması ve bunlara işe başladıkları tarihten itibaren görevin fiilen yapıldığı sürece vekâlet aylığı ödenmesi mümkündür.

     Her ne kadar Yasada vekâlet aylığının gün hesabıyla ödeneceğine dair açık hüküm yok ise de; vekâlet aylığına ilişkin maddeler vekâlet aylığının, işe başlandığı tarihten itibaren ve görevin fiilen yapılması şartıyla ödeneceğine amirdir.

    Bu da, vekâlet aylığının, memurlara her ayın başında peşin olarak ödenen aylıktan farklı bir ödeme olduğunu, vekâlet aylığının ödenebilmesi için görevin fiilen yapılmasının şart olduğunu göstermektedir.

    Diğer yandan, Devlet Memurları ile Diğer Kamu Görevlilerinin Aylıklarının Ödeme Zammının Değiştirilmesine Dair 289 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ilki 15 Ekim 1987 tarihinde olmak üzere aylıkların ödeme zamanının ayın l`den ayın onbeşine alınması da keyfiyeti değiştirmemektedir.

     Çünkü anılan Kararnamenin 1. maddesinde, aylıklarla birlikte ödenen zam ve tazminatlar, ödenekler, tayin bedeli, yakacak yardımı ile aylıklara ilişkin hükümler dairesinde ödenmesi öngörülen sair hakedişlerin ayın 15`nde ödenmesi öngörülmüştür.

    Maliye Bakanlığınca çıkarılan 100 seri No`lu Devlet Memurları Kanununun Genel Tebliğin­de de, 289 sayılı KHK`nin 1. maddesi uyarınca 15.10.1987 tarihinde yapılacak ödemelere aylık veya ücretlerle birlikte her ay mutad ve düzenli olarak ödenmekte bulunan hakedişlerin dahil olacağı gösterildikten sonra, aylık ve ücretlerle birlikte ödenmesi mutad olmayan, ödeme için bir olayın vukuu veya belirli bir hizmetin ifası gereken ek ders ücreti, bordro üzerinde fiili çalışma saatlerine dayanılarak ödenen fazla çalışma ücretleri, konferans ücretleri, ikramiye, prim, ödül, döner sermaye payı, huzur hakkı, toplantı ödeneceği, vekâlet ücreti, bilirkişi ücreti, 6245 sayılı Kanuna göre yapılan harcırah ödemeleri, temsil giderleri, doğum yardımı ödeneği, tedavi yardımı, cenaze giderleri, giyecek yardımı, yiyecek yardımı gibi ödemelerin dahil edilemeyeceği belirtil­mek suretiyle de aylık ve ücretlerle birlikte ödenmesi mutad olmayan ödemelerin 15.10.1987 tarihinde ödenen aylıklara dahil edilemeyeceği gösterilmiştir.

    Vekâlet aylığının aylıkla birlikte ödenmesi mutad olmayıp ödenmesi bir olayın vukuuna diğer bir deyişle görevin fiilen yapılma şartına bağlıdır.

    Bu itibarla verilen tazmin hükmünün tasdikine oybirliği ile karar verildi. (Syş. Tmyz. K. 7.7.1991 - Karar N: 22822)

    Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünce ilgilinin 31.7.1987 tarihinden itibaren 657 sayılı Kanunun 67`nci maddesi gereğince 5`inci derece müdür yardımcısı kadrosunda 4. üncü derecede aylık almaya hak kazandığı, bu itibarla bu tarihten itibaren %5 oranında özel hizmet tazminatı ödenme­si gerektiği ileri sürülmekte ise de; özel hizmet tazminatı ile ilgili bölümlerde yer alamayanlardan, Kurumların genel idare hizmetleri sınıfına dahil 4 ve daha yukarı dereceli kadrolarda bulunanlara %5 oranında özel hizmet tazminatı ödenmesi 26.6.1987 gün ve 87/11901 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile kararlaştırılmış, ancak ödemede kadro derecesi esas alındığından 5`inci dereceli kadroda bulunan ilgiliye %5 oranında özel hizmet tazminatı ödenmesi anılan karara göre yerinde değildir. Öte yandan, 86/11337 sayılı BKK`nin 8`inci maddesinde; "üst derecelerde boş kadro bulun­maması nedeniyle derece yükselmesi yapamayan ve kazanılmış hak aylıkları 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 67`nci maddesi uyarınca bir üst dereceye yükseltilen memurların iş güçlüğü, iş riski, temininde güçlük zammı ve malî sorumluluk tazminatı ile özel hizmet tazmi­natları, bulundukları kamu kuruluşunda aynı unvanlı memurlar hakkında yükselinen derece için öngörülen puan ve oranlar esas alınarak ödenir." denilmekte ve dilekçe ekinde gönderilen Bakan onaylı dağıtım cetvelinde bu hususa yer verildiği ve 8`inci maddeye göre özel hizmet tazminatı ödenmesi gerektiği ileri sürülmekte ise de, onaylı cetvelde kadrosu 5`inci derecede olup 4`üncü dereceden aylık alanlar için özel hizmet tazminatı öngörülmediği gibi bu maddenin uygulanmasında, bulundukları kamu kuruluşunda aynı unvanlı memurlar hakkında yükselinen derece için öngörülen puan ve oranlar esas alınacağı cihetle, ilgilinin yükseldiği 4`üncü derece müdür yar­dımcısı unvanlı kadrolar için Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü teşkilatında öngörülen tazminatın ödenmesi gerekmektedir. Ancak anılan teşkilatta 4`üncü dereceli müdür yardımcısı kadrosu bu­lunmadığından bu maddeye göre özel hizmet tazminatı ödenmesi mümkün değildir.

    Yukarda açıklanan nedenlerle verilen tazmin hükmünün tasdikine oybirliği ile karar verildi. (Syş. Tmyz. Kur. 5.10.1992-Tut. No: 22832)

    Dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra gereği görüşüldü :

    95/6707 sayılı BKK.`na ekli Kararın H bendinde, bir göreve vekalet eden personele yaptıkları iki görevle ilgili aynı cins tazminat ve zamlardan fazla olanlar ile farklı cinsteki tazminat ve zamların ödenebilmesi için 99 seri nolu DMK Genel Tebliğe atıfta bulunarak asil memurda aranan şartlara haiz olmalarının belirtildiği; anılan genelgede bu şartların 657 sayılı Kanunun 68`inci maddesinde belirtilen şartlar olduğunun açıklandığı; 657 sayılı Kanunun anılan maddesinin ise 1, 2, 3 ve 4`üncü dereceden kadrolara atanabilmek için 217 sayılı KHK`nin 2`nci maddesi kapsamındaki kadrolarda belirli sürelerde çalışmış bulunmayı ve yüksek öğrenim görmüş olmayı öngördüğü gerekçesiyle, 1`inci dereceden kadrolu Ç.E.K. Saymanlık Müdürlüğüne vekaleten atanan Muhasebe Müdürü ............ ile Muhasebe Şefi ...................... `ye 1`inci dereceden kadrolu Gelir Müdürlüğüne vekaleten atanan Müdür Yardımcısı ............. ile 4`üncü dereceden kadrolu Personel Müdürlüğü Şefliğine vekaleten atanan memur .................. `ya yüksek öğrenimli olmadıkları için yaptıkları iki görevle ilgili aynı cins tazminat ve zamlardan miktarı fazla olanlar ile farklı cinsteki tazminat ve zamların ödenmesi mümkün olmadığından ................ liraya tazmin hükmolunmuştur.

    657 sayılı Kanunun 86`ncı maddesinde vekalet konusunda gerekli düzenleme yapılırken, yasa koyucu tarafından, bir göreve atanırken asil memurda aranan şartların bu göreve vekaleten atanacak personelde de aranması gerekeceğine dair amir bir hüküm getirilmemiş olmakla birlikte, gerek 657 sayılı Kanunda gerek Maliye Bakanlığı teşkilat ve görevlerine ilişkin yasada anılan Bakanlığa verilen ve Bütçe Mali Kontrol Genel Müdürlüğünce yürütülen mali konularda düzenleme yapma yetkisi çerçevesinde anılan Genel Müdürlükçe hazırlanan 99 seri nolu D.M.K. Genel Tebliğinde,

    "........... 1- Bir görevin vekaleten yürütülmesi halinde görevin gerekleri ve nitelikleri değişmeyeceğinden bu görevi vekaleten yürütecek olanların asil memurda aranan şartlara sahip olmaları gerekmektedir. Bu sebeple,

    a) 1-4 dereceli kadrolara vekalet edeceklerin 657 sayılı Kanunun 68`inci maddesinde belirtilen şartlara haiz olmaları" belirtilmekte;

    1991 yılından itibaren uygulanan yan ödeme ve özel hizmet tazminatlarına ilişkin Bakanlar Kurulu Kararlarının tümünde yer verildiği üzere, 95/6707 sayılı BKK.na ek Kararın 6-H-b maddesinde kurumlarınca bir göreve kurum içinden vekalet ettirilme halinde yapılan iki görevle ilgili aynı cins ve tazminatlardan miktarı fazla olanlar ile farklı cinsteki tazminat ve zamların 657 sayılı Kanunun 175`inci maddesindeki oranlar dikkate alınmaksızın ve vekalet görevine başlandığı tarihten itibaren ödeneceği belirtilirken bu ödemenin istisnaları arasında vekalet eden personelin 99 seri nolu DMK Genel Tebliğinde açıklandığı üzere asilde aranan şartlara sahip olmaması durumu da sayılmaktadır.

    Bu Nedenle, 1-4 `üncü dereceli kadrolara vekalet eden ancak 657 sayılı Kanunun 68`inci maddesi gereği yüksek öğrenim görmüş olma şartına uymayan personele vekalet edilen göreve ilişkin yan ödeme ve tazminatların ödenmesi mümkün olmadığından tazmin hükmünün tasdikine, karar verildi.  Sayıştay Temyiz Kurulu Kararı  Kararın Numarası : 24810   Kararın Tarihi : 04.07.2000

    İNCELEME: 6245 sayılı Harcırah Kanununun 20`nci maddesinde değişiklik yapılmadan önce hastalıkları icabı 18`inci maddenin (c) bendinde yazılı yerlere bir kimse refakatinde gitmesi lüzumu resmi tabip raporuyla tevsik edilenlere refakat edecek aile efradından birine yalnız gidiş ve dönüş için ve aile efradından refakat edecek kimse bulunmadığı takdirde kurumlarınca terfik olunacak memur veya hizmetliye de bu işin devamı müddetince yevmiye ve yol masrafı verileceği hüküm altına alınmakta ve hastalara ilke olarak aile efradından birinin refakat etmesi benimsenerek yalnız gidiş ve dönüş için yevmiye ve yol masrafı verilmesi, aile efradından refakat edecek bir kimse bulunmadığı taktirde, bu işin kurumlarınca görevlendirilecek memurlara yaptırılarak gidiş ve dönüşten başka tedavinin devamı süresince ikamet yevmiyesi verilmesi de öngörülmekte idi.

    21.5.1987 tarih ve 3371 sayılı Kanunla anılan 20`nci maddede yapılan değişiklik sonucu, tedavi amacıyla başka yere gönderilen hastalara refakat eden aile fertlerinden birine yapılan ödeme ile, refakat edecek aile ferdi bulunmaması nedeniyle kurumca görevlendirilecek refakatçi memur veya hizmetliye yapılan ödeme arasında, aile ferdi olan refakatçi aleyhine kanundan doğan fark ortadan kaldırılmış, kurumca görevlendirilen diğer refakatçiler gibi ikamet veya memuriyet mahalli dışında bulunulan günlerde ek masraf yapmak durumunda olan aile efradından refakatçilere de ikamet yevmiyesi ödenmesi sağlanmıştır.

    6245 sayılı Harcırah Kanununda yapılan bu değişiklik karşısında, hastaya aile efradından refakat eden Devlet memuruna da refakat süresince yevmiye ve yol masrafının ödenmiş olmasının, bunların bu süre içinde görevli sayılmaları sonucunu doğurup doğurmayacağı, hususunda ortaya çıkan tereddüt, Maliye ve Gümrük Bakanlığının 3371 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce bu gibilerin refakat süresini görevlendirme olarak değerlendirme yerine, yıllık izin, mazeret izni veya ücretsiz izin olarak değerlendirmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

    6245 sayılı Kanunun değişik 20`nci maddesine göre hastaya eşlik eden memurların izinli sayılabilmelerinin mümkün olup olmadığını, öncelikle 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun "çalışma saatleri, İzinler" başlıklı 5`inci bölümünde yer alan hükümler açısından değerlendirmek gerekmektedir.

    657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 102`nci maddesi; memurun hizmet yılları itibariyle yıllık izinlerini nasıl ve ne şekilde kullanacağını, değişik 104`üncü maddesi; doğum, evlenme ve ölüm hallerinde verilecek izinlerin süresini ve esaslarını, değişik 108`inci maddesi ise; memurun bakmakla mükellef olduğu veya memur refakat etmediği takdirde hayatı tehlikeye girebilecek ana, baba, eş ve çocukları ile kardeşlerinden birinin ağır hastalığa tutulmuş olması halinde, resmi tabip raporuyla belgelendirmek koşuluyla verilecek izinlerle, doğum yapan memurlara verilecek izinlerin süre ve esaslarını hükme bağlamıştır.

    Görüldüğü gibi 657 sayılı Kanunun yukarıda açıklanan hükümleri ile 6245 sayılı Kanunun değişik 20`nci maddesindeki şartlar ve amaç farklıdır. Gerçi 657 sayılı Kanunun değişik 108`inci maddesinin ilk fıkrasında memurun bakmaya mecbur olduğu ve refakat etmediği takdirde hayatı tehlikeye düşecek ana, baba, eş ve çocuklar ile kardeşlerinin yaralanmaları ve hastalanmaları halinde doktor raporu ile belgelenmesi koşulu ile refakat edilebileceği öngörülmekte ise de; aynı fıkrada yer alan "isteği" ifadesi ile refakat olayı isteğe bağlı kılınmıştır. Kaldı ki bu maddede söz edilen refakat ile 6245 sayılı Kanunun 20`nci maddesinde geçen refakat farklıdır. 20`nci madde hükmüne göre memur resmi tabip raporuyla tevsik edilmek şartıyla dairesince görevlendirilmekte ve hasta ile birlikte bir başka mahalle gönderilmektedir. 657 sayılı Kanunun değişik 108`inci maddesinde ise herhangi bir görevlendirme söz konusu olmayıp memurun isteği ve talebi ile kendisine izin verilebilmektedir.

    Öte yandan hukuki statüsü kanunlarla düzenlenen Devlet memurlarına kamu görevlerini gereği gibi yerine getirebilmeleri için tanınan bir takım haklar arasında sayılan izin hakkının memurun talebi ile kullanılabilecek haklardan olması, refakatçi memuru izinli sayabilmek için durumunun yukarıda sayılan hallerden birine uygun olması ve memurun talep etmesi ile mümkün bulunmaktadır. Oysa refakat eden memur, kendi istek ve arzusu dışında bu işi yapmaya memur edilmektedir. 6245 sayılı Kanunun değişik 20`nci maddesindeki refakat hali ileri sürülerek memurun bu haklarının ve teminatının kısıtlanması, refakat süresinin izninden mahsup edilmesi ve izinli iken kendisine harcırah ödenmesi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve 6245 sayılı Harcırah Kanununun temel prensiplerine de aykırı bir uygulama olacaktır.

    Ayrıca, 6245 sayılı Kanunun 20`nci maddesinde, hastaya ailesi efradından refakat eden memurun izinli sayılması ve ailesi efradından birisinin bulunmaması halinde refakat ettirilecek memurun ise görevli sayılması şeklinde bir ayrıma yer verilmediği gibi, refakatçi memurun izinlerini kullanmış olması veya refakat süresinin kanuni izinlerden daha uzun sürmesi halinde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun belli sürelerle sınırlı izin hükümleri ile konuya çözüm getirmek de mümkün olmayacaktır.

    Yukarıda açıklanan nedenlerden başka, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 209`uncu maddesiyle kurumlar Devlet memurları ile kanunda belirtilen yakınlarının tedavisini sağlamakla yükümlüdürler. Hastalanan memura refakatçi sağlamak da tedavinin bir gereğidir. Kurumların bu gereği yerine getirmek için bir memuru refakatçi olarak terfik etmesi, refakatçi ister memurun yakını olsun ister olmasın 209`uncu maddenin öngördüğü tedavi yükümlülüğünün yerine getirilmesi açısından da bir görevlendirme sayılmalıdır.

    SONUÇ : 6245 sayılı Harcırah Kanununun 20`nci maddesine göre hastalıkları icabı bu Kanunun 18`inci maddesinde yazılı yerlere bir kimse refakatinde gitmesi gerektiği resmi tabip raporuyla tevsik edilenlere, aile efradından refakat edenlerin Devlet memuru olması halinde de hastaya refakatin 6245 sayılı Harcırah Kanununa göre harcırah ödenmesini gerektirir bir görevlendirme olarak kabulüne çoğunlukla karar verildi. Sayıştay  Genel Kurul Kararı 07.01.1991 /  4686/1

    657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 62`nci maddesinde, bulundukları görevden başka yerdeki görevlere atananların atama emirlerinin kendilerine tebliğ edildiği tarihten itibaren 15 gün içerisinde o yere hareket ederek belli yol süresini izleyen iş günü işe başlamak zorunda oldukları hükme bağlanmakta aynı maddenin sondan bir önceki fıkrasında ise yer değiştirme suretiyle yapılan atamalarda memurlara yollukları verilmeksizin atama emrinin tebliğ edilmeyeceği, ancak hak edeceği yolluğun tamamını veya bir kısmını sonradan almak üzere gitmeyi kabul edenlerin bu hükmün dışında olacağı öngörülmektedir. Burada yolluğun bir kısmının veya tamamının sonradan alınmasının kabulü ancak memurun bu yolda açıkça muvafakat vermesi ile mümkündür. Yoksa yolluksuz atama emrini tebellüğ etmenin yolluksuz gitmeyi kabul etmek anlamına gelmeyeceği aşikârdır. Bu itibarla davalı idarenin davacının, atama emrini tebellüğ etmekle yolluksuz gitmeyi kabul ettiği yolundaki iddiasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenle yeni görev yerine başlama süresi yolluğun verildiği tarihten başlaması gerektiğinden kanunda belirtilen şartlara aykırı olarak yapılan atama tebligatına dayanılarak tesis olunan dava konusu görevden çekilmiş sayılma işleminin iptaline, Ekim-Kasım aylarına ait maaş ve maaşa bağlı diğer hakları tutarının bu aylara ait talep ettiği 16.800 lirayı geçmemek üzere ve göreve alınıncaya kadar mahrum kaldığı maaş ve maaşa bağlı haklarının ödenmesine, ortada manevi tazminatı gerektirir bir durum olmadığından manevi tazminat talebinin reddine, 25.5.1978 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (D.5.D., E. 1976/8844 K. 1978/1952).

    Köyde öğretmenlik yapan ancak il merkezinde yaşayan davalının il merkezinde bir okula atanması durumunda; evini ve aile bireylerini nakletmesi söz konusu olmadığından aile masrafı ve yer değiştirme masrafına hak kazanması mümkün olmayıp sadece yeri değiştiği için davacıya yol masrafı ve yevmiye ödenmesi gerekir.

    İsteğin Özeti: Manisa İdare Mahkemesinin 14.06.1995 günlü, E: 1995/100, K: 1995/515 sayılı kararının dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.

    Danıştay Tetkik Hakimi M.S.`nin Düşüncesi: İdare mahkemesince verilen karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir neden de bulunmadığından anılan kararın onanması gerektiği düşünülmüştür.

    Danıştay Savcısı G.E.`nin Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp idare mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir.

    Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddiyle idare mahkemesi kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

    Türk milleti adına hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince işin gereği düşünüldü: ... Merkez ... Köyü İlkokulu Öğretmeni olan davacı, 26.08.1994 tarihinde ... İlkokulu Öğretmenliğine atanması nedeniyle, kendisine ödenen sürekli görev yolluğunun maaşından kesinti suretiyle geri alınmasına ilişkin 18.01.1995 günlü işlemin iptali ile geri alınan harcırahın ödenmesine hükmedilmesi istemiyle dava açmıştır.

    Manisa İdare Mahkemesinin 14.06.1995 günlü, E: 1995/100, K: 1995/515 sayılı kararıyla: Harcırah Kanunu`nun 5 ve 9. maddelerine göre sürekli görev yolluğunun yer değiştirmeye dayalı gerçek masraflar karşılığı ödenebileceği, dosyanın incelenmesinden, ... Merkez ... Köyünde görev yapan ve Uşak Merkez`de bir okula atanmış olan davacının esasen evinin ... İl Merkezinde olduğunun ve görev yaptığı köye ... Merkez`den gidip geldiğinin anlaşılması üzerine ödenmiş olan harcırahın geri alındığının anlaşıldığı, bu durumda yapılan nakil nedeniyle yer değiştirmesi söz konusu olmayan ve bu nedenle sürekli görev yolluğuna hak kazanamamış olan davacı hakkındaki işlemde hukuka aykırı bir husus görülmediği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

    Davacı, sürekli görev yolluğunun geri alınmasının hukuka aykırı olduğunu öne sürmekte ve idare mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

    6245 sayılı Harcırah Kanunu`nun "Harcırahın Unsurları" başlıklı 5. maddesinde, harcırahın; yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafını ihtiva edeceği ve ilgilinin bu kanun hükümlerine göre bunlardan birine, birkaçına veya tamamına müstehak olabileceği hükme bağlamış; 10/1. maddesinde de, yurtiçinde veya yurtdışındaki daimi bir vazifeye yeniden veya naklen atananlara ... yeni görev yerlerine kadar harcırah verilmesi öngörülmüştür.

    Kanunun anılan 5. maddesine göre harcırah birden fazla unsurdan oluşmakta olup, memurun durumuna göre bunlardan birine, bir kaçına veya tümüne hak kazanabilmesi söz konusu olmaktadır.

    Olayda, ... Merkez ... Köyü İlkokulunda Öğretmen olarak görev yapan davacının ... Merkez`de bir ilkokula atandığı, atama sırasında sürekli görev yolluğunun ödenmiş olduğu, daha sonra yapılan inceleme sonucu davacının esasen ... İl Merkezi`nde oturmakta olduğunun ve görev yaptığı köye gidip geldiğinin tesbiti üzerine yer değişikliğinin herhangi bir masrafı gerektirmediğinden bahisle ödenmiş olan yolluğun maaştan kesinti suretiyle geri alındığı dosyanın incelenmesinden anlaşılmaktadır.

    Bu durumda, her ne kadar ... Merkez`de ikamet etmekte iken görev yaptığı köye gidip geldiği tesbit edilen davacının ... Merkez`de bir okula atanması sırasında evini ve aile bireylerini nakletmesinin söz konusu olmaması nedeniyle harcırahın belirtilen unsurlarından aile masrafı ve yer değiştirme masrafına hak kazanması mümkün değil ise de, söz konusu atama nedeniyle görev yeri değişen davacıya harcırah unsurları içinde yer alan yol masrafı ve yevmiyenin ise ödenmesi gerektiği açık olup, mahkemece davacıya ödenen ve daha sonra geri alınan harcırahla ilgili bilgi-belgelerin getirtilmesi suretiyle harcırahın sözü edilen unsurları yönünden gerekli araştırma yapılarak yukarıda belirtilen esasa göre bir karar verilmesi gerekirken bu yönde bir inceleme yapılmadan davanın tümüyle reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.

    Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüyle Manisa İdare Mahkemesince verilen 14.06.1995 günlü, E: 1995/100, K: 1995/515 sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesinin 1/b fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Kanunla değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine, 19.11.1998 tarihinde oybirliği ile karar verildi.  (D.5.D., E:1995/4056, K:1998/2720 )

    b-Tedviren görevlendirmelerde zam ve tazminat farkı ödenmeyeceği hakkında.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Hüküm veren Danıştay Onbirinci Dairesince işin gereği görüşüldü:

    657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 86. maddesinde, vekalet görevi ve aylık verilmesinin şartları düzenlenmiş, aynı Yasanın 174. maddesinde ise vekalet aylıklarının ödenebilmesi için görevin fiilen yapılmasının zorunlu olduğu belirtilmiş, 17.5.1987 günlü, 19463 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 99 Seri No`lu Devlet Memurları Kanunu Genel Tebliğinde de, vekalet göreviyle ilgili genel hükümlere yer verildikten sonra 1-4. dereceli kadrolara vekalet edeceklerin 657 sayılı Yasanın 68. maddesinde belirtilen şartları haiz olmaları, asilde aranan şartlara sahip vekil memur bulunamadığı takdirde boş bulunan bir görevin tedviren yürütülmesi öngörülmüştür. Ayrıca 657 sayılı Yasanın 68/B maddesinde, 1-4. derecedeki kadrolara atama için yüksek öğrenim görmüş bulunmak şartı aranmıştır.

    Bu hükümler karşısında, asilde aranan şartları taşımayan bir kişinin vekil olarak atanamayacağı ve kendisine vekalet aylığı ödenemeyeceği açıktır. Ancak 657 sayılı Yasada bir görevin tedviren yürütülmesine ilişkin bir hükme yer verilmemiş olmakla beraber, yukarıda sözü geçen tebliğ uyarınca idarece tedvir görevi verilen kişinin, Anayasanın angaryayı yasaklayan 18. maddesi hükmü uyarınca fiilen yürüttüğü görev karşılığı bazı maddi haklara hak kazanacağı açıktır.

    Mevzuatta tedviren görevlendirme şeklinde açıklanan bir usul bulunmamakla beraber, uygulamada 99 Seri No`lu Genel Tebliğde de belirtildiği üzere asilde aranan şartlara sahip vekil memur bulunmadığı hallerde idarelerce hizmetin aksatılmadan yürütülmesini teminen herhangi bir şekilde boşalmış veya boş bulunan bir göreve asilde aranan şartlara en yakın personel arasından tedviren görevlendirme yapılarak idari görevin yürütülmesi sağlanmaktadır.

    Yukarıda yer alan yasal düzenleme karşısında, davacıya vekalet aylığı adı altında bir ücret ödenmesi mümkün değilse de, davacının yürüttüğü görevden dolayı üstlendiği sorumluluk dikkate alındığında, vekalet görevinden ötürü davacıya vekalet aylığına eşdeğer tutarda bir meblağın tazminat olarak ödenmesi gerekmektedir.

    Buna göre, lise mezunu olan ve 3. derece kadrolu Malmüdürlüğünü valilik oluru ile vekaleten yürütmekle görevlendirilen davacıya fiilen yürüttüğü bu görev karşılığında vekalet aylığına eşdeğer tutarda bir meblağın ödenmesi gerekirken, aksi yönde tesis edilen işlemde hukuki isabet görülmemiştir. Bu itibarla temyize konu kararın anılan işlemin iptaline ilişkin kısmında usul ve mevzuata aykırı bir yön bulunmamaktadır.

    Kararın; zam ve tazminat farkının geri istenilmesine ilişkin işlemi iptal eden kısmına gelince;

    Evvelce sehven kanuna aykırı olarak yapılmış bir terfi veya intibak işleminin kanunsuzluğunun tespitinden sonra idarece geri alınması sonucu fazla ödenmiş bulunan aylık ve ücret farklarının kararda belirtilen istisnalar dışında ancak ilk kanunsuz ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere 90 günlük dava açma süresi (2577 sayılı Kanunun 7. maddesi uyarınca 60 gün) içinde geri alınabileceği hakkındaki 22.12.1973 günlü, E: 1968/8, K: 1973/14 sayılı Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararında, idarenin hatalı eylem ve işlemlerinin ve bu işlemlere dayanarak yaptığı ödemelerin geri alınmasında uygulanacak temel ilkeler ortaya konulmuştur. Anılan kararın gerekçesinde iyi niyet kuralı üzerinde de durularak idarenin sakat ve dolayısıyla hukuka aykırı işlemine, idare edilenlerin gerçek dışı beyanı veya hilesi neden olmuşsa ya da geri alınan idari işlem yok denilebilecek kadar sakatlık taşımakta ise, hatalı işlemde idare edilenin kolayca anlayabileceği kadar açık bir hata bulunmaktaysa ve idareyi bu konuda haberdar etmemişse, memurun iyi niyetinden söz etmeye olanak bulunmadığı ve bu işlemler dolayısıyla bu işlemlere dayanılarak yapılan ödemeler için süre

    düşünülmeyeceği, bunların her zaman geri alınabileceği, ancak bunun dışındaki işlemler için memurun iyi niyetinin, istikrar ve kanunilik kadar önemli bir kural olduğu ve bu nedenle yukarıda belirtilen istisnalar dışındaki işlemlere dayanılarak yapılan ödemelerin ancak dava açma süresi içinde geri alınabileceği vurgulanmıştır.

    Yukarıda anılan Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararından, kanuna aykırı olarak yapılan ödemelerde, muhatabın kolayca anlayabileceği kadar açık bir hata bulunmakta ise ve idareyi bu konuda haberdar etmemişse iyi niyetin varlığından söz edilemeyeceği, bu işlemlere dayanılarak yapılan ödemeler için süre kısıtlamasının olmadığı, bunların her zaman (genel zamanaşımı süresi içinde) geri alınabileceği sonucuna ulaşılmaktadır.

    Dosyada mevcut belgelerin incelenmesinden, ... Malmüdürlüğünü 27.8.1997 tarihinden itibaren tedviren yürüten davacıya ödenen zam ve tazminat farkının davacı adına borç çıkarıldığı ve bundan sonra anılan farkların ödenmemesi yolunda işlem tesis edildiği, idare mahkemesince, davacının asilde aranılan şartları taşımaması nedeniyle zam ve tazminat farkı alamayacağı, ancak son ödemenin yapıldığı tarihinden itibaren 60 günlük dava açma süresi geçirildikten sonra zam ve tazminat farklarının geri istenilemeyeceği gerekçesiyle davanın, dava konusu işlemin zam ve tazminat ödenmemesine ilişkin kısmının reddine, zam ve tazminat farklarının geri istenilmesine ilişkin kısmının ise iptaline hükmedildiği anlaşılmaktadır.

    Malmüdürlüğünde muhasebe şefi olarak görev yapan davacının, tedviren görevlendirmelerde zam ve tazminat farkı alınmayacağını bilebilecek durumda olduğu halde anılan farkları alması ve açık hata niteliğindeki bu ödeme işlemine karşı idareyi haberdar etmemesi, yersiz ve hatalı olduğu konusunda idareyi uyarmaması nedeniyle iyiniyetinden söz edilmesi de olanaksızdır.

    Buna göre, bu tür işlemlere dayanılarak yapılan ödemelerin her zaman geri alınabileceği hususu gözetilmeden, son ödemenin üzerinden 60 günden fazla sürenin geçmiş bulunması neden gösterilerek hatalı ödemenin geri alınamayacağı gerekçesiyle dava konusu işlemin bu kısmının iptali yolunda verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.

    Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kısmen kabulüyle Ordu İdare Mahkemesinin 25.5.1999 gün ve E: 1998/817, K: 1999/358 sayılı kararının, dava konusu işlemin zam ve tazminat farklarının borç çıkarılmasına ilişkin kısmını iptal eden hüküm fıkrasının bozulmasına, temyize konu diğer hüküm fıkralarının onanmasına, 10.4.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (Danıştay 11. Daire, E:2000/9798, K:2003/1654, T:10.04.2003)

    İstemin Özeti: ... Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi mezunu olan ve kız meslek lisesinde uygulamalı anaokulu öğretmeni olarak görev yapan davacının özel hizmet tazminatı verilmesi istemiyle yaptığı başvurusunun reddedilmesine ilişkin işlemin iptali ile 31.12.1989 tarihten itibaren özel hizmet tazminatı farkının yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açılan davada; 657 sayılı Yasanın zam ve tazminatlar başlıklı ek maddesine ve bu yasa uyarınca çıkarılan yan ödeme kararnamesi hükümlerine göre, teknik öğretmenlerin özel hizmet tazminatından yararlanmalarının, 657 sayılı Yasa`nın 36. maddesine göre teknik hizmetler sınıfında görev alma niteliklerini taşımaları, eğitim öğretim hizmetleri sınıfına dahil, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı mesleki ve teknik öğretim okul ve kurumlarına atölye, laboratuvar veya meslek dersleri öğretmeni olarak atanmaları koşuluna bağlandığı, kız teknik okulu ayırımı yapılmadığı, davacının kız teknik öğretmen okulu mezunu olarak, eğitim ve öğretim hizmetleri sınıfına dahil Milli Eğitim Bakanlığına bağlı meslek lisesinde meslek dersi öğretmeni olarak görev yaptığının tartışmasız olduğu, bu nedenle 1990, 1991, 1992, 1993 yılları için belirlenen oranlarda özel hizmet tazminatının ödenmesi gerektiği gerekçesiyle dava konusu işlemi iptal eden ve ödenmeyen özel hizmet tazminatı farkının ödenmesine hükmeden Ankara 7. İdare Mahkemesinin 24.12.1993 gün ve 1587 sayılı kararının davalı idare tarafından 15.07.1993 gün ve 93/4616 sayılı Bakanlar Kurulu kararından önce bu okul mezunlarını kapsam içine alan açık bir düzenleme olmadığı öne sürülerek, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası`nın 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istemidir.

    Danıştay Tetkik Hakimi L.V.`nin Düşüncesi: Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.

    Danıştay Savcısı H.E.Ç.`nin Düşüncesi: Dava; Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu mezunu olarak öğretmenlik yapan davacıya özel hizmet tazminatı ödenmemesine ilişkin işlemin iptali ile, 01.12.1990 gününden itibaren alamadığı tazminat tutarının ödenmesine karar verilmesi isteğiyle açılmıştır.

    İdare mahkemesince; 657 sayılı Yasa`nın zam ve tazminatlarla ilgili ek maddesine göre çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararnamesinde, hangi görevler için ne miktarda zam ve tazminat verileceğinin belirtildiği, kararnameye ekli 11 sayılı cetvelde "Teknik Öğretmenler" bölümünde, konunun ayrıntılarının düzenlendiği, yasanın 36. maddesinde de teknik hizmetler sınıfına girenlerin tanımı yapılırken teknik öğretmen okulu mezunları için kız veya erkek teknik öğretmen okulu ayrımı yapılmadığı, bu durumda, kız teknik öğretmen okulu mezunu olarak eğitim hizmetleri sınıfında, meslek lisesinde meslek dersi öğretmenliği yapan ve teknik hizmetler sınıfında görev yapma niteliğini de taşıyan davacıya özel hizmet tazminatı verilmesi gerektiği belirtilerek işlemin iptaline, alamadığı tazminatların ödenmesine karar verilmiştir.

    Davalı bakanlıkça, kız teknik öğretmen okulu ve mesleki eğitim fakültesi mezunlarının da tazminat almalarına olanak veren 1993/4616 sayılı kararnamenin yürürlüğünden ( 15.07.1993 ) önce davacılarla ilgili açık bir düzenleme bulunmadığı öne sürülerek kararın bozulması istenilmiştir. Kararın davacıya özel hizmet tazminatı ödenmemesine ilişkin işlemin iptaline dair bölümü hukuka uygundur.

    Ancak ödemenin 01.12.1990 tarihinden itibaren yapılmasına yönelik hüküm fıkrası yerinde görülmemiştir.

    Bilindiği üzere yan ödeme kararnameleri yıllık olarak çıkarılmakta ve her yılın son gününde bu yıla ait kararname hukuken ortadan kalkmaktadır.

    Davacı, geçmiş yıllardaki uygulamaya ilişkin uyuşmazlık çıkarmamış ve dava açmamıştır.

    Bu durumda tazminat ödenmesi için yapılan başvuru tarihinden geriye doğru 60 günlük ( dava süresi ) süre için tazminat verilmesi mümkün olup, daha öncesine ait tazminatın hukuksal dayanağı yoktur.

    Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin bu yönden kabulü ile kararın bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

    Türk Milleti Adına Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü: Uyuşmazlık, ... Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi mezunu olan ve anaokulu öğretmenliği yapan davacının özel hizmet tazminatından yararlandırılmasını engelleyen işlemden doğmuştur.

    657 sayılı Yasa`nın Zam ve Tazminatlar başlıklı ek maddesinde; 36. madde kapsamındaki teknik hizmetler sınıfında görev alma niteliklerini taşıyıp, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı mesleki ve teknik öğretim okul ve kurumlarına atölye, laboratuvar veya meslek dersleri öğretmeni olarak atananlardan 4 yıllık yüksek öğrenim görenlere bakanlar kurulunca belirlenecek esas ve ölçüler dahilinde ayrıca özel hizmet tazminatı ödeneceği, bu tazminatın hangi işi yapanlara ve hangi görevlerde bulunanlara ödeneceğinin miktarı ile ödeme usul ve esaslarının Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulacağı kuralı getirilmiş, bu madde uyarınca hazırlanan Bakanlar Kurulu kararlarında da ilgili cetvellerin teknik öğretmenler bölümü için 657 sayılı Yasa`nın 36. maddesi kapsamındaki teknik hizmetler sınıfında görev alma niteliklerini taşıyıp, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı mesleki ve teknik öğretim okul ve kurumlarına atölye, laboratuvar veya meslek dersleri öğretmeni olarak atananlara eğitim süreleri, bitirdikleri bölümün bilim ve ana sanat dallarına göre verilecek özel hizmet tazminatı oranları belirlenmiştir.

    Yukarıda belirtilen kurallara göre teknik öğretmenlerin sözü edilen özel hizmet tazminatından yararlanabilmeleri için, hem 36. maddeye göre teknik hizmetler sınıfında görev alma niteliğini taşımaları ve hem de eğitim-öğretim hizmetleri sınıfına dahil Milli Eğitim Bakanlığına bağlı mesleki ve teknik öğretim okul ve kurumlarına atölye, laboratuvar veya meslek dersleri öğretmeni olarak atanmaları gerekmektedir.

    657 sayılı Yasa`nın 36. maddesinin teknik hizmetler sınıfı başlıklı II. bendinde de bu sınıfı teşkil eden okul mensupları arasında teknik öğretmen okullarını bitirenler de sayılmış olup, yasada kız teknik-erkek teknik öğretmen okulları gibi bir ayrıma yer verilmemiştir.

    Olayda davacının bitirdiği okulun mesleki teknik yüksek-okul olduğu, meslek lisesinde anaokulu öğretmenliği yaptığı, bu görevin ise atölye, laboratuvar veya meslek dersi öğretmenliği olmadığı açıktır.

    Bu durumda davacının yaptığı görevin atölye, laboratuvar veya meslek dersi öğretmenliği olmaması nedeniyle sözü edilen özel hizmet tazminatından yararlanması yasal olarak olanaksızdır.

    Açıklanan nedenlerle Ankara 7. İdare Mahkemesi kararının bozulmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere anılan mahkemeye gönderilmesine, 08.06.1995 gününde oybirliği ile karar verildi. DANIŞTAY 8. DAİRE E. 1994/4006 K. 1995/1999

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Hüküm veren Danıştay Onbirinci Dairesince işin gereği görüşüldü: 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun "Ders ve Konferans Ücretleri" başlıklı 176. maddesinde, 4359 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, 2. fıkrasının (c) bendinde, ek ders ücretlerinin alanlarında master derecesini almış öğretmenlere %25, alanlarında doktora derecesini almış olan öğretmenlere ise %40 fazlasıyla ödeneceği hükme bağlanmıştır.

    4359 sayılı Yasanın 1. rnaadesinin gerekcesinde, değişiklikle ek ders ücretinin günün koşullarına uygun hale getirilmesine çalışıldığı, ek ders ücretındeki bu artışla, öğretmenlerin branşlarında ve ihtisasları içindeki diğer derslerde derse girmelerinin özendirilerek, bir taraftan öğrencilerin öğretmensiz kalmamaları, diğer taraftan da öğretmenlerin emekleri karşılığında, adil bulacakları bir ücret alabilmelerinin yolunun açılmaya çalışıldığı belirtilmiştir.

    Yukarıda yer verilen Yasa hükmü uyarınca ek ders ücretinin, master yapan öğretmenlere %25, doktora yapan öğretmelere ise %40 oranında fazla ödenebilmesi içiı yapılan master ve doktoranın "alanında" olması gerekmektedir. Maddede geçen "alan" ibaresinden öğretmenlerin öğretmenliğe esas olan liisas düzeyindeki öğrenimin anlaşılmas gerekmekte olup yapılan master ve doktoranın lisans düzeyindeki öğrenimle ilgili olması halinde anılan madde hükmünün uygulanmasına olanak bulunmaktadır.

    Olayda, Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji bölümünü bitirdikten sonra biyoloji öğretmeni olarak atanan davacının, Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleı Enstitüsü Su Ürünleri anabilim dalında master ve doktorasını tamamladığı, ek ders ücretinin %40 fazla ödenmesi yolundaki başvuru üzerine dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmış olup, davacının su ürünleri anabilim dalında yaptığı master ve doktoranın biyoloji dalıyla ilgi olup olmadığının ilgili yerlerden sorulmak suretiyle konunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

    Bu nedenle, bu yönde bir inceleme yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerektiğinden, yapılan master ve doktoranın biyoloji alanıyla ilgisi bulunup bulunmadığını ortaya koymaktan uzak Adana Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğünün, "Fen-Edebiyat Fakülteleri biyoloji bölümü mezunu olan bir öğretmenin su ürünleri anabilim dalında yapmış olduğı doktoranın biyoloji alanında yapılmış bir doktora olarak kabul edilip, edilmeyeceğine" ilişkin sorusuna verilen cevaba dayanılarak tesis edilen işlemde ve bu işleme karşı açılan davayı reddeden idare mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

    Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulüyle, Adana 1. idare Mahkemesinin 14.2.2002 gün ve E:2001/52, K:2002/206 sayılı kararının yukarıda belirtilen hususlar gözönüne alınarak yeniden bir karar verilmek üzere bozulmasına, dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine 20.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. T.C.Danıştay Onbirinci Daire Esas No : 2002/4532  Karar No : 2004/4199

     

    B) Meslekî ve teknik öğretim kurumlarında görevli atölye ve teknik ders öğretmenlerine, ilgili mevzuata göre okutabilecekleri haftalık toplam ek ders süresi olan 24 saatin üzerinde döner sermaye işleri dolayısıyla fazla çalışma ücreti ödenemeyeceği.

    Döner sermaye işlerinde görevlendirilen atölye şefi ve teknik ders öğretmenlerine, ilgili mevzuatı uyarınca haftalık zorunlu ve isteğe bağlı olarak  okutabilecekleri  azami   ek   ders   saati   sayısının   üzerinde (özellikle sömestr ve yaz tatili dönemlerinde) fazla çalışına ücreti ödendiği,

        gerekçesiyle tazmin hükmü verilmiştir.

    A) 4130 sayılı 1996 Mali Yılı Genel Bütçe Kanunu eki "Ek Ders, Konferans ve Fazla. Çalışma Ücretleri ile Diğer Ücret Ödemelerini Gösteren" K-Cetveli"nin "Fazla Çalışma Ücreti"ne ilişkin İRI. Bölümü"nün "Milli Eğitim Bakanlığı" ile ilgili 4`üncü maddesinin (a) fıkrasında;

    "Bakanlığa bağlı her dereceli okullar ile kurumların atölye ve birimlerinde döner sermaye işleri üzerinde işin gereği olarak, olağan çalışma saatleri dışında fiilen çalışanlara (şoförler ve yardımcı hizmetler sınıfı personeli hariç) öğretim günlerinde günde 3 saati, milli ve dinî bayram günleri haricindeki tatillerde günde 8 saati geçmemek kaydıyla okul ve kurum döner sermaye hasılatından, beher iş saati için ödenecek fazla çalışma ücretleri bu bölümde belirlenen azami tutarı geçmemek üzere okul ve kurum müdürlerince, personelin üretime katkılan ve işçilik payı gözönünde bulundurularak tespit edilir" denilmiş olup, bu konuda "azami saat ücreti" olarak 125.OOO.-TL belirlenmiş bulunmaktadır.

    Bu hüküm uyarınca; Milli Eğitim Bakanlığı`na bağlı okul ve kurumların döner sermaye işlerinde mesai saatleri dışında çalışan görevlilere, hafta içi öğretim günlerinde (günlük) 3 saatin üzerinde fazla çalışma ücreti tahakkuk ettirilmesine hukuken imkan bulunmamaktadır.

    Oysa rapor dosyasındaki belgeler üzerinde yapılan incelemelerde 1996 yılı Bütçe Kanunu ile getirilen olağan çalışma saatleri dışında öğretim günlerinde günde 3 saati geçmemek kaydıyla fazla çalışma ücretlerinin belirleneceği hükmüne uyulmadığı saptanmıştır, Dilekçinin öğretim günü olarak öğretmenin dersinin bulunduğu günlerin anlaşılması gerektiği iddiasının yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.

    B) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 59`uncu maddesi hükmüne dayanarak 25.1.1996 tarih ve 86/10340 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ücretli ders Saatlerine Dair Esaslar:

    Madde-7 Mesleki ve teknik liselerin atölye ve laboratuar öğretmenleri ile bu okulların bünyesindeki uygulama anaokulları yönetici ve öğretmenlerine,

    a) Ücretle branşlarında haftada zorunlu 20 saat, isteğe bağlı da 4 saat atölye, laboratuar, endüstriyel teorik ders ek  ders  görevi olarak verilebilir. Mesleki ve teknik  liseler dışındaki Bakanlığa bağlı okul ve  kurumlarda görevli  atölye ve  laboratuar öğretmenlerine de   bu  fıkra hükmü      uygulanır.       Özel eğitim kurumlarındaki aboratuar öğretmenlerine bu esasların 3`üncü maddesinin (b) fıkrası ile verilen  12 saat "zorunlu ders  niteliğinde yönetim görevi" dışında ayrıca 8   saate kadar zorunlu ve 4 saate kadar da isteğe bağlı ek ders görevi verilebilir.

    b) Bunlardan endüstriyel öğretim yapan atölye  ve  laboratuar öğretmenlerine, (Kız teknik öğretim kurumlarındaki endüstriyel öğretim yapılan bölüm öğretmenleri dahil.)

    (1)3 saat endüstriyel ders okutanlara l saat,

    Madde 43- Öğretmen ve yöneticilerin bu Esaslara göre haftada alabilecekleri ek ders saatleri sayısı EK-I ve EK-IPdeki çizelgelerde gösterilmiştir.

    EM ÖĞRETMENLER

    LiSE

    ÖĞRETMEMİN GÖ REV        HAFTALIK DERS SAATt SAYISI

    YAPTIĞI OKUL                  Madde              Ay .Krs. Z.ED. l.B.E.D. H.P.O.K.H. Diğer Toplam

    VEYA KURUMLAR                    No___         I      İR      m       IV      V         VI

    Mes.Tek.Lis.        7-12 20       20  4       3(d)         i-3(f)    24-27

    f:Esasların 7`nci maddesinde yer alan endüstriyel teorik ders karşılığı verilir.

    657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 89`uncu maddesi hükmüne istinaden, 25.1.1996 tarih ve 86/10340 sayılı Bakanlar Kurulu Karan ile yürürlüğe konulan "Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ücretli Ders Saatlerine Dair E&aslar" uyarınca; endüstri meslek liselerinde görevli bölüm şefi ile atölye ve laboratuvar öğretmenlerine, haftada 20 saat maaşları karşılığı okutmaları gereken dersle birlikte (20 saat zorunlu ve 4 saat isteğe bağlı olmak üzere) ayrıca toplam 24 saat ek ders görevi verilmesi mümkündür.

    1996 Mali Yılı Genel Bütçe Kanunu eki (K) Cetvelinin "Fazla Çalışma Ücreti" ne ilişkin İR. bölümünün (4/a) maddesinin 2`nci paragrafında;

    "Meslekî ve teknik öğretim kurumlarında görevli atölye ve teknik ders öğretmenleri, ilgili mevzuata göre aylıkları karşılığında okutmakla yükümlü oldukları ders saatlerini doldurduktan sonra, okul idaresince gerekli görüldüğü, takdirde haftalık zorunlu ve isteğe bağlı olarak okutabilecekleri ek ders saati sayısı kadar süre ile döner sermaye işleri üzerinde öğrencilerin çalışmalarını düzenlemek ve fiilen çalıştırmak üzere de görevlendirilebilirler ve bunların fazla çalışma ücreti döner sermaye hasılatından ödenir. Ancak, bu şekilde görevlendirilen öğretmenlere okullarında veya başka okullarda gece ve gündüz ek ders görevi verilmez ve ek ders ücreti ödenmez." denilmektedir.

    Bu hüküm uyarınca mesleki ve teknik öğretim kurumlarında görevli atölye ve teknik ders öğretmenlerine, ilgili mevzuata göre okutabilecekleri haftalık toplam ek ders süresi olan 24 saatin üzerinde, döner sermaye işleri dolayısıyla fazla çalışma ücreti ödenmesi mümkün bulunmamaktadır. Dilekçi dilekçesinde döner sermaye işletmesinde (sömestri ve yaz tatilinde) yaptırılan fazla çalışma ve buna ödenen fazla çalışma ücretinin 4-a maddesinin birinci bendi hükmü kapsamında gerçekleştirildiğini, çünkü tatil dönemlerinde atölyede eğitim öğretim değil üretim yapıldığını, yapılan çalışmaların olağan çalışma saatleri dışında ve tatil gününde yapıldığını, ilâmda belirtilen 4-a maddesinin ikinci bendine girmeyeceğini ileri sürmektedir.

    Dilekçinin 1996 yılı Bütçe Kanunu K-Cetveli İRI-Fazla Çalışma Ücreti Bölümü 4`üncü maddesinin a fıkrasının birinci ve ikinci bentlerinin farklı durumlar için, farklı hükümler içerdiği iddiasının yasal dayanağı bulunmayıp, bu yasa hükmü Milli Eğitim Bakanlığına bağlı her dereceli okul, kurum, atölye ve bağlı birimlerle mesleki ve teknik öğretim kurumlarının fazla çalışma esaslarını düzenlemektedir. Ayrıca sözü edilen yasa hükmünde eğitim-öğretim dönemi ile üretim dönemi gibi bir ayırım yapılmayıp tatil dönemi ifadesi kullanılmıştır.

    Yukarıda sözü edilen bütün bu nedenlerden dolayı  1078 sayılı ilâmın   l`inci   maddesiyle   verilen  ……-   liralık  tazmin   hükmünün tasdikine, karar verildi. Karar Tarihi : 9.10.2001 Tutanak No. : 25335

    657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 89. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunun 2.12.1998 günlü, 96/12120 sayılı kararı ile yürürlüğe konulan, Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen ve Yöneticilerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine ilişkin Esasların 10. maddesinin (b) bendinde, Bakanlık taşra teşkilatında görevli; milli eğitim müdürü, müdür yardımcısı, şube müdürü, ilköğretim müfettişi, ilköğretim müfettiş yardımcısı, şef, rehber öğretmen, gezici özel eğitim öğretmeni, her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlan müdür, müdür başyardımcısı ve müdür yardımcılarının haftada 15 saatinin ders niteliğinde yönetim görevi sayılacağı ve ek ders ücreti ödeneceği öngörülmüş olup, aynı Esasların "tanımlar" başlıklı 4. maddesinin (i) bendinde de, ders niteliğinde yönetim görevinin, Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı ile Bakanlığa bağlı her derece ve türdeki eğitim ve öğretim kurumlarında görevli personelin inceleme, araştırma, planlama, programlama, yönetim, denetim, eğitim ve öğretim hizmetlerinden ek ders görevi olarak kabul edilen süreleri ifade ettiği belirtilmiştir.

    17.5.1987 günlü, 1S463 sayılı Resmi Gazete`de yayımlanan 99 seri Nolu Devlet Memurları Kanunu Genel Tebliğinde vekalet görevi ile ilgili genel hükümlere yer verilerek asilde aranan şartlara sahip, vekil memur bulunmadığı takdirde boş bulunan bir görevin tedviren yürütülmesi öngörülmüştür. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu`nun 86. maddesinde ise, vekalet görevi ve aylık verilmesinin şartları düzenlenmiş, aynı Kanunun 175. maddesine 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile eklenen ikinci fıkrada ise vekalet aylığı ödenebilmesi için vekilin asilde aranan şartları taşımasının zorunlu olduğu belirtilmiştir.

    Bu hükümler karşısında, asilde aranan şartlara haiz olmayan bir kişinin vekil olarak atanamayacağı ve kendisine vekalet aylığı ödenemeyeceği açıktır. Ancak 657 sayılı Yasada bir görevin tedviren yürütülmesine ilişkin bir hükme yer verilmemiş olmakla beraber uygulamada yukarda sözü geçen tebliğ uyarınca idarece asilde aranan şartlara haiz memur bulunmadığı hallerde boş bulunan görevlerin tedviren yürütüldüğü görülmektedir. Bu durumda Anayasanın angarya yasağına ilişkin 18. maddesi hükmü karşısında tedvir görevi verilen kişinin fiilen yürüttüğü görev karşılığı bir tazminata hak kazanacağı tabidir.

    Olayda; İlçe Milli eğitim Müdürlüğü görevini tedviren yürüten ve bu nedenle asıl görevi olan İlköğretim Okulu Müdür Yardımcılığı nedeniyle alması gereken, ancak fiilen görev yapmadığı için ödenmeyen ek ders ücretleri nedeniyle zarara uğrayan davacıya, yukarda açıklandığı gibi tedviren atandığı görev için öngörülen ek ders ücretlerinin tazminat olarak ödenmesi gerekmektedir.

    Bu durumda, 9.2.2000 tarih ve 2081 sayılı Genelgenin 2/b maddesinde ders niteliğinde yönetim görevi karşılığında ek ders ücreti verilmesini gerektiren görevlerde tedviren görevlendirilenlere ek ders ücreti ödenmemesi, ancak tedviren görevlendirilenlerin, asli görevlerini de aynı anda yürütmeleri halinde asli görevlerine ait ek ders ücretlerini alabilecekleri belirtilmişse de, Anayasanın angarya yasağına dair hükmü ile Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen ve Yöneticilerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Esasların 10/b ve 4/i maddeleri karşısında, ilçe milli eğitim müdürlüğü görevini ilgili dönemlerde fiilen yürüttüğü tartışmasız olan davacıya, bu görev için öngörülen ek ders ücretinin tazminat olarak ödenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığından, Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğünün 9.2.2000 günlü 2081 sayılı Genelgesinin 2/b maddesi Ve davacıya ödenen ek ders ücretlerinin yasal faiziyle birlikte tahsil edilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.

    Diğer taraftan; yapılan teftiş sonucunda yersiz ödendiği ileri sürülerek ek ders ücreti ödemelerinin geri alınmasının dayanağı işlem iptal edildiğinden, davacıdan tahsil edilen tutarların yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerekmektedir.

    Açıklanan nedenlerle; dava konusu yapılan teftiş sonucunda davacının haksız yere aldığı belirtilen 773.386.000.- lira tutarındaki ek ders ücretini yasal faiziyle birlikte iade etmesi yönündeki işlem ile bu işlemin dayanağı olan ve ek ders ücretine ilişkin düzenlemeleri içeren Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğünün 9.2.2000 gün ve 2081 sayılı Genelgesinin 2/b maddesinin iptaline, davacıdan bu işlem nedeniyle geri alınan tutarların yasal faiziyle birlikte ödenmesine, aşağıda,dökümü yapılan 39.050.000.- lira yargılama giderlerinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, 16.500.000., lira eksik posta ücretinin davacıya tamamlattırılmasına, 28.6.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (D.11.D. Esas No: 2001/2197 Karar No: 2004/3039)

    86/10340 sayılı BKK nın 2/j maddesinde, ilkokullar ve azınlık okulları hariç her derece ve türdeki örgün ve yaygın öğretim kurumlarının öğretim ve yönetim faaliyetlerini yürütenlere ders araç ve gerecinin, makine ve teçhizatın temini, korunması, bakımı, öğretime hazır halde bulundurulması veya sosyal hizmetleri karşılığı olarak verilen haftalık ücretli ders saatleri olarak tanımlanan "ders niteliğinde egzersiz görevi"nin okulun eğitim ve öğretime açık olduğu dönemler ile sınav dönemleri dışında ödenemeyeceği gerekçesiyle Anadolu Lisesi Müdürü ve Başyardımcısına okulda öğretimin olmadığı dönemlerde ders niteliğinde egzersiz görevi için ödenen ek ders ücretleri  toplamı  -liraya tazmin hükmolunmuştur.

    17.3.1986 tarih 19050 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 25.1.1986 tarih 86/10340 sayılı BKK eki "Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ücretli Ders Saatlerine Dair E&aslar" in l`inci maddesinde,

    "Bu Esasların amacı Bakanlık merkez ve taşra teşkilatında, her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarında, yetiştirme kurslarında ve seminerlerde görev alan öğretmen, yönetici, uzman ve usta öğreticilerin ücretle okutacakları ve okutmuş sayılacakları haftalık ders saatlerinin sayısını, ders görevi alacakların niteliklerini ve diğer hususları tespit etmektir."

                                                                                2`nci maddesinin ı ve j bendlerinde sırasıyla,

    "Zorunlu Ders Niteliğinde Yönetim Görevi: Bakanlık merkez ve taşra teşkilatında her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarında, rehberlik ve araştırma merkezlerindeki görevlilerin inceleme, araştırma, planlama, programlama,  yönetim,  eğitim,  öğretim gibi hizmetleri karşılığı verilen haftalık ücretli ek ders saatlerini,"

    "Ders Niteliğinde Egzersiz Görevi: Her derece ve türdeki örgün (ilkokullar ve azırılık okulları hariç) ve yaygın eğitim kurumlarının eğitim, öğretim, yönetim faaliyetlerini yürütenlere, kurumun ders araç ve gerecinin makine ve teçhizatının temini, korunması, bakımı öğretime hazır halde bulundurulması veya sosyal hizmetleri karşılığı olarak verilen haftalık ücretli ek ders saatlerini,.... ifade eder."

    14`üncü maddesinde, kurum yöneticilerine, zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi dışında, okulların niteliğine göre dört bent halinde "... daha ders niteliğinde egzersiz görevi verilir ve ek ders ücreti ödenir."

    15`inci maddesinde, "Eğitimin özelliği dikkate alınarak, Anadolu ve Fen Liselerinde görevli;a) Müdür ve müdür başyardımcılarına; zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi dışında haftada l O saat, 

    daha "ders niteliğinde egzersiz görevi" ücreti ödenir."

    32`nci maddesinde, "Bu Esaslar kapsamına girenlerin izinli ve raporlu bulundukları günlere ait ek ders ücreti ödenmez."

    hükümleri yer almaktadır.

    Bu hükümlere göre, okullarda yöneticilik görevini yürütenlere, bu görevleri nedeniyle yönetmelikte haftalık olarak belirtilen miktarlarda ders okutmuş sayılarak ders ücreti tahakkuk ettirilerek ödenecektir.

    Bu ödemelerden ilki, Esasların 2`nci maddesinin (ı) bendinde tanımlanan ve 3`üncü maddenin (c) bendinde sayılan okullarda görevli müdür, müdür başyardımcısı ve müdür yardımcılarına yönetim görevlerinden dolayı haftada 12 saat üzerinden ödeneceği belirtilen "zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi" karşılığı ek ders ücreti,

    İkincisi ise Esasların 2`nci maddesinin (j) bendinde tanımlanan ve 14`üncü maddede diğer okullarda, I5’inci maddesinde de Anadolu ve Fen Liselerinde görevli yöneticilere, yine bu görevleri nedeniyle unvanlarına göre farklı miktarlarda olmak üzere "Ders niteliğinde Egzersiz Görev" ücreti olmaktadır.

    Bu ödemelerin ortak yönü herhangi bir derse girmeden yöneticilik görevi karşılığında ödenmeleridir. Dolayısıyla bu ödemelerin ve özellikle ders niteliğinde egzersiz görevi ücretinin, kurumun ders araç ve gerecinin, makine ve teçhizatının temini, korunması, bakımı, öğretime hazır halde bulundurulması veya sosyal hizmetlerin karşılığı olarak verildiğinden; Esaslarda bu görevlerin sadece ders yılı içinde yapılacağı şeklinde bir belirleme yapılmadığı gibi bu hususa ilişkin diğer maddelerde de ders yılı ile bağımlı olarak ödemelere herhangi bir sınırlama getirilmediğinden, diğer taraftan okulun öğretime kapalı olduğu yarı yıl ve yaz tatillerinde de yöneticilerin okulda bulundukları dikkate alındığında söz konusu Esasların 32`nci maddesi hükmü gereğince raporlu ve izinli olunan günler haricinde, müdür ve müdür başyardımcısına ders niteliğinde egzersiz görevi karşılığı ders ücreti ödenmesinde mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.

    Dilekçi iddialarının kabulü ile ilâmın 4`üncü maddesi ile -liraya ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün kaldırılmasına, karar verildi. Karar Tarihi : 13.2001 Tutanak No. : 25091

    ............................................ 1087 sayılı ilâmın 6`ncı maddesiyle           Gazi Anadolu Teknik Lisesi ve Endüstri Meslek Lisesi Müdür ve Müdür Başyardımcısına ek ders  ücretinin fazla ödendiği  gerekçesiyle    -lira için tazmin hükmü verilmiştir.

    Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ücretli Ders Saatlerine Dair Esasları:

    Madde: 2

    "ı) Zorunlu Ders Niteliğinde Yönetim Görevi, Bakanlık merkez ve taşra teşkilatında her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarında, rehberlik ve araştırma merkezlerindeki görevlilerin inceleme, araştırma, planlama, programlama, yönetim, eğitim, öğretini gibi hizmetleri karşılığı verilen haftalık ücretli ek ders saatlerini,

    j) Ders niteliğinde Egzersiz Görevi, Her derece ve türdeki örgün (İlkokullar ve azınlık okulları hariç) ve yaygın eğitim kurumlarının eğitim, öğretim, yönetim faaliyetlerini yürütenlere, kurumun ders araç ve gerecinin, makine ve teçhizatının temini, koruması, bakımı, öğretime hazır halde bulundurulması veya sosyal hizmetleri karşılığı olarak verilen haftalık ücretli ek ders saatlerini, ifade eder."

    Madde: 3

    "c) Lise, meslek lisesi, mesleki ve teknik lise, ortaokul, ilköğretim okulu, özel eğitim okulu, İlkokul, müstakil okul öncesi kurumu, Devlet Memurları Yabancı Diller Eğitim Merkezi ile 10`uncu maddede sayılan eğitim, öğretim kurumlan, İR Rehberlik Araştırma Merkezi ve Azınlık okulları    yöneticilerinin,     (müdür,    müdür    başyardımcısı    ve    müdür yardımcılarının), İlgili mevzuat hükümleri ile tespit edilen inceleme, araştırma, planlama, programlama, eğitim, öğretim, rehberlik ve yönetim gibi görevlerinden haftada 12 saati "zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi" sayılır ve bu görevlerine karşılık ek ders ücreti ödenir,"

    Madde 14- "Zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi" dışında kurum yöneticilerinden,

    a)Liselerin müdür ve müdür yardımcılarına haftada 6 saat, ortaokul ve ilköğretim okullarının müdür ve  müdür başyardımcılarına gündüz öğretimi yapılan okullarda haftada 3 saat, gece öğretimi yapılan okullarda  haftada 6 saat,

    b)Devlet Memurları Yabana  Diller Eğitim Merkezi,   Öğretmen Yetiştirme (Hizmetiçi Eğitim) Merkezleri, Mesleki ve Teknik Açık Öğretim Okulu, Kız Teknik Öğretim Kurumlan , Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi ile Sekreterlik Meslek Lisesi Müdür ve Müdür Başyardımcılarına haftada 12 saat,

    c) Kız Teknik Öğretim Olgunlaşma Ehstitüsü, Yetişkinler Teknik Eğitim Merkezi,   Mesleki   Eğitim   Merkezi,   Çıraklık  Okulu ve   Çıraklık Eğitim Merkezi, Pratik Sanat Okulu, Aksara Kız ve Erkek Sanat Okulu ve Orta Sanat bölümü bulunan  Özel Eğitim Okulları  müdür  ve  müdür başyardımcılarına haftada 12 saat, Halk Eğitim Merkezi Müdürlerine 6 saat.

    d) Erkek    Teknik    Öğretim    Kurumlan    müdür    ve     müdür başyardımcılarına haftada 15 saat, daha "ders niteliğinde egzersiz görevi" verilir ve ek ders ücreti ödenir."

    Madde 15- "Eğitimin özelliği dikkate alınarak, Anadolu ve Fen Liselerinde görevli,

    c) Anadolu   Liselerinde,   yabancı   dil   dersi   dışındaki   dersleri yabancı   dille   okutan   öğretmenlerle,    Fen    Liselerindeki    fen   grubu öğretmenlerine, zorunlu ve isteğe bağlı ek ders görevi dışında haftada 8 saat.

    d) Müdür yardımcıları ile diğer öğretmenlere, zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi, zorunlu ve isteğe bağlı ek ders görevi dışında haftada 4 saat.

    daha "ders niteliğinde egzersiz görevi" ücreti ödenir." denilmektedir.

    Dilekçi dilekçesinde 1995 Mali Yılı bütçe Kanununa ekli (K) işaretli cetvelin I-Ek Ders Ücreti Bölümünün D fıkrasında:

    "Milli Eğitim Bakanlığına okul ve kurumlarda görevli öğretmen ve yöneticilere 10340 sayılı Bakanlar Kurulu Karan hükümlerine göre ve hizmetin niteliği uyarınca birden fazla görev için öngörülen "ders niteliğinde egzersiz görevi" karşılığı ek ders ücretinden fazla olanı ödenir, toplam ödenecek ders niteliğinde egzersiz görev ücreti haftada 15 saati geçemez" şeklinde bir hüküm bulunduğunu ve hükmün de Anayasa Mahkemesince yürütmesinin durdurulduğunu ifade etmektedir. Ancak Anayasa Mahkemesince yürütmenin durdurulmasına karar verilen 1995 yılı Bütçe Kanununa Ekli K-cetvelinin D fıkrasında dilekçinin iddia ettiği gibi bir hüküm bulunmayıp 2547 sayılı Kanunun 40`ıncı maddesinin a fıkrasına göre, kendi üniversitelerinin diğer birimlerinde veya o şehirdeki yükseköğretim kurumlarından görevlendirilebilecek Öğretim elemanı bulunması ve diğer hususlarda izlenecek esasları düzenlemekte ve ilâm hükmü ile bir ilgisi bulunmamaktadır.

    Ayrıca her ne kadar dilekçi dilekçesinde Eskişehir Hare Mahkemesince verilen bir Karardan söz etmekte ise de Sayıştay`ca verilen tazmin hükümleri esas itibariyle objektif sorumluluktan hareketle, 1050 sayılı Muhasebe-î Umumiye Kanununun 13`üncü maddesi hükmüne dayanmaktadır. Nitekim bu husus, 832 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 65`inci maddesinde, "Genel Mahkemelerce verilen hükümler, Sayıştay`ın hesap ve işlemler yönünden denetimine ve hükmüne engel değildir." denilmek suretiyle açık bir tarzda ifade edilmiştir.

    Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin ücretli ders saatlerine Dair Esasların 2`nci maddesinin (j) bendinde aynen;

    "Ders Niteliğinde Egzersiz Görevi; Her derece ve türdeki örgün (İlkokul ve azınlık okulları hariç) ve yaygın eğitim kurumlarının eğitim, öğretim, yönetim faaliyetlerini yürütenlere, kurumun ders araç ve gerecinin, makine ve teçhizatının temini, korunması, bakımı, öğretime hazır halde bulundurulması veya sosyal hizmetleri karşılığı olarak verilen haftalık ücretli ek ders saatlerini, ifade eder." şeklinde yapılmıştır.

    Bu tanım karşısında, hem 14`üncü madde hükmüne göre haftada 12 saat hem de 15 inci madde hükmüne göre haftada 10 saat ek ders ücreti ödenmesi halinde ayrı görev için ayrı nitelikte iki ödeme yapılması durumu söz konusu olmaktadır. Şöyle ki 86/10340 sayılı Bakanlar Kurulu Kararma ekli Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ücretli Ders Saatlerine Dair Esasların 2`nci maddesi hükmüne göre Ders Niteliğinde Egzersiz Görevi karşılığı ödenecek ücretin eğitim kurumlarının yönetim faaliyetlerini yürütenlere kurumun ders ve araç gerecinin makine ve teçhizatının temini, korunması bakımı ve sosyal hizmetler karşılığı olduğu belirtilmiş olup, Gazi Anadolu Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi olarak eğitim vermekte olup (Anadolu Lisesinin) ikinci bir okulun varlığından söz etmek mümkün değildir.

    Söz konusu esasların 15`inci maddesinin a fıkrasındaki; "müdür ve müdür başyardımcılarına zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi dışında haftada 10 saat" ifadesinden de anlaşılacağı üzere bu madde hükmüne göre ödenmesi gereken ders niteliğinde egzersiz görevi ücretinin, 3`üncü madde ile öngörülen 12 saatlik zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi dışında ödeneceği açıktır. Şayet Anadolu Lisesi Özelliği bulunan her türdeki liselerin müdür ve müdür başyardımcılarına 14`üncü madde dışında ayrıca 10 saat daha ders niteliğinde egzersiz görevi ücreti ödenmesi amaçlansaydı, 15-a maddesindeki ifadenin "müdür ve müdür baş yardımcılarına zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi ile 14`üncü madde gereği ödenen ders niteliğinde egzersiz görevi dışında ayrıca haftada 10 saat daha" şeklinde düzenlenmesi gerekirdi.

    İlgili esaslar bütünüyle incelendiğinde eğitim kurumlarında görevli müdür ve müdür başyardımcılarına; aylıkları karşılığı okutmaları gereken derslerle hiç derse girmeksizin zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi ve ders niteliğinde egzersiz görevi karşılığında ödenen ders ücreti dışında herhangi bir adla ek ders ücreti ödenmesini gerektiren bir düzenleme olmadığı gibi, ayrı ad altında ek ders ücretinin ayrı ayrı maddelerle ödenmesini gerektirecek bir düzenlemeye de yer verilmemiştir.

    Her ne kadar tazmin hükmünün konusu oluşturan ödemelerin 21.07.1997 - 31.12.1997 tarihleri arasında yapıldığı ve Eskişehir İdare Mahkemesi`nin bir kararına dayanmakta olduğu iddia edilmiş ise de söz konusu Mahkeme Kararının kesinleşip kesinleşmediği belirtilmediğinden 1087 sayılı ilâmın 6`ncı maddesi ile, verilen     - liraya ilişkin tazmin hükmünün tasdikine, karar verildi. Karar Tarihi : 9.10.2001 Tutanak No. : 25329

    İstemin Özeti: Ankara 10. İdare Mahkemesinin 22.5.1996 günlü. E:1994/947. K:1996/518 sayılı kararının dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

     Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince işin gereği düşünüldü:

    KARAR : Davalı belediyede müfettiş olarak görev yapmakta iken 18.1.1994 tarihi itibariyle emekliye ayrılan davacı, adres değişikliği nedeniyle harcırahının buna göre ödenmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin 1.7.1994 günlü, 2229 sayılı işlemin iptali ve kendisine ....... arasındaki mesafe için harcırah ödenmesine hükmedilmesi istemiyle dava açmıştır.

    Ankara 10. İdare Mahkemesinin 22.5.1996 günlü, E:1994/947. K:1996/518 sayılı kararıyla: 6245 sayılı Harcırah Kanununun 10. maddesinde, yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafının birlikte verilmesini icabettiren hallerin düzenlendiği; maddenin 2. fıkrasında, emekliliğini isteyen veya emekliye sevk olunan yahut haklarında toptan ödeme hükümleri uygulanan memur ve hizmetlilere. Türkiye dahilinde ikamet edecekleri yere kadar ve yalnız bir defaya mahsus olmak üzere yukarıda sözüedilen harcırahın verilebileceğinin belirtildiği; aynı Yasanın 56/c. maddesinde ise, memur ve hizmetlilerden vefat edenlerle (4. maddenin son fıkrası şümulüne giren hizmetliler de dahil ılımak üzere) emekliye veya açığa çıktıktan sonra ayrılış tarihini takibeden 6 ay içinde vefat edenlerin aileleri efradına ölüm hadisesinin vukuu tarihinden itibaren 6 ay zarfında müracaat etmeleri halinde bu kanuna göre müstahak oldukları harcırahın verileceğinin hükme bağlandığı; dava dosyasının incelenmesinden, davacının davalı belediyenin teftiş kurulundan 18.1.1994 tarihinde müfettiş olarak emekli olduğu ve aynı tarihli emeklilik dilekçesinde ikamet adresini ... olarak bildirdiği: ancak, daha sonra 18.3.1994 ve (her ne kadar mahkeme kararında sehven 26.4.1994 olarak yazılmış ise de) 24.6.1994 tarihli dilekçeleri ile idareye başvurarak, bundan sonra ...`nda oturacağından bahisle ....... arası için harcırah tahakkuk ettirilerek ödenmesini istediği; bu isteminin, 18.1.1994 günlü "emekliliği talep" dilekçesinde adresinin ... olarak gösterilmesi nedeniyle ve Harcırah Kanununun 10. maddesine istinaden reddedildiğinin anlaşıldığı; adı geçen Yasanın 56/c. maddesinde emekliye veya açığa çıktıktan sonra ayrılış tarihini takip eden 6 ay içinde, vefat edenlerin aileleri efradına ölüm hadisesinin vukuu tarihinden itibaren 6 ay içinde müracaat etmeleri halinde bu kanuna göre müstahak oldukları harcırahın verileceği açıkça ifade olunduğundan, söz konusu hüküm gereğince davacıya harcırah ödenmesi gerekirken aksi yönde tesis edilen işlemde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiştir.

    Davalı idare, davacının, emeklilik istemini içeren dilekçesinde emekliliğini geçireceği ikametgah adresi olarak ...`yi gösterdiğini, bu nedenle adı geçene harcırah tahakkuk ettirilmediğini; adı geçenin 2. başvurusunu yaptığı 24.6.1994 tarihi itibariyle emekli statüsüne kavuşmuş olduğunu: öte yandan. 6245 sayılı Yasanın 56/c. maddesinin bu davanın konusuyla ilgisi bulunmadığından mahkemece bu hükme dayanılmasının isabetli olmadığını öne sürmekte ve anılan kararın temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

    Dava konusu uyuşmazlığın, davalı idarede müfettiş olarak görev yapmakta iken emekliye ayrılan ve emekliye ayrılma dilekçesinde emekli aylığını alacağı adres olarak ... İlini göstermiş olan davacının, bundan sonra ...`nda ikamet edeceğinden bahisle harcırahının ....... arasındaki mesafe dikkate alınarak ödenmesi yolundaki isteminin davalı idarece kabul edilmemesinden kaynaklandığı tartışmasızdır.

    6245 sayılı Harcırah Kanununun "Harcırah alabilmek için müracaat müddeti" başlığını taşıyan 56. maddesinin (c) bendinde, memur ve hizmetlilerden vefat edenlerle (4 üncü maddenin son fıkrası şümulüne giren hizmetliler de dahil olmak üzere) emekliye veya açığa çıktıktan sonra ayrılış tarihini takibeden 6 ay içinde vefat edenlerin aileleri efradına ölüm hadisesinin vukuu tarihinden itibaren 6 ay zarfında müracaat etmeleri halinde bu kanuna göre müstahak oldukları harcırahın verileceği hükme bağlanmıştır.

    Yukarıda sözü edilen 56. maddenin (c) bendi incelendiğinde, bu hükümle "henüz bir kamu görevini yürütmekte iken vefat eden" memur ve hizmetliler île. "emekliye veya açığa çıktıktan sonra ayrılış tarihini takibeden 6 ay içinde vefat eden memur ve hizmetliler ayırımı yapılarak (bir başka ifadeyle, bu iki farklı durum da göz önünde bulundurulmak) suretiyle, vefat etmiş olan memur ve hizmetlilere ilişkin olarak ve bunların aileleri efradına verilecek harcırah yo nünden düzenleme getirildiği görülmekte olup: davacının "hilen emekli statüsün de" olduğunun dosyadan anlaşılmış olması nedeniyle. Harcırah Kanununun vefat eden memur ve hizmetliler yönünden düzenleme getiren 56/c. madde hükmünün dava konusu olaya uygulanmasına hukuken olanak bulunmadığından, idare mahkemesinin, bu hüküm uyarınca davacıya harcırah ödenmesi gerektiği gerekçesiyle iptal hükmü kurmasında hukuki isabet görülmemiştir.

    Öte yandan. Harcırah Kanununun dava konusu alayda uygulanması gereken maddelerinden biri olan 10/2. maddesinde, emekliliğim isteyen veya emekliye sevk olunan, yahut haklarında toptan ödeme hükümleri uygulanan memur ve hizmetlilere. Türkiye dahilinde ikamet edecekleri yere kadar ve yalnız bir defaya mahsus olmak üzere bu maddede sayılan yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafının birlikte ödeneceği: "Harcırah alabilmek için müracaat müddeti" başlığını taşıyan ve olayda uygulanması gereken diğer bir madde olan 56. maddenin (a) bendinde de re`sen veya isteği üzerine emekliye ayrılan memur ve hizmetlilerle açıkta kalan ve vekalet emrine alınan memurlara ve cemaen olmamak üzere kurumlarınca vazifelerine son verilen hizmetlilere vazifelerinden ayrıldıkları tarihten itibaren 6 ay zarfında müracaat etmeleri halinde bu kanuna göre müstahak oldukları harcırahın verileceği açıkça hükme bağlanmıştır.

    Bu maddelerde yer alan hükümler karşısında, davalı belediyede müfettiş olarak görev yapmakta iken isteği üzerine 18.1.1994 tarihinde emekliye ayrıldığı ve bu tarihten itibaren yukarıda öngörülen 6 aylık süre içinde yaptığı 18.3.1994 ve 24.6.1994 günlü başvurularında ...`nda ikamet edeceğini belirttiği açık olan davacıya ....... arasındaki mesafe için harcırah ödenmesi gerekirken, davalı idarece aksi yönde tesis edilen 1.7.1994 gönlü işlemde Mevzuata ve hukuka uyarlık görülmediğinden, anılan işlemin iptali yolundaki idare mahkemesi kararı hüküm fıkrası itibariyle hukuka uygun bulunmaktadır.

    Öte yandan, davacının davalı belediyede görevli bulunduğu sırada verdiği enekliye ayrılma istemine ilişkin dilekçesinde emekli aylığını alacağı adresi ... İli olarak göstermesinin, emekliye ayrıldığı tarihten sonra da aynı il`de ikamet edeceğine ilişkin sınırlayıcı bir beyan niteliğinde kabul edilmesi mümkün olmadığından, davalı idarenin bu konuya ilişkin aksı yöndeki iddiasına itibar edilememiştir. Kaldı ki, dava konusu olayda olduğu gibi, "Harcırah Kanununun 10. maddesine göre emekliye ayrılan kişilere adreslerini değiştirmelerinden dolayı harcırah ödenemeyeceğinin" kabulü halinde, bu durumun, emekliye ayrılan kişilere, anılan Yasanın 10/2. maddesinde ödeneceği hükme bağlanan harcırahla ilgili olarak 6 ay içinde idarelerine müracaat etme imkanı sağlayan 56. maddenin uygulanabilirliğini ortadan kaldıracağı, bir başka ifadeyle, maddede öngörülen 6 aylık sürenin uygulanmaması sonucu doğuracağı da tartışmasızdır.

    Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin reddiyle Ankara 10. İdare Mahkemesince verilen ve hüküm fıkrası itibariyle hukuka uygun bulunan 22.5.1996 günlü, E:1994/947, K:1996/518 sayılı kararın yukarıda belirtilen gerekçeyle onanmasına, temyiz giderlerinin istemde bulunan davalı üzerinde bırakılmasına. 28.10.1999 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

    AZLIK OYU

    6245 sayılı Harcırah Kanununun 10/2. maddesinde, emekliliğini isteyen veya emekliye sevk olunan yahut haklarında toptan ödeme hükümleri uygulanan memur ve hizmetlilere. Türkiye dahilinde ikamet edecekleri yere kadar ve yalnız bir defaya mahsus olmak üzere bu maddede sayılan yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafının birlikte ödeneceği hükme bağlanmıştır.

    Anılan madde hükmü incelendiğinde, söz konusu harcırahın, bir defaya mahsus olmak üzere ve Türkiye dahilinde ikamet edilecek yere kadar olan mesafe dikkate alınarak ödeneceğinde kuşkuya yer bulunmamaktadır.

    Dava konusu olayda davacı, (davalı idarenin birinci savunmasına karşı vermiş olduğu 2. dilekçesinde de açıkça belirttiği üzere) emeklilik istemine ilişkin dilekçesinde ikametgah adresi olarak ... adresini göstermiş, emeklilikle ilgili işlemler bu husus göz önüne alınarak yürütülmüş ve bu nedenle davalı idarece, emekliye ayrılan davacıya herhangi bir harcırah ödemesinde bulunulmamıştır.

    Bu itibarla, emekliye ayrılanlara ödenecek harcırah yönünden "bir defaya mahsus olmak üzere" başvurma imkanının getirilmiş olması karşısında ilgililerin, daha sonra idareye tekrar başvurarak adres değişikliğinden dolayı harcırah isteminde bulunabileceklerinden sözetmeye olanak bulunmadığından, davacının, 18.1. 1994 tarihinde emekliye ayrıldıktan sonra, artık ...`nda ikamet edeceğinden bahisle kendisine harcırah ödenmesi istemiyle 18.3.1994 ve 24.6.1994 tarihlerinde yapmış olduğu başvuruların reddi yolunda tesis edilen dava konusu işlemde mevzuata aykırılık görülmemiştir.

    Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüyle idare mahkemesi kararının bozulması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum, (E:1996/2675 K:1999/3256 DD:103 Sayfa:409 5.Daire 28.10.1999)

    56.maddesinin (a) bendinde de; re`sen veya isteği üzerine emekliye ayrılan memur ve hizmetlilerden, görevden ayrıldıkları tarihten itibaren 6 ay içinde müracaat edenlere, bu kanuna göre hak ettikleri harcırahın verileceği hükme bağlanmış olup, bu hükümlere göre; emekliye ayrılan memura ikamet edeceği yere kadar harcırah ödenebilmesi için, görevden ayrıldıkları tarihten itibaren 6 ay içinde kurumlarına başvurarak Türkiye dahilinde yerleşmek niyeti ile oturacakları yeri belirtmiş olmaları yeterli görülmüş, bu konunun belgeye dayalı olarak kanıtlanması şartı aranmamıştır.

    Ancak yine aynı Yasanın 60.maddesinin 1.fıkrasında; bu kanuna göre tahakkuk edecek istihkakın miktarını artıracak şekilde gerçeğe aykırı beyanname verenlerin, bu yolla aldıkları fazla harcırahın Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanununa veya genel hükümlere göre tahsil olunacağı hükme bağlanmış olmakla; kendisine, yukarıda anılan 10. maddesinin 2.fıkrası ve 56.maddenin (a) bendi uyarınca harcırah ödenen kişilerin beyanının gerçek dışı olduğunun saptanması halinde 60.maddenin 1. fıkrası hükmünün uygulanacağı açıktır.

    Açıklanan nedenlerle, Konya İdare Mahkemesinin 26.04.1994 günlü, E:1993/785, K:1994/423 sayılı karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına, oybirliği ile karar verildi. (D.5. D.; E:1996/800, K:1999/1280 )

    İsteğin Özeti : ... Lisesi Edebiyat öğretmeni olan davacının, eşinin rahatsızlığından dolayı .......... Üniversitesi Tıp Fakültesine gitmesi nedeniyle ... - ... arası taşıt ücreti ile yevmiyelerinin ödenmemesine ilişkin Maliye Bakanlığının 16.1.1998 gün ve 650 sayılı işlemi ile ... Valiliğinin 5.2.1999 günlü, 69 sayılı işleminin; 6245 sayılı Harcırah Kanununun 18/c maddesi ile Devlet Memurlarının Tedavi Yardımı ve Cenaze Giderleri Yönetmeliğinin 8. maddesinin A fıkrasının birlikte değerlendirilmesinden; bağlı oldukları sağlık kurumlarınca tedavi amacıyla ikamet mahalli dışına gönderilenlere (yasal koşulları taşıması durumunda refakatçisine de) ayakta tedavi süresince gündelik ve ikamet ettikleri yer ile tedavi kurumu arasındaki mutad taşıma ücreti ödeneceği, ayrıca kurum doktorunun zorunlu görmesi durumunda hasta memuru Tıp Fakültelerinin hastanelerinden birine de gönderebileceği, bu durumda davacının mevzuatta öngörülen yöntem ve esaslara uygun olarak eşinin tedavisi sonucu kendisine ve eşine yasal olarak ödenmesi zorunlu yol masrafı ve yevmiyelerinin ödenmemesine ilişkin işlemlerde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptali ve tahakkuk edecek taşıt ücreti ve yevmiyelerinin davacıya ödenmesine hükmedilmesi yolunda Bursa 2. İdare Mahkemesince verilen 26.2.1999 günlü, E: 1998/150, K: 1999/127 sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 17/2. maddesi uyarınca davalı Bakanlığın duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği düşünüldü:

    İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin varlığına bağlıdır. Bursa 2. İdare Mahkemesince verilen 26.2.1999 günlü, E: 1998/150, K: 19998/127 sayılı karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına, temyiz giderlerinin istemde bulunan davalı yönetimler üzerinde bırakılmasına, 16.1.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.  Sayıştay kararları Esas:1999 / 004521 Karar:2003 / 000052

      İsteğin Özeti : Gaziantep İdare Mahkemesinin 29.6.1999 günlü, E:1998/1180, K: 1999/727 sayılı kararının dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince işin gereği düşünüldü:

    ... Merkez ... İlköğretim Okulu öğretmeni olan davacı, aynı yer ... İlköğretim Okulu öğretmenliğine atanmasına ilişkin 2.9.1998 tarihli işlemin iptali istemiyle dava açmıştır.

    Gaziantep İdare Mahkemesinin 29.6.1999 günlü, E:1998/1180, K:1999/727 sayılı kararıyla; 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 8/c maddesi ile Valilere il memurlarının görev ve görev yerlerinin değiştirilmesi konusunda kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlı olarak takdir yetkisi tanındığı; dosyanın incelenmesinden, ... Merkez ... İlköğretim Okulunda öğretmen olarak görev yapan davacının, ... iline bağlı ilköğretim okullarındaki ihtiyaç nedeniyle, 2.9.1998 tarihli valilik işlemiyle sıradan aynı yer ... İlköğretim Okulu öğretmenliğine atandığının anlaşıldığı; bu durumda hizmet gereği olarak tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

    Davacı; ihtiyaç iddiasının gerçeği yansıtmadığını, zira atandığı ... İlköğretim Okulunda görev yapan 3 öğretmenin de aynı gerekçe ile başka okullara atandıklarını, eski görev yaptığı okulun sıralı bir okul olduğunu, hizmet puanı kendisinden daha düşük öğretmenler dururken, kendisinin tayin edilmesinin haksızlık olduğunu, atamasının yapıldığı ... İlköğretim Okulunda norm fazlası gözüktüğünü öne sürmekte ve İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/1. maddesinde "Danıştay ile idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yaparlar. Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgilerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir." hükmüne yer verilmiştir.

    Temyize konu olayda İdare Mahkemesince, davacının, yukarıda sözü edilen iddialarının doğruluğunu araştırmak üzere gerekli bilgi ve belgelerin davalı idareden getirtilerek incelenmesi ve bunun sonucuna göre dava konusu uyuşmazlık hakkında karar vermesi gerekirken, bu yola gidilmeksizin salt idarenin savunmasına dayanılarak hüküm kurulmasında hukuki isabet görülmemiştir.

    Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüyle, Gaziantep İdare Mahkemesince verilen 29.6.1999 günlü, E:1998/1180, K:1999/727 sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1/b. fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Kanunla değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adıgeçen Mahkemeye gönderilmesine, 17.3.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Sayıştay Kararları Esas: 1999 / 006343 Karar  :2003 / 000825

     

     İsteğin Özeti : Sigorta Müfettiş Yardımcısı kadrosunda olup yeterlik sınavında başarılı olan davacının, Sigorta Müfettişliğine atanması yolundaki başvurusunun yanıt verilmeyerek reddine ilişkin işlemin, yeterlik sınavını kazanarak müfettiş kadrosuna atanmaya hak kazanan davacının, üç yıl gibi uzun bir yetiştirme süresinden geçtiği gözönüne alındığında, bu sürede kadroların hazırlanması olanaklı iken, bütün bunlar yapılmaksızın durumlarına uygun boş kadro bulunmadığı ileri sürülerek müfettiş kadrosuna atanmamasında hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle iptali, davacının emsali müfettiş yardımcılarının müfettiş kadrosuna atandığı tarih ile kendisinin bu kadroya atanacağı tarih arasında oluşan müfettiş yardımcılığı ile müfettişlik arasındaki maaş ve özlük haklarının dava tarihinden itibaren yürütülecek yasal faiziyle birlikte hesaplanarak davacıya ödenmesi yolunda Ankara 3. İdare Mahkemesince verilen 13.2.2002 günlü, E:2001/1372, K:2002/367 sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.


    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince işin gereği düşünüldü:

    İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek" bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin varlığına bağlıdır. Ankara 3. İdare Mahkemesince verilen 13.2.2002 günlü, E:2001/1372, K:2002/367 sayılı karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına, temyiz giderlerinin istemde bulunan davalı yönetim üzerinde bırakılmasına, 3.3.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.  Sayıştay Kararları Esas: 2002 / 002565  Karar: 2003 / 000635

    İsteğin Özeti: Ankara 4. İdare Mahkemesinin 07/02/1991 günlü, E: 1988/14, K: 1991/339 sayılı kararının dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince işin gereği düşünüldü:

    Davacı, olumsuz düzenlenen 1986 yılı sicili ile bu sicile dayalı olarak 1987 yılı kademe terfisinin iptal edilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açmıştır.

    Ankara 4. İdare Mahkemesinin 07/02/1991 günlü, E: 1988/14, K: 1991/339 sayılı kararıyla; 2577 sayılı kanunun 7. maddesinde idari yargı yerlerinde dava açma süresine, 11. maddesinde de üst makamlara yapılacak itiraz başvurularına ilişkin düzenlemelere yer verildiği dosyadan, Diyarbakır Devlet Hastanesinde şirürji uzmanı olarak görev yapan davacının olumsuz düzenlenen 1986 yılı sicilini, 02/06/1987 tarihinde öğrenmesi üzerine 08/06/1987 tarihinde bu sicile itiraz ettiğinin anlaşıldığı, bu durumda davacının itirazına cevap verilmemesi üzerine yukarıda yazılı Kanun hükümleri uyarınca en geç 01/10/1987 tarihine kadar söz konusu sicile karşı dava açması gerekirken 25/12/1987 tarihinde açtığı davanın sicile yönelik kısmının süre aşımı nedeniyle incelenme olanağı bulunmadığı, davanın kademe terfiinin geri alınmasına yönelik kısmının incelenebilmesi içinse bu işlemin dayanağı olan 1987 yılı olumsuz sicilinin hukuka uygun olup olmadığının tesbit edilmesi gerektiği, memurlar hakkında düzenlenen sicil raporlarının objektif esaslara uygun olarak düzenlenmesinin ve olumsuz görüş ve kanaatlerin belgelere dayandırılmasının memur hukukunun önemli ilkelerinden olduğu, dosyanın incelenmesinden, davacının 1986 yılı sicilinin 1. sicil amirince çok iyi, ikinci sicil amirince orta olarak doldurulması ve iki sicil amirinin notu arasındaki farkın 10 puanı geçmesi üzerine sicili dolduran 3. sicil amirince ortalama 56 not verilmek suretiyle sicilin olumsuz şekilde tekemmül ettiği, davacının söz konusu sicile yaptığı itiraz üzerine 3. sicil amirince, davacının hastaneyi şahsi kliniği gibi kullandığı, vatandaşların ilgi göstermediği ve bu durumun vatandaşlarca valiliğe iletildiği şeklinde sebep gösterildiğinin anlaşıldığı, bu durumda hukuka uygun düzenlendiği sonucuna ulaşılan 1986 yılı olumsuz sicili nedeniyle 1987 yılı kademe terfisinin iptaline ilişkin işlemde de mevzuata aykırı bir durum bulunmadığı gerekçesiyle davanın sicile yönelik kısmı süre aşımı, kademe terfiine yönelik kısmı işe esastan reddedilmiştir.

    Davacı, dava konusu işlemin hukuka uygun olmadığını, bu nedenle davanın reddedilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu öne sürmekte ve idare mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

    Davacının olumsuz düzenlenen 1986 yılı sicilinin 1987 yılında yapılan kademe ilerlemesinin iptali yolunda tesis edilen işlemin sebep unsurunu oluşturduğu duraksamaya yer bırakmayacak kadar açıktır. Kademe ilerlemesinin iptaline ilişkin işlemin tek başına iptal davasına konu yapılmasına hukuki bir engel bulunmamakta ise de, bu işlem ile ilk işlem yani 1986 yılına ait olumsuz sicil işlemi arasında yakın nedensellik bağının (sebep-sonuç ilişkisi) bulunduğu gözden uzak tutulmaması gereken bir husustur. Davacının kademe ilerlemesinin iptaline ilişkin ikinci işlem birinci işlem nedeniyle tesis edilmiş bulunduğuna göre birinci işlemin ( sicilin) iptalinin ikinci işlemi de sebep unsuru yönünden hukuki dayanaktan yoksun kılacağı; buna karşılık ikinci işlemin tek başına iptalinin davacıya beklediği yararı sağlayamayacağı açıktır. İki işlem arasındaki bu yakın hukuki ilişki ve ikinci işlemin birinci işleme hukuksal bağlılığı nedeniyle davacının ikinci işlemle birlikte birinci işleme karşıda, ikinci işlemin tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde dava açabileceğini kabul etmek gerekir. Belirtilen hukuksal durum nedeniyle davanın 1986 yılı sicili yönünden süre aşımı noktasından reddine ilişkin mahkeme kararında hukuki isabet görülmemiştir.

    Öte yandan yürürlükteki mevzuata göre kamu görevlilerinin sicilleri, kural olarak, birinci ve ikinci sicil amirlerince yapılan değerlendirme ve verilen notlara göre tekemmül etmekte, üçüncü sicil amirine başvurulması ve bu sicil amirince değerlendirme yapılması kimi koşullara bağlı, ayrık (istisnai) bir yol olarak öngörülmüş bulunmaktadır. Devlet Memurları Sicil Yönetmeliğinin 20.maddesinde yer alan " Memurların sicil notu amirlerince takdir olunan notların aritmetik ortalamasına göre tesbit edilir. Ancak birinci ve ikinci sicil amirlerince yapılan değerlendirmelerin memur sicilinin olumlu veya olumsuz olmasına tesir etmesi veya ortalama sicil notu aralarında 10 veya daha fazla fark olması halinde varsa üçüncü sicil amirinin kanaatine müracaat edilir ve üçüncü sicil amirinin değerlendirmesi esas alınır." yolundaki hükümle üçüncü sicil amirine başvurulmasının ayrıklığı ve bağlı tutulduğu koşullar açıkça vurgulanmıştır. Sözü edilen düzenlemeye göre ikinci sicil amirince yapılan değerlendirme sonucunu olumlu veya olumsuz yönde değiştirmesi veya böyle bir sonuç doğurmamakla birlikte her iki sicil amirince verilen ortalama sicil notu arasında 10 veya daha fazla fark olması halinde üçüncü sicil amirince başvurulması zorunlu olup; bu amirce yapılan değerlendirme ilgili sicilin sonucunu belirleyici olacaktır.

    Birinci ve ikinci sicil amirlerince verilen ortalama sicil notu arasında 10 puan ve daha fazla fark olması ancak bu farkın sicilin olumlu olan sonucunu değiştirmemesi halinde üçüncü sicil amirinin sicil sonucunu değiştirecek biçimde kanaat belirtemeyeceğini ve not takdiri yapamayacağını vurgulamak gerekir. Üçüncü sicil amiri yalnızca birinci ve ikinci sicil amirlerinin değerlendirmeleri arasında 10 yada daha fazla miktardaki puan farkından doğan duraksamayı giderici ve böylece sicilin objektifliğini sağlayıcı biçimde değerlendirme yapmak zorunda olup; birinci ve ikinci sicil amirlerince verilen ortalama sicil notuna göre aralarında 10 veya daha fazla fark olsa bile sonucu itibariyle olumlu olan sicili olumsuz kılacak biçimde bir kanaat belirtmeye yetkili bulunmamaktadır. Olayda davacının 1986 yılı sicili birinci sicil amirince ortalama 100 ikinci sicil amirince ortalama 60 puan verilerek değerlendirilmiş bulunduğuna göre, aradaki 10 puanı aşan fark nedeniyle kanaatine başvurulan üçüncü sicil amirinin yönetmelikle kendisine tanınan yetki alanını aşarak 56 puan vermek suretiyle sicili olumsuz hale dönüştürmesinde ve bu sonuç esas tutularak davacı hakkında tesis edilen işlemde mevzuata uyarlık bulunmadığından mahkemece belirtilen hususlar göz ardı edilerek verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.

    Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Ankara 4. İdare Mahkemesinin 07/02/1991 günlü, E: 1988/14, K: 1991/339 sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1/b fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı kanunla değişik 3.fıkrası uyarınca ve yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, 06/04/1993 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

    KARŞI OY:

    Ankara 4. İdare Mahkemesince verilen temyize konu karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına karşıyım.  Sayıştay kararları Esas: 1991 / 001255 Karar: 1993 / 001464

     İsteğin Özeti : Ankara 5. İdare Mahkemesi`nin 4.11.1998 günlü, E: 1998/874, K:1998/1021 sayılı kararının, dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.


    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesi`nce işin gereği düşünüldü;

    Davacı, Şube Müdürlüğü görevinden alınarak ... Daire Başkanlığı emrine Uzman olarak naklen atanmasına ilişkin 22.5.1995 günlü işlemle, yerine yapılan atama işleminin iptali ve yoksun kaldığı özlük haklarının yasal faiziyle birlikte tazminine hükmedilmesi istemiyle dava açmıştır.

    Danıştay Beşinci Dairesi`nin, karar düzeltme aşamasında verdiği 21.4.1998 günlü, E:1997/1882, K:1998/1070 sayılı bozma kararına uyularak verilen Ankara 5. İdare Mahkemesi`nin 4.11.1998 günlü, E:1998/874, K:1998/1021 sayılı kararıyla; davacının daha önce aynı görevinden alınarak ... Uzmanlığı görevine naklen atanmasına ilişkin 29.6.1994 günlü işlemin Mahkemelerince iptal edildiği; bu kararın Danıştay 5. Dairesi`nin 21.4.1998 günlü, E:1995/4169, K:1998/1069 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bu bozma kararına uyularak, Mahkemelerin 4.11.1998 günlü, E: 1998/1062, K: 1998/1025 sayılı kararıyla ilk davanın reddedildiği; bu karar karşısında davacı, işbu davaya konu işlemin tesis edildiği 22.5.1995 tarihi itibarıyla "Uzman" statüsünde bir kişi olacağından, ilgilinin Şube Müdürlüğü görevinden ... Dairesi Başkanlığı Uzmanlığı görevine atanmasına ilişkin işlemin sebepsiz kaldığı; davacının yoksun kaldığı özlük haklarının ödenmesi istemine gelince; adı geçenin, ... Şube Müdürlüğü görevinden alınarak ... Başkanlığı emrine Uzman olarak naklen atanmasına ilişkin 29.6.1994 günlü ilk işlemin iptaline dair Mahkeme kararı Danıştay 5. Dairesi`nin 21.4.1998 günlü, E:1995/4169, K:1998/1069 sayılı kararı ile bozulmuş ise de; bu bozma kararının davalı idareye tebliğ tarihine kadar, Mahkemelerince verilen 14.3.1995 günlü, E: 1994/994, K: 1995/437 sayılı iptal kararı hüküm ifade edeceğinden, bu döneme ilişkin özlük haklarının davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiş ve ilk işleme karşı açılan davada Danıştay 5. Dairesi`nce verilen 21.4.1998 günlü, E:1995/4160, K:1998/ 1069 sayılı bozma kararının davalı idareye tebliğ edildiği tarihe kadar olan döneme ilişkin özlük haklarının yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine hükmedilmiştir.

    Davalı idare, sebepsiz kalan bir işlem hakkında "iptal" kararı verilmesine hukuken olanak bulunmadığını; bu durumda, davanın konusu kalmadığından "davanın reddine" karar verilmesi gerektiğini; öte yandan, Mahkeme`ce bozma kararına uyularak ilk davanın reddine karar verilmesi nedeniyle, işlemin iptaline ilişkin olarak verilen ilk kararın tüm sonuçlarıyla ortadan kalktığını; oysa Mahkeme`nin, bozma tarihinden önceki döneme ilişkin olarak tazminata hükmettiğini, bunun hukuka aykırı olduğunu öne sürmekte ve İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

    Temyize konu idare Mahkemesi kararının, davacının Müdürlüğü Şube Müdürlüğü görevine döndürülmesi sonucunu doğuracak nitelikte bir karar olmadığı; aksine, adı geçenin, daha önce bu görevden alınarak Başkanlığı emrine Uzman olarak atanmasına dışkın 29.6.1994 günlü işlemin iptali istemiyle açtığı davanın "ret" kararı ile sonuçlanmış olması nedeniyle, anılan işlemin tesis edildiği 29.6.1994 tarihinden itibaren statüsünün Başkanlığı Uzmanı olduğunu; bir başka deyişle, işbu davaya konu işlemin tesis edildiği 22 5.1995 tarihinde davacının Müdürlüğü Şube Müdürlüğü kadrosunda "bulunmadığını", dolayısıyla, "bulunmadığı bir kadrodan" alınarak başka bir göreve atanmasının da mümkün olmadığını vurgulayan bir karar olduğu açıktır.

    Bu durumda, idare Mahkemesi`nin "dava konusu 22.5.1995 günlü işlemin bu nedenle sebepsiz kaldığı" gerekçesiyle anılan işlem hakkında "iptal" hükmü kurmasında hukuki isabetsizlik bulunmadığından; davalı idarenin, "idare Mahkemesi kararının söz konusu gerekçesi karşısında davanın reddine hükmedilmesi gerektiği" yolundaki iddiasına itibar edilememiştir.

    Buna karşılık, davalı idarenin, Mahkeme kararının tazminata ilişkin kısmına yönelik temyiz istemine gelince:

    iptal kararı uyarınca kamu görevlisine yapılan ödemeler, dava konusu işlemin kurulduğu tarihle, karar gereği göreve döndürülme tarihi arasındaki donemi ve göreve döndürülme tarihinden sonra o görevde "fiilen" çalışan donemi kapsayabilmektedir. Kamu görevlisine, " kadrosunda fiilen çalıştığı" donemde hizmetin karşılığı olarak yapılan ödemelerin geri istenmesi için haklı bir neden bulunmamaktadır. Buna karşılık, temyiz incelemesi sonucunda Mahkemece verilen iptal kararının yürütülmesinin durdurulmasına veya bozulmasına ya da ilk derece mahkemesince bozma kararına uyularak davanın reddine karar verilmesi halinde iptal kararının yarattığı hukuksal sonuç sona ereceğinden, "fiilen o kadroda çalışılmayan" doneme ilişkin olarak iptal kararı gereği yapılmış bir ödeme varsa, bu kısma ait ödemenin hukuksal dayanağı ortadan kalkmış olmakla, idarece gen işlenebilmesi olanaklı hale gelmektedir.

    Bakılan davanın Şube Müdürü olarak görev yapan davacının, bu görevinden alınarak Dairesi Başkanlığı`na Uzman olarak naklen atanmasına ilişkin 22.5.1995 günlü işlemin iptali istemiyle açıldığı tartışmasızdır. Bu nedenle, işbu davada Ankara 5. idare Mahkemesi`nce verilen ve temyiz istemine konu edilen kararda; davacı hakkında daha önce tesis edilmiş olan ve adı geçenin, aynı Şube Müdürlüğü görevinden alınıp Uzmanlığı görevine atanmasına ilişkin bulunan 29.6.1994 günlü "ilk" nakil işlemiyle ilgili olarak aynı Mahkeme`ce verilen 14.3.1995 günlü, E:1994/994, K:1995/437 sayılı iptal kararına dayanılmak suretiyle tazminat istemi hakkında bir hüküm kurulmasına hukuken olanak bulunmadığından, temyize konu Mahkeme kararının bu kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. Çünkü, Danıştay 5. Dairesi`nin 21.4.1998 günlü, E:1995/4160, K: 1998/1069 sayılı bozma kararı ile, bu karara uyularak Mahkeme`ce davanın reddi yolunda verilen 4.11.1998 günlü, E:1998/1062, K:1998/1025 sayılı karar karşısında, davacının, ilk nakil işleminin tesis edildiği 29.6.1994 tarihi itibarıyla Şube Müdürlüğü ile hukuksal ve statüsel anlamda ilişkisinin kesilmesi, bu tarihten itibaren "Uzman" statüsünde bir kişi olması nedeniyle, adı geçenin, dava konusu işlemden kaynaklanan bir zararından söz edilemeyeceği açıktır.

    Bununla birlikte, sözü edilen "ilk" davada Mahkeme`ce verilen 16.11.1994 günlü, E:1994/994 sayılı "yürütmeyi durdurma" kararı sonucu göreve iade edilmesi üzerine, "fiilen Şube Müdürü" olarak görev yaptığı donem için davacıya ödenmiş olan parasal ve özlük hakları farklarının, davalı idarece adı geçenden geri istenilemeyeceğini de özellikle vurgulamak gerekir.

    Öte yandan, Dairemizce ilk dava ile ilgili olarak verilen 21.4.1998 günlü, E: 1995/4169, K: 1998/1069 sayılı bozma kararında yer alan gerekçe ve ayrıca, davacı hakkında tesis edilmiş olan 22.5.1995 günlü "ikinci" nakil işleminin iptali istemiyle açılan davada Ankara 5. İdare Mahkemesi`nce 9.8.1995 tarihinde "yürütmenin durdurulması isteminin reddine" karar verildiği hususu birlikte değerlendirildiğinde; ikinci nakil işleminin tesis edildiği 22.5.1995 tarihi ile, bu işlemle ilgili olarak daha sonra verilmiş olan 8.5.1996 günlü, E:1995/712, K:1996/444 sayılı "iptal" kararının davalı idarece uygulandığı tarihe kadar olan dönem için, (bu dönemde, adı geçenin statüsünün hukuken "Uzman" olması nedeniyle), Şube Müdürlüğü kadrosu ile Uzmanlık kadrosu arasındaki parasal ve özlük hakları farklarının davacıya ödenemeyeceği ve bu döneme ilişkin olarak adı geçene yapılmış bir ödeme var ise, bu ödemenin davalı idarece davacıdan geri istenebileceği de açıktır.

    Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin dava konusu işlemin iptaline yönelik temyiz isteminin reddiyle, Ankara 5. İdare Mahkemesi`nin 4.11.1998 günlü, E: 1998/874, K:1998/1021 sayılı kararın bu kısmının yukarıda yapılan açıklamanın da eklenmesi suretiyle onanmasına; buna karşılık, kararın, "ilk işleme karşı açılan davada verilen Danıştay 5. Dairesi`nin 21.4.1998 günlü, E:1995/4169, K:1998/1069 sayılı kararının davalı idareye tebliğ edildiği tarihe kadar olan döneme ilişkin özlük haklarının yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine" hükmedilmesine ilişkin kısmı yönünden davalı idarenin temyiz isteminin kabulüyle bu kısmın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesinin 1/b. fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Kanun`la değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek bozulan kısım hakkında yeniden karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkeme`ye gönderilmesine, 15.10.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Sayıştay kararları Esas: 1999 / 001678Karar: 2002 / 003844

     İsteğin Özeti : Davacının, idareyi zarara uğrattığı gerekçesiyle 5.951.865.000.-lirayı Defterdarlığa yatırmasının istenilmesine ilişkin 18.12.2000 günlü işlemin; Milli Eğitim Müdür vekili olarak görev yapmakta olan davacının, yüksek öğrenimli olmayan halen öğrenci durumundaki kişilere ücretli ders görevi emrini imzalamak suretiyle ücretli ders görevi verilmesine sebep olduğu, "yüksek öğrenimli olmayan" kişilere ders görevi verilmesinin Milli Eğitim Bakanlığınca yapılan düzenlemelere aykırı olduğu gerekçesiyle bu kişilere ödenen 5.951,865.000.- liranın müteselsilen davacıdan tahsil edilmesine (Defterdarlığa yatırılmasına) ilişkin olarak tesis edilen 18.12.2000 tarih ve 763 nolu ... Valiliği... İdare Kurulu Müdürlüğü işleminin dava konusu edildiği; 657 sayılı Yasanın 12. maddesi uyarınca idarelerin görevlilerce verilen zararı sulh yoluyla veya hükmen tahsil yolu haricinde; kanunda belirtilen rakamın üzerindeki bir miktar için bu paranın ödenmesi yönünde doğrudan bir işlem tesis etme veya sözkonusu zararı veya idarece zarar kabul edilen miktarını tahsil etme olanağı bulunmadığı; dava konusu olayda; kanunda ve yönetmelikte yer alan en alt derecenin birinci kademesinde bulunan memurun brüt aylığının yarısından fazla olan bir miktar için (5.951.865.000 lira) doğrudan tahsil yoluna gitme imkanı bulunmamakta olup, sulh yoluyla veya bu konudaki genel hükümlere göre olduğu varsayılan zararın tahsili yoluna gidilmesi gerekirken, doğrudan defterdarlığa ödenmesi yolunda tesis edilen dava konusu işlemde yasaya uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptali yolunda Konya İdare Mahkemesince verilen 14.11.2001 günlü, E:2001/924, K:2001/1591 sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince işin gereği düşünüldü:

    İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin varlığına bağlıdır. Konya İdare Mahkemesince verilen 14.11.2001 günlü, E:2001/924, K:2001/1591 sayılı karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına, temyiz giderlerinin istemde bulunan davalı idare üzerinde bırakılmasına, 5.11.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Sayıştay kararları Esas: 2002 / 000685 Karar: 2002 / 004205 

     İsteğin Özeti : Ankara 3. İdare Mahkemesinin 25.2.1999 günlü, E:1998/902, K:1999/216 sayılı kararının, dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince işin gereği düşünüldü:

    Davacı, 8.3.1994 tarihinde atandığı tekniker kadrosunda çalışması nedeniyle 657 sayılı Yasanın 36/A-4. maddesi uyarınca bir derece verilmesi istemiyle 13.7.1998 tarihinde yaptığı başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açmıştır.

    Ankara 3. İdare Mahkemesinin 25.2.1999 günlü, E:1998/902, K:1999/216 sayılı kararıyla; olayda davacının ... Müdürlüğünde memur olarak görev yapmakta iken, ... Üniversitesi Meslek Yüksekokulu İnşaat Bölümü mezunu olduğundan tekniker unvanlı kadroya atanması nedeniyle, davacıya sözüedilen 657 sayılı Yasanın 36/A-4. madde hükmü uyarınca bir derece verilmesi gerekirken bu istemin reddi yolundaki işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilerek, başvuru tarihi olan 13.7.1998 tarihinden itibaren geçerli olarak özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine, geçmişe yönelik istemin ise reddine karar verilmiştir.

    Davalı idare, davacının 4.5.1994 tarihinde de idareye aynı taleple başvurması sonucu talebin reddi üzerine dava açtığını ve davanın ret ile sonuçlandığını; bu davada ise aynı talep nedeniyle davacıya yeniden dava açma hakkı doğmayacağını ileri sürmekte ve İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

    Davacının, Maliye Bakanlığı ... Müdürlüğünde memur olarak çalışmakta iken ... Üniversitesi ... Meslek Yüksekokulu İnşaat Bölümü mezunu olması nedeniyle 8.3.1994 tarihli onayla teknikerlik kadrosuna atandığı, daha sonra 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36/A-4. maddesine göre kendisine bir derece verilmesi yolunda idareye yapmış olduğu başvurunun reddine ilişkin 30.5.1994 gün ve 027465 sayılı işlemin iptali istemiyle Ankara 3. İdare Mahkemesinin 1994/1192 sayılı esasına kayıtlı davayı açtığı, bu davada anılan mahkemenin "... 657 sayılı Yasanın 36/A-4. maddesi hükmünün uygulanabilmesi için, 1) Teknik Hizmetler Sınıfında olmak, 2) Tekniker olmak, 3) Öğrenim durumuna göre tespit edilen giriş derece ve kademesinde bulunmak şartlarını taşıması gerekirken öğrenim durumuna göre giriş derece ve kademesi 10/2 olan davacının bu gün 7. derecenin 2. kademesinde bulunduğundan üçüncü şartı taşımaması dolayısıyla kendisine bir derece verilmemesine dair işlemde mevzuata aykırılık görülmemiştir..." yolundaki gerekçesiyle davanın reddine 22.2.1995 günlü, K: 1995/572 sayılı kararıyla hükmedildiği, bu kararın temyiz edilmemekle kesinleştiği, daha sonra davacının 13.7.1998 tarihli idareye başvurusunda, kendisi gibi olanlara 657 sayılı Yasanın 36/A-4. maddesi uyarınca bir derece verildiğinden bahisle bu hükümden yararlandırılmasını istediği, idarece bu başvuruya cevap verilmemesi nedeniyle bakılan davayı açtığı dosyanın incelenmesinden anlaşılmaktadır.

    Bir yargı yerince yasada gösterilen usullere göre verilen karar, itiraz ve temyiz yollarından geçerek veya itiraz ve temyiz süreleri sona ererek kesinleştikten sonra yargılamanın iadesi gibi bazı istisnaların dışında artık değişmez bir nitelik kazanır, hiç bir makam, merci, hatta kararı vermiş olan yargı yeri dahi başka bir kararıyla onu değiştiremez. İşte yargı kararlarının bu değişmezlik kuvvet ve niteliğine kesin hüküm (muhkem kaziye) denilmektedir. Yine kesin hüküm halini alan bir yargı kararının sadece hüküm fıkrası itibariyle değil aynı zamanda gerekçesi itibariyle de en başta davanın taraflarını bağladığı, bunların kesin hükme bağlanan bir uyuşmazlığın yeniden tartışılmasını hukuken mümkün kılacak bir olanağa sahip bulunmadıkları ve yargı yerinin de kesin hükümle çözümlenen uyuşmazlık hakkında yeniden karar veremeyeceği açıktır.

    Olayda, davacının daha önce açmış olduğu davada verilip kesin hüküm niteliği kazanan idari yargı kararının varlığı karşısında; aynı konuda açılan ve tarafları aynı olan bu davanın esasının incelenme olanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle aksı yönde verilen Mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

    Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüyle, Ankara 3. İdare Mahkemesinin 25.2.1999 günlü, E:1998/902, K:1999/216 sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1/b. fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Kanunla değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adıgeçen Mahkemeye gönderilmesine, 6.11.2002 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

    AZLIK OYU

    Tekniker kadrosunda çalışmakta olan davacı, 657 sayılı Yasanın 36/A-4 maddesi uygulanıp, giriş derecesi bir derece yükseltilmek suretiyle intibakının yapılması isteğinin reddine ilişkin davalı idare işleminin iptalini istemektedir.

    Memuriyet statüsünde bulunanlar, bu statüleri devam ettikleri sürece, aylık ödemelerine esas` alınan intibaklarının ileriye yönelik düzeltilmesi istemiyle idareye başvurabilirler; başvurularının reddi üzerine de dava açabilirler. Bu başvuru ve dava açma hakları, Anayasayla güvence altına alınan çalışma hakkı ve hak arama özgürlüğünün doğal sonucudur.

    Anılan başvuru hakkı ve dava hakkının daha önce kullanılması, açılan davanın reddi de, memuriyet statüleri devam eden ilgililerin yeniden idareye başvurmalarına ve dava açmalarına engel oluşturmamaktadır. İdari yargıda bir idari işleme karşı açılan davanın reddine ilişkin kararın, kesin hüküm sonuçlarını doğurmayacağı da öğretide ve Danıştay içtihatlarıyla kabul edilmektedir.

    Sonuç olarak, Tekniker kadrosunda olan davacıya 657 sayılı Yasanın 36/A-4. maddesine göre bu davaya konu işlemle reddedilen başvuru tarihinden itibaren ileriye yönelik olarak 1 derece verilmesi gerekmekte olup; aksi yoldaki dava konusu işlemi iptal eden idare mahkeme kararı hukuka uygun bulunmaktadır.

    Açıkladığım nedenlerle davalı idarenin temyiz isteminin reddi, İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum. Sayıştay kararları Esas: 1999 / 002310 Karar: 2002 / 004242

    230 sayılı ilâmın 1’inci maddesiyle; …………… Öğretmenevi Müdür ve Müdür Yardımcılarına mevzuatında öngörülmediği halde ek ders ücreti ödendiği gerekçesiyle …………….- lira için tazmin hükmü verilmiştir.

    Dilekçilerin ortak 1’inci dilekçesinde; Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayı ile 35 Öğretmenevi ve Akşam Sanat Okulunun bünyesindeki hizmet alanlarında yaygın eğitim yapabilme fonksiyon ve yetkisine sahip bulunduğu, ayrıca bünyesine uygun eğitim dalının belirlenmesi ve onay belgesinde emredilen hizmetin gerçekleştirilmesi nedeniyle bu hizmeti ifa eden Öğretmenevi Müdür ve Müdür Yardımcılarına ödenen ek ders ücretlerinin yasalara uygun bulunduğu ifade edilerek tazmin hükmünün kaldırılması talep edilmektedir.

    Dilekçilerin ortak 2’nci dilekçesinde; Sayıştay Savcılığının yargılamanın iadesi gerektiği yolundaki mütalaasına katılmadıklarını temyiz dilekçesi ekindeki belge ve bilgilerin rapor aşamasında da ibraz edildiği, söz konusu belgelerin ilamdan sonra ortaya çıkmadığı belirtilerek tazmin hükmünü veren Sayıştay 5. Dairesinin yetki aşımında bulunduğundan bahisle tazmin hükmünün kaldırılması talep edilmektedir.

    Konu ile ilgili olarak rapor dosyası üzerinde yapılan incelemede; sorumlulardan Sayman …………….’in, adı geçen Öğretmenevinin, Döner Sermaye İşletmesi olarak teşkilatlanacak öğretmenevlerinin tespitine ilişkin 6.9.1994 gün ve 1603 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı genelgesini ibraz ettiği bu genelgede; öğretmenevlerinin, işletmecilik anlayışına göre döner sermaye işletmeleri kurulması ve bünyelerinde “Akşam Sanat Okulu”nun ihdası ile okul statüsünün kazandırılmasına ihtiyaç duyulduğu öğretmenevlerine bu statü verildiği takdirde, otelcilik ve turizm eğitimi konusunda yaygın eğitim yapılabileceği ve buna bağlı olarak kursiyerlerin eğitimleri ile birlikte hizmet üretimine katkılarının sağlanacağı, bu suretle öğretmenevlerinin yaz ayları ile sınırlı olarak yetersiz koşullardaki okullarda yapılmak zorunda kalınan hizmetiçi eğitimi, kurs, seminer vb. faaliyetlerine “eğitim merkezi” olarak yıl boyu sürekli hizmet verecek duruma getirileceği belirtilmiş ayrıca 1 sayılı ekinde de …………… Öğretmenevi ve Akşam Sanat Okulu Müdürlüğünün 80 Yatak kapasitesine sahip olarak belirlendiği, yine rapor dosyasındaki savunma metninde bu genelgeye atıfla öğretmen evinin yeniden örgütlendiği ve bu tarihten itibaren görevli öğretmen ve yöneticilerine usulüne göre ek ders ücreti ödenmeye başlanıldığının ifade edildiği; öte yandan dilekçi Tahakkuk Memuru ………………. da rapor dosyasındaki savunmasında kendilerinin turizm meslek okullarından gelen öğrencilere staj eğitimlerini yaptırdıklarını belirttiği görülmüştür.

    Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Esasların :

    10/b Maddesinde; her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarının yöneticilerine ders niteliğinde yönetim görevi karşılığı ek ders ücreti ödenmesini öngörmektedir 08.01.1997 gün ve 59 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı genelgesinde de öğretmenevleri ve akşam sanat okullarının meslek kursları düzenleyebileceği belirtilmiştir. Yukarı da sözü edilen ek derslere ilişkin yönetmelik hükmü uyarınca her derecedeki yaygın ve örgün eğitim kurumu yöneticilerine ders niteliğinde yönetim görevi karşılığı ek ders ücreti ödeneceği ifade edilmiştir. Buna ek olarak 6.9.1994 gün ve 1603 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı onayı ile ………….. Öğretmenevi aynı zamanda Akşam Sanat Okulu olarak yeniden örgütlendirilmiş olduğundan Öğretmenevi Müdür ve Müdür Yardımcıları aynı zamanda Akşam Sanat Okulu yöneticisi olduğundan, yapılan ek ders ücreti ödemesi yönetmelik hükümlerine uygundur. Bütün bu nedenlerden dolayı dilekçi iddialarının kabulü ile 230 sayılı ilamın 1’inci maddesiyle ile verilen ……………...- liralık tazmin hükmünün kaldırılmasına, karar verildi. Sayıştay: Temyiz Kurulu Kararı Kararın Numarası : 25850 Kararın Tarihi : 11.11.2002

    1087 sayılı ilâmın 6’ncı maddesiyle ...... Gazi Anadolu Teknik Lisesi ve Endüstri Meslek Lisesi Müdür ve Müdür Başyardımcısına ek ders ücretinin fazla ödendiği gerekçesiyle ..................-lira için tazmin hükmü verilmiştir.

    Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ücretli Ders Saatlerine Dair Esasları:

    Madde: 2

    “ı) Zorunlu Ders Niteliğinde Yönetim Görevi, Bakanlık merkez ve taşra teşkilatında her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarında, rehberlik ve araştırma merkezlerindeki görevlilerin inceleme, araştırma, planlama, programlama, yönetim, eğitim, öğretini gibi hizmetleri karşılığı verilen haftalık ücretli ek ders saatlerini,

    j) Ders niteliğinde Egzersiz Görevi, Her derece ve türdeki örgün (İlkokullar ve azınlık okulları hariç) ve yaygın eğitim kurumlarının eğitim, öğretim, yönetim faaliyetlerini yürütenlere, kurumun ders araç ve gerecinin, makine ve teçhizatının temini, koruması, bakımı, öğretime hazır halde bulundurulması veya sosyal hizmetleri karşılığı olarak verilen haftalık ücretli ek ders saatlerini, ifade eder.”

    Madde: 3

    “c) Lise, meslek lisesi, mesleki ve teknik lise, ortaokul, ilköğretim okulu, özel eğitim okulu, İlkokul, müstakil okul öncesi kurumu, Devlet Memurları Yabancı Diller Eğitim Merkezi ile 10’uncu maddede sayılan eğitim, öğretim kurumlan, II Rehberlik Araştırma Merkezi ve Azınlık okulları yöneticilerinin, (müdür, müdür başyardımcısı ve müdür yardımcılarının),

    İlgili mevzuat hükümleri ile tespit edilen inceleme, araştırma, planlama, programlama, eğitim, öğretim, rehberlik ve yönetim gibi görevlerinden haftada 12 saati "zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi" sayılır ve bu görevlerine karşılık ek ders ücreti ödenir,"

    Madde 14- "Zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi" dışında kurum yöneticilerinden,

    a) Liselerin müdür ve müdür yardımcılarına haftada 6 saat, ortaokul ve ilköğretim okullarının müdür ve müdür başyardımcılarına gündüz öğretimi yapılan okullarda haftada 3 saat, gece öğretimi yapılan okullarda haftada 6 saat,

    b) Devlet Memurları Yabancı Diller Eğitim Merkezi, Öğretmen Yetiştirme (Hizmetiçi Eğitim) Merkezleri, Mesleki ve Teknik Açık Öğretim Okulu, Kız Teknik Öğretim Kurumlan , Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi ile Sekreterlik Meslek Lisesi Müdür ve Müdür Başyardımcılarına haftada 12 saat,

    c) Kız Teknik Öğretim Olgunlaşma Enstitüsü, Yetişkinler Teknik Eğitim Merkezi, Mesleki Eğitim Merkezi, Çıraklık Okulu ve Çıraklık Eğitim Merkezi, Pratik Sanat Okulu, Aksara Kız ve Erkek Sanat Okulu ve Orta Sanat bölümü bulunan Özel Eğitim Okulları müdür ve müdür başyardımcılarına haftada 12 saat, Halk Eğitim Merkezi Müdürlerine 6 saat.

    d) Erkek Teknik Öğretim Kurumlan müdür ve müdür başyardımcılarına haftada 15 saat, daha "ders niteliğinde egzersiz görevi" verilir ve ek ders ücreti ödenir."

    Madde 15- "Eğitimin özelliği dikkate alınarak, Anadolu ve Fen Liselerinde görevli,

    a) Müdür ve müdür başyardımcılarına zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi dışında haftada 10 saat.

    b) Yabancı dil dersi öğretmenlerine, zorunlu ve isteğe bağlı ek ders görevi dışında haftada 10 saat.

    c) Anadolu Liselerinde, yabancı dil dersi dışındaki dersleri yabancı dille okutan öğretmenlerle, Fen Liselerindeki fen grubu öğretmenlerine, zorunlu ve isteğe bağlı ek ders görevi dışında haftada 8 saat.

    d) Müdür yardımcıları ile diğer öğretmenlere, zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi, zorunlu ve isteğe bağlı ek ders görevi dışında haftada 4 saat.

    daha "ders niteliğinde egzersiz görevi" ücreti ödenir." denilmektedir.

    Dilekçi dilekçesinde 1995 Mali Yılı bütçe Kanununa ekli (K) işaretli cetvelin I-Ek Ders Ücreti Bölümünün D fıkrasında:

    "Milli Eğitim Bakanlığına okul ve kurumlarda görevli öğretmen ve yöneticilere 10340 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı hükümlerine göre ve hizmetin niteliği uyarınca birden fazla görev için öngörülen "ders niteliğinde egzersiz görevi" karşılığı ek ders ücretinden fazla olanı ödenir, toplam ödenecek ders niteliğinde egzersiz görev ücreti haftada 15 saati geçemez" şeklinde bir hüküm bulunduğunu ve hükmün de Anayasa Mahkemesince yürütmesinin durdurulduğunu ifade etmektedir. Ancak Anayasa Mahkemesince yürütmenin durdurulmasına karar verilen 1995 yılı Bütçe Kanununa Ekli K-cetvelinin D fıkrasında dilekçinin iddia ettiği gibi bir hüküm bulunmayıp 2547 sayılı Kanunun 40’ıncı maddesinin a fıkrasına göre, kendi üniversitelerinin diğer birimlerinde veya o şehirdeki yükseköğretim kurumlarından görevlendirilebilecek Öğretim elemanı bulunması ve diğer hususlarda izlenecek esasları düzenlemekte ve ilâm hükmü ile bir ilgisi bulunmamaktadır.

    Ayrıca her ne kadar dilekçi dilekçesinde Eskişehir İdare Mahkemesince verilen bir Karardan söz etmekte ise de Sayıştay`ca verilen tazmin hükümleri esas itibariyle objektif sorumluluktan hareketle, 1050 sayılı Muhasebe-î Umumiye Kanununun 13’üncü maddesi hükmüne dayanmaktadır. Nitekim bu husus, 832 sayılı Sayıştay Kanunu`nun 65’inci maddesinde, "Genel Mahkemelerce verilen hükümler, Sayıştay`ın hesap ve işlemler yönünden denetimine ve hükmüne engel değildir." denilmek suretiyle açık bir tarzda ifade edilmiştir.

    Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin ücretli ders saatlerine Dair Esasların 2’nci maddesinin (j) bendinde aynen;

    "Ders Niteliğinde Egzersiz Görevi; Her derece ve türdeki örgün (İlkokul ve azınlık okulları hariç) ve yaygın eğitim kurumlarının eğitim, öğretim, yönetim faaliyetlerini yürütenlere, kurumun ders araç ve gerecinin, makine ve teçhizatının temini, korunması, bakımı, öğretime hazır halde bulundurulması veya sosyal hizmetleri karşılığı olarak verilen haftalık ücretli ek ders saatlerini, ifade eder." şeklinde yapılmıştır.

    Bu tanım karşısında, hem 14’üncü madde hükmüne göre haftada 12 saat hem de 15’inci madde hükmüne göre haftada 10 saat ek ders ücreti ödenmesi halinde aynı görev için aynı nitelikte iki ödeme yapılması durumu söz konusu olmaktadır. Şöyle ki 86/10340 sayılı Bakanlar Kurulu Kararma ekli Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ücretli Ders Saatlerine Dair Esasların 2’nci maddesi hükmüne göre Ders Niteliğinde Egzersiz Görevi karşılığı ödenecek ücretin eğitim kurumlarının yönetim faaliyetlerini yürütenlere kurumun ders ve araç gerecinin makine ve teçhizatının temini, korunması bakımı ve sosyal hizmetler karşılığı olduğu belirtilmiş olup, Gazi Anadolu Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi olarak eğitim vermekte olup (Anadolu Lisesinin) ikinci bir okulun varlığından söz etmek mümkün değildir.

    Söz konusu esasların 15’inci maddesinin a fıkrasındaki; "müdür ve müdür başyardımcılarına zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi dışında haftada 10 saat" ifadesinden de anlaşılacağı üzere bu madde hükmüne göre ödenmesi gereken ders niteliğinde egzersiz görevi ücretinin, 3’üncü madde ile öngörülen 12 saatlik zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi dışında ödeneceği açıktır. Şayet Anadolu Lisesi Özelliği bulunan her türdeki liselerin müdür ve müdür başyardımcılarına 14’üncü madde dışında ayrıca 10 saat daha ders niteliğinde egzersiz görevi ücreti ödenmesi amaçlansaydı, 15-a maddesindeki ifadenin "müdür ve müdür baş yardımcılarına zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi ile 14’üncü madde gereği ödenen ders niteliğinde egzersiz görevi dışında ayrıca haftada 10 saat daha" şeklinde düzenlenmesi gerekirdi.

    İlgili esaslar bütünüyle incelendiğinde eğitim kurumlarında görevli müdür ve müdür başyardımcılarına; aylıkları karşılığı okutmaları gereken derslerle hiç derse girmeksizin zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi ve ders niteliğinde egzersiz görevi karşılığında ödenen ders ücreti dışında herhangi bir adla ek ders ücreti ödenmesini gerektiren bir düzenleme olmadığı gibi, aynı ad altında ek ders ücretinin ayrı ayrı maddelerle ödenmesini gerektirecek bir düzenlemeye de yer verilmemiştir.

    Her ne kadar tazmin hükmünün konusu oluşturan ödemelerin 21.07.1997 - 31.12.1997 tarihleri arasında yapıldığı ve Eskişehir İdare Mahkemesi`nin bir kararına dayanmakta olduğu iddia edilmiş ise de söz konusu Mahkeme Kararının kesinleşip kesinleşmediği belirtilmediğinden 1087 sayılı ilâmın 6’ncı maddesi ile, verilen ...................- liraya ilişkin tazmin hükmünün tasdikine, karar verildi. Sayıştay: Temyiz Kurulu Kararı Kararın Numarası : 25329 Kararın Tarihi : 09.10.2001

    86/10340 sayılı BKK nın 2/j maddesinde, ilkokullar ve azınlık okulları hariç her derece ve türdeki örgün ve yaygın öğretim kurumlarının öğretim ve yönetim faaliyetlerini yürütenlere ders araç ve gerecinin, makine ve teçhizatın temini, korunması, bakımı, öğretime hazır halde bulundurulması veya sosyal hizmetleri karşılığı olarak verilen haftalık ücretli ders saatleri olarak tanımlanan "ders niteliğinde egzersiz görevi"nin okulun eğitim ve öğretime açık olduğu dönemler ile sınav dönemleri dışında ödenemeyeceği gerekçesiyle Anadolu Lisesi Müdürü ve Başyardımcısına okulda öğretimin olmadığı dönemlerde ders niteliğinde egzersiz görevi için ödenen ek ders ücretleri toplamı .................-liraya tazmin hükmolunmuştur.

    17.3.1986 tarih 19050 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 25.1.1986 tarih 86/10340 sayılı BKK eki "Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ücretli Ders Saatlerine Dair Esaslar" in 1’inci maddesinde,

    "Bu Esasların amacı Bakanlık merkez ve taşra teşkilatında, her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarında, yetiştirme kurslarında ve seminerlerde görev alan öğretmen, yönetici, uzman ve usta öğreticilerin ücretle okutacakları ve okutmuş sayılacakları haftalık ders saatlerinin sayısını, ders görevi alacakların niteliklerini ve diğer hususları tespit etmektir."

    2’nci maddesinin ı ve j bendlerinde sırasıyla,

    "Zorunlu Ders Niteliğinde Yönetim Görevi: Bakanlık merkez ve taşra teşkilatında her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarında, rehberlik ve araştırma merkezlerindeki görevlilerin inceleme, araştırma, planlama, programlama, yönetim, eğitim, öğretim gibi hizmetleri karşılığı verilen haftalık ücretli ek ders saatlerini,"

    "Ders Niteliğinde Egzersiz Görevi: Her derece ve türdeki örgün (ilkokullar ve azınlık okulları hariç) ve yaygın eğitim kurumlarının eğitim, öğretim, yönetim faaliyetlerini yürütenlere, kurumun ders araç ve gerecinin makine ve teçhizatının temini, korunması, bakımı öğretime hazır halde bulundurulması veya sosyal hizmetleri karşılığı olarak verilen haftalık ücretli ek ders saatlerini,.... ifade eder."

    14’üncü maddesinde, kurum yöneticilerine, zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi dışında, okulların niteliğine göre dört bent halinde "... daha ders niteliğinde egzersiz görevi verilir ve ek ders ücreti ödenir."

    I5’inci maddesinde, "Eğitimin özelliği dikkate alınarak, Anadolu ve Fen Liselerinde görevli;

    a)Müdür ve müdür başyardımcılarına; zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi dışında haftada 10 saat,

    ..........daha "ders niteliğinde egzersiz görevi" ücreti ödenir."

    32’nci maddesinde, "Bu Esaslar kapsamına girenlerin izinli ve raporlu bulundukları günlere ait ek ders ücreti ödenmez."

    hükümleri yer almaktadır.

    Bu hükümlere göre, okullarda yöneticilik görevini yürütenlere, bu görevleri nedeniyle yönetmelikte haftalık olarak belirtilen miktarlarda ders okutmuş sayılarak ders ücreti tahakkuk ettirilerek ödenecektir.

    Bu ödemelerden ilki, Esasların 2’nci maddesinin (ı) bendinde tanımlanan ve 3’üncü maddenin (c) bendinde sayılan okullarda görevli müdür, müdür başyardımcısı ve müdür yardımcılarına yönetim görevlerinden dolayı haftada 12 saat üzerinden ödeneceği belirtilen "zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi" karşılığı ek ders ücreti,

    İkincisi ise Esasların 2’nci maddesinin (j) bendinde tanımlanan ve 14’üncü maddede diğer okullarda, I5’inci maddesinde de Anadolu ve Fen Liselerinde görevli yöneticilere, yine bu görevleri nedeniyle unvanlarına göre farklı miktarlarda olmak üzere "Ders niteliğinde Egzersiz Görev" ücreti olmaktadır.

    Bu ödemelerin ortak yönü herhangi bir derse girmeden yöneticilik görevi karşılığında ödenmeleridir. Dolayısıyla bu ödemelerin ve özellikle ders niteliğinde egzersiz görevi ücretinin, kurumun ders araç ve gerecinin, makine ve teçhizatının temini, korunması, bakımı, öğretime hazır halde bulundurulması veya sosyal hizmetlerin karşılığı olarak verildiğinden; Esaslarda bu görevlerin sadece ders yılı içinde yapılacağı şeklinde bir belirleme yapılmadığı gibi bu hususa ilişkin diğer maddelerde de ders yılı ile bağımlı olarak ödemelere herhangi bir sınırlama getirilmediğinden, diğer taraftan okulun öğretime kapalı olduğu yarı yıl ve yaz tatillerinde de yöneticilerin okulda bulundukları dikkate alındığında söz konusu Esasların 32’nci maddesi hükmü gereğince raporlu ve izinli olunan günler haricinde, müdür ve müdür başyardımcısına ders niteliğinde egzersiz görevi karşılığı ders ücreti ödenmesinde mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.

    Dilekçi iddialarının kabulü ile ilâmın 4’üncü maddesi ile .....................-liraya ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün kaldırılmasına, karar verildi. Sayıştay: Temyiz Kurulu Kararı Kararın Numarası : 25091  Kararın Tarihi : 13.03.2001

    İsteğin Özeti: ... İlçesi rehberlik araştırma merkezi müdürü olan davacıya, Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ücretli Ders Saatlerine Dair Esaslarda, İlçe rehberlik araştırma merkezi yöneticilerine ek ders ücreti ödeneceği yolunda hüküm yer almadığı gerekçesiyle Aralık 1993-Mayıs 1994 tarihleri arasında ödenen 9.588.000 TL ek ders ücretinin geri alınması işlemi ile ek ders ücreti ödenmemesine ilişkin işlemin iptali ve geriye yönelik olarak ödenmeyen 5.637.000 TL ücretin yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle dava açılmıştır.

    Ankara 1. İdare Mahkemesinin 20.03.1995 günlü, E: 1994/1462, K: 1995/424 sayılı kararıyla; Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ücretli Ders Saatlerine Dair Esasların 3. maddesinin C bendinde, "rehberlik ve araştırma merkezleri yöneticilerine ilgili mevzuat hükümleri ile tesbit edilen inceleme, araştırma, planlama, programlama, eğitim, öğretim ve yönetim görevlerinden haftada 12 saati "zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi" sayılır ve bu görevlerine karşılık ek ders ücreti ödenir." ve 11/b maddesinde ise, il ve ilçe ayırımı yapmaksızın rehberlik ve araştırma merkezlerinde görevli yönetici, rehber öğretmen ve gezici özel eğitim öğretmenlerine 1 saat daha ek ders ücreti ödenir denilmekte, yine ilgili kararın 3/b maddesinde; bakanlık merkez ve taşra teşkilatı görevlilerinden ek ders ücreti ödenecekler arasında "rehber öğretmenler"de sayılmakta ve aynen rehberlik ve araştırma merkezi yöneticilerinde olduğu gibi bu kurumlarda görev yapan rehber öğretmenlere de 12 saat, 11/b maddesiyle de 1 saat olmak üzere toplam 13 saat ek ders ücreti ödeneceğinin yazılı olduğu, her ne kadar 3/c maddesinde, il rehberlik araştırma merkezi yöneticilerinden söz edilmekte ise de; gerek aynı görevin ilçelerde yapılması, gerekse diğer maddelerde il ve ilçe ayırımı yapılmaksızın öğretmenlere ek ders ücreti ödenmesi, ayrıca yine bir ayırım olmaksızın yöneticilere 1 saat daha ek ders ücreti verilmesi şeklinde hükümler karşısında, söz konusu esasların 3/c maddesinde, ilçe rehberlik ve araştırma merkezi yöneticileri yer almadığı gerekçesinden hareketle ödeme yapılmasında isabet görülmediği, bu durumda, öğretmen kadrosunda müdürlük görevini yürüten davacının ek ders ücretinin kesilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiş, bu işlem nedeniyle ödenen 9.588.000 TL ek ders ücretinin geri alınmasına ilişkin işlemin de iptaline karar verilmiştir.

    Davalı idari, ilçe rehberlik ve araştırma merkezi yöneticilerine ek ders ücreti ödeneceğine ilişkin mevzuatta hüküm yer almamasına rağmen mahkemenin yorum yaparak ödenmesine karar verdiğini, böylece yerindelik denetim yaptığını öne sürmekte ve idare mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

    Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.

    Danıştay Tetkik Hakimi D.L.`nin Düşüncesi: İdare mahkemesince verilen karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir neden de bulunmadığından anılan kararın onanması gerektiği düşünülmüştür.

    Danıştay Savcısı S.G.`nin Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp idare mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir.

    Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddiyle idare mahkemesi kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

    Türk milleti adına hüküm veren Danıştay Onikinci Dairesince işin gereği düşünüldü: İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür. Ankara 1. İdare Mahkemesince verilen 20.03.1995 günlü, E: 1994/1462, K: 1995/424 sayılı karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile anılan kararının ONANMASINA, 31.12.1998 tarihinde oybirliği ile karar verildi. DANIŞTAY 12. DAİRE E. 1995/10130 K. 1998/3225

    Davanın Özeti: Kız Meslek Lisesi Teknik Müdür Yardımcısı olan davacı, 12 saatlik yönetim görevine ilave olarak 12 saatlik ek ders görevi toplamı 24 saatlik ücretli ders görevi verilmesi için yaptığı başvurusunun reddine ilişkin 19.04.1993 günlü, 1823 sayılı işlem ile bu işlemin dayanağı olan 09.02.1993 günlü, 93/117-734 sayılı ek ders ücretlerine ilişkin Genelgenin iptalini, 26.02.1993 tarihinden itibaren ödenmeyen ek ders ücretlerinin kendisine ödenmesine karar verilmesini istemektedir.

    Savunmanın Özeti ... Kız Meslek Lisesi Uygulama Anaokulu öğretmeni ve Teknik Müdür Yardımcısı olarak görev yapan davacıya iptali istenilen genelge uyarınca haftada 12 saat zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi ücreti ödendiği, buna ilaveten ayrıca 12 saatlik ek ders görevi ödenmesinin mümkün olmadığı; zira ek ders ücretinin haftada 12 saate kadar ödenebilmesi için anaokulu öğretmeninin ders yükünün haftada 30 saat ve daha fazla olması gerektiği, oysa ilkokul ve kız meslek liseleri uygulama anaokulu ve anasınıfı öğretmenlerine haftada toplam 10-12 saate kadar ücretle ek ders görevi verilebildiği, yani kız meslek lisesi uygulama anaokulu öğretmenlerine hiç bir durumda haftada 12 saatten fazla, ücretle ek ders görevi verilemediğinden dava konusu genelge ile işlemin mevzuata uygun olduğu. bu nedenle davanın reddi gerekeceği yolundadır.

    Danıştay Tetkik Hakimi M.D.`nin Düşüncesi: Milli Eğitim Bakanlığı Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğünün ek ders ücretlerine ilişkin 09.02.1993 günlü, 93/117-734 sayılı Genelgesinin hangi maddesinin veya maddelerinin iptalinin istenildiği dava dilekçesinde açıkca belirtilmediğinden dilekçenin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 3. maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmüştür.

    Danıştay Savcısı S.A.`nın Düşüncesi: Kız Meslek Lisesine bağlı uygulamalı ana okulu öğretmeni olarak atanmış ve daha sonra teknik müdür yardımcısı olarak görevlendirilmiş olan davacı, haftalık 12 saatlik ek ders görev ücreti ödemesine engel hüküm içeren 09.02.1993 günlü 93/117-734 sayılı Bakanlık Genelgesi ile bu genelge uyarınca tesis edilen uygulama işleminin iptali, 26.02.1993 tarihinden itibaren hakkettiği ek ders ücretinin ödenmesi isteğiyle dava açmıştır.

    86/10340 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ücretli Ders Saatlerine Ait Esasların 3 ncü maddesinde, Meslek Lisesi müdür yardımcılarına haftada 12 saat "zorunlu ders niteliğinde yönetim göreiv" karşılığı ek ders ücreti ödeneceğini, 4 ncü maddesi, Kız Meslek Lisesi uygulama anaokullarında görevli öğretmenlerine haftada okutmak zorunda oldukları 18 saatin üzerinde okuttukları her ders saati için "zorunlu ek ders görevi ücreti" alacaklarını öngörmüş, 16 ncı maddede ise, lise müdür yardımcılarına, "zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi" dahil, kendi kurumlarındaki benzer öğretmenlerin haftada alabilecekleri azami ücretli ek ders ücretini dolduruncaya kadar, fiilen derse girmek kaydıyla, ücretle ek ders görevi verilebileceği ifade edilmiştir.

    Sözü edilen Esasların Ek I sayılı listesine ve bu listenin Açıklamalar bölümünün 1/a maddesine göre ise, uygulama ana okulu öğretmenlerine haftalık ders programlarının 30 saat ve daha fazla olanlara haftalık en fazla 12 saat zorunlu ek ders ücreti verilebilecektir.

    Söz konusu hükümler birlikte değerlendirilirse, Davacı ile benzer durumdaki öğretmene zorunlu ek ders ücreti, haftalık ders proğramının 30 saat ve daha fazla olması halinde, 12 saat olarak ödenebilecektir. Esasların 16 ıncı maddesi gereğince, müdür yardımcısına ücretle ek ders ücreti verilebilmesi ise, "zorunlu ders niteliğinde yönetim görev ücreti" dahil olmak üzere, kendi kurumundaki benzer öğretmene ücretle verdirilen ek ders görevi ile sınırlı olup, davacı, yönetim görevi karşılığı olarak haftada 12 saat ek ders ücreti aldığına göre, ücretle ek ders ücretine hak kazanması, ancak, anaokul öğretmeninin haftada 30 saatten fazla ders yükünün olması ile mümkündür. Dosya içindeki bilgilere göre ise, anaokulu öğretmenlerinin ülke genelinde haftada 30 saatten fazla ders yükü bulunmadığı anlaşılmıştır.

    Buna göre, 86/10340 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edilen Esasların, idarenin tüm birimleri arasında uygulama birliğini sağlamak ve uygulamak sırasında ortaya çıkan ayrıntılı durumlara çözüm getirmek amacı ile düzenlenen ve dava dilekçesindeki istemlere göre sadece 10 uncu maddesine karşı dava açıldığı kabul edilen dava konusu genelgenin, sözü edilen 10 uncu maddesinin "Anaokulu öğretmenlerinin müdür yardımcısı olarak görevlendirilmesi durumunda, "ders niteliğinde yönetim görevi" karşılığında 12 saat ücret ödenecek, ayrıca ücretle ders görevi verilmeyecektir" hükmünün anaokulu öğretmenlerinin ders yükünün fiili durumu gözönüne alınarak düzenlendiği anlaşıldığından, hukuka aykırı bulunmadığı gibi, bu genelge esas alınarak tesis edilen işlemde de hukuka aykırılık görülmemiştir.

    Bu nedenle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

    Türk Milleti Adına hüküm veren Danıştay Onikinci Dairesince işin gereği düşünüldü: ... Kız Meslek Lisesinde Uygulama Anaokulu Öğretmeni ve Teknik Müdür Yardımcısı olarak görev yapan davacı, 12 saatlik yönetim görevine ilave olarak 12 saatlik ek ders görevi toplamı 24 saatlik ücretli ders görevi verilmesi için yaptığı başvurusunun reddine ilişkin 19.04.1993 günlü, 1823 sayılı işlem ile bu işlemin dayanağı olan Milli Eğitim Bakanlığı Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğünün 09.02.1993 günlü, 93/117-734 sayılı Genelgesinin iptali, 26.02.1993 tarihinden itibaren ödenmeyen ek ders ücretlerinin kendisine ödenmesine hükmedilmesi istemiyle dava açmıştır.

    Milli Eğitim Bakanlığı Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğünün ek ders ücretlerine ilişkin 09.02.1993 günlü, 93/117-734 sayılı Genelgesinin davacı tarafından hangi maddesinin veya maddelerinin iptalinin istenildiği dava dilekçesinde açıkça belirtilmemiş ise de; dilekçenin, dosyadaki belgelerin ve anılan Genelgenin incelenmesinden, Anaokulu öğretmenlerinin müdür yardımcısı olarak görevlendirilmesi durumunda, "ders niteliğinde yönetim görevi" karşılığında ödenecek 12 saatlik ücret dışında ayrıca ek ders görevi verilmeyeceğini belirleyen 10. maddesinin iptali istenildiği anlaşılmış olduğundan işin esasına geçildi.

    Davacı, 25.01.1986 günlü, 86/10340 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının eki esaslarının 7. maddesinde, mesleki ve teknik liselerin bünyesinde görevli uygulama anaokulları yönetici ve öğretmenlerine; ücretle branşlarında haftada zorunlu 20 saat, isteğe bağlı olarak da 4 saat ek ders görevi verileceğine, 16. maddesinde de, zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi dahil kendi kurumlarındaki benzer öğretmenlerin haftada alabilecekleri azami ücretli ek ders saatini dolduruncaya kadar, fiilen derse girmek kaydıyla ücretle ek ders görevi verilebileceğine işaret edildiği; belirtilen duruma göre mesleki ve teknik liselerin uygulama anaokulları yönetici ve öğretmenlerine haftada zorunlu 20 saat, isteğe bağlı 4 saat toplam 24 saat ders görevi verilebileceği öngörülmüşken, Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğünün 09.02.1993 günlü, 93/117- 734 sayılı Genelgesiyle "ders niteliğinde yönetim görevi" karşılığında verilecek 12 saat ücret dışında ayrıca ücretli ders görevi verilmeyeceği yönünde bir sınırlama getirildiği, bunun da usule ve mevzuata aykırıolduğunu öne sürmektedir.

    657 sayılı Devlet Memurları Kanunu`nun 89. maddesinde "Her derecedeki eğitim ve öğretim kurumları ile Üniversite ve Akademi ( Askeri Akademiler Dahil ), okul kurs ve yaygın eğitim yapan kurumlarda ve benzeri kuruluşlarda öğretmen veya öğretim üyesi bulunmaması halinde öğretmenlere, öğretim üyelerine veya diğer memurlara veyahut açıktan atanacaklara ücret ile ek ders görevi verilebilir.

    Ücretle okutulacak ders saatlerinin sayısı, ders görevi alacakların nitelikleri ve diğer hususlar ilgili Bakalığın teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile tesbit olunur." hükmü yer almıştır.

    Anılan yasa maddesi uyarınca 25.01.1986 günlü, 86/10340 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla tesbit olunan ve 17.03.1986 günlü. 19050 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ücretli Ders Saatlerine Dair Esaslar"ın 3. maddesinin, ( c ) bendinde; lise, meslek lisesi, mesleki ve teknik lise, pratik sanat okulu, akşam kız ve erkek sanat okulundaki müdür, müdür başyardımçısı ve müdür yardımcılarına eğitim, öğretim, rehberlik ve yönetim gibi görevlerinden dolayı haftada 12 saat karşılığı "zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi" ek ders ücreti ödeneceğine işaret edilmiş; 4. maddesinde, Kız Meslek Lisesi uygulama anaokulları ile ilkokullarda görevli öğretmenlerin ( anasınıfı ve kreş öğretmenleri dahil ) aylıkları karşılığı haftada okutmak zorunda oldukları 18 saatin üzerinde okuttukları her ders için, "zorunlu ek ders görevi" ücreti alacakları öngörülmüş, 7. maddesinde de, mesleki ve teknik liselerin atelye ve laboratuvar öğretmenleri ile bu okulların bünyesindeki uygulama anaokulları yönetici ve öğretmenlerine; ücretle branşlarında haftada zorunlu 20 saat, isteğe bağlı da 4 saat atelye, laboratuvar, endüstriyel teorik ders, ek ders görevi olarak verilebileceği; 16. maddesinde ise Lise, Ortaokul, Kız Teknik Öğretim Olgunlaşma Enstitüsü, Pratik Sanat Okulu, Akşam Kız ve Erkek Sanat Okullarında görevli müdür yardımcılarına "zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi" dahil kendi kurullarındaki benzer öğretmenlerin haftada alabilecekleri azami ücretli ek ders saatini dolduruncaya kadar, fiilen derse girmek kaydıyla, ücretle ek ders görevi verilebileceği hükme bağlanmıştır.

    Öte yandan; yukarıda sözü edilen Esasların Ek I sayılı listesinde ve bu listenin açıklamalar bölümünün 1/a. maddesinde, ilkokul ve kız meslek liseleri uygulama anaokulu, anasınıfı, kreş öğretmenlerine haftalık ders programı 30 saat ve daha fazla olanlara, haftalık en fazla "12 saat zorunlu ek ders ücreti" ödenebileceğine işaret edilmiştir.

    Bakılan uyuşmazlıkta; Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Kız Sanat Eğitimi Yüksek Okulu Ev Ekonomisi bölümü çocuk gelişimi ve eğitimi programı ön lisans diplomasına sahip olan ve "uygulamalı anaokulu öğretmeni" olarak ataması yapılan ve halen ... Kız Meslek Lisesinde Teknik Müdür Yardımcısı olarak görev yapan davacı, kendisine haftada 12 saat "zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi" ücreti ödenmesi yanında, buna ilaveten ayrıca 12 saat ücretle ek ders görevi verilerek haftada toplam olarak 24 saatlik ek ders ücreti ödenmesi yolundaki başvurusunun reddine ilişkin işlemin ve dayanağı olan Genelgenin iptali istemiyle dava açmıştır.

    Kız Meslek Liselerine anaokulu öğretmeni olarak ataması yapılan ve bu okuldaki haftalık ders programı 30 saat ve daha fazla olan öğretmenlere, haftada en fazla "12 saat zorunlu ek ders ücreti" ödenebileceği 25.01.1986 günlü, 86/10340 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla tesbit olunan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ücretli Ders Saatlerine Dair Esasların Ek I sayılı listenin açıklamalar bölümünün 1/a. maddesinde belirlenmiş olup, dosyadaki bilgi ve belgelere göre atama kararnamesinde branşı anaokulu öğretmeni olan öğretmenlerin ülke genelinde haftada en az 30 veya daha fazla ders yükü ile yükümlü bulunmadıkları anlaşılmıştır.

    Belirtilenduruma göre, görev yaptığı okulda Teknik Müdür Yardımcısı olarak görevlendirilmesi nedeniyle haftada 12 saat "ders niteliğinde yönetim görevi" karşılığı ücret ödenen davacıya buna ilaveten ayrıca kendisinin ve kurumundaki benzer öğretmenlerin haftada 30 saatten fazla ders yükü ile yükümlü olmaması nedeniyle haftalık 12 saat ücretli ders görevi verilmemesi işleminin ve bunun dayanağı olan Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğünün 09.02.1993 günlü, 93/117- 734 sayılı Genelgesinin 10. maddesinin mevzuata ve sözü edilen 25.01.1986 günlü, 86/10340 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla tesbit olunan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ücretli Ders Saatlerine Dair Esaslarına aykırılığından sözetmeye olanak bulunmamaktadır.

    Bu duruma göre; idarenin takdir yetkisi içinde ve üst norm kurallarına uygun olarak düzenlendiği anlaşılan dava konusu Genelgede mevzuata ve hizmet gereklerine, bu Genelgeye dayalı olarak tesis edilen işlemde de hukuka aykırılık görülmemiştir.

    Açıklanan nedenlerle, yasal dayanaktan yoksun olan davanın reddine, 11.10.1995 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (D.12. DAİRE E. 1995/2077 K. 1995/2055)

      • 41-   Kadrosu bulunmayan göreve vekâlet aylığı ödenemeyeceği Hk. (D.5. D., E. 1967/1169, K. 1970/971).
      1. 42-     Vekil öğretmenlik yapan davacıya, eğitim ve öğretim sınıfında ilkokul öğretmenle­ri için öngörülen derecenin ilk kademe aylığının verilmesi gerekeceği hk.
      1. 43-     Dolu Kadroya Vekaleti 3 Ayı Geçmeyen Davacıya Vekalet Ücreti Verilemeyeceği Ve Boş Kadrolara Ait Görevlerin Ücretsiz Olarak Vekaleten Gördürüleceği Hk.
      1. 44-     Davacıya usulsüz olarak verilen ikinci görev ücretinin geri alınması için bir yargı ka­rarı gerekmediği ancak hatalı ödemelerin yapıldığı tarihten itibaren 60 günlük dava açma süresi geçtikten sonra maaştan kesinti yoluyla geri alınmasına hukukî olanak bulunmadığı hk.
      1. 45- Aynı kurumdan veznedarlık görevine vekâleten atanan memura; vekâlet aylığı ancak vekâlet ettiği veznedarlık görevinin asıl sahibi olan veznedarın, 657 sayılı Yasanın 86. maddesinin 1. fıkrasında sayılan nedenlerden biriyle görevinden geçici olarak ayrılması durumu söz konusu ise ödenebileceği hk.
      1. 46-     Vekâlet aylığının, memurlara her ayın başında peşin olarak ödenen aylıktan farklı bir ödeme olduğu, vekâlet aylığının ödenebilmesi için görevin fiilen yapılması gerektiği hk.
      1. 47- Kendisine Kadastro Müdür yetkisi verilmiş olsa dahi 4`üncü dereceli müdür kad­rosunun olmadığı tespit edildiğinden, adı geçenin 4. üncü dereceli müdür kadrosuna vekâlet ettiğinden bahsetmek mümkün olmadığından, 4`üncü dereceye ait özel hizmet tazminatından yararlanmasının mümkün olmadığı hk.
      1. 48-      1-4 dereceli kadrolara vekalet eden ancak 657 sayılı Kanunun 68`inci maddesi gereği yüksek öğrenim görmüş olma şartına uymayan personele, vekalet edilen göreve ilişkin yan ödeme ve tazminatların ödenmesinin mümkün olmadığı.
      1. 49-     6245 sayılı Harcırah Kanununun 20`nci maddesine göre hastalıkları icabı bu Kanunun 18`inci maddesinde yazılı yerlere bir kimse refakatinde gitmesi gerektiği resmi tabip raporuyla tevsik edilenlere, aile efradından refakat edenlerin Devlet memuru olması halinde, refakat süresince yevmiye ve yol masrafı verilmiş olmasının refakat eden memurun bu süre içinde görevli sayılması sonucunu doğurup doğurmayacağı hususunda Sayıştay görüşü tespitine ilişkin Maliye ve Gümrük Bakanlığı istemi.
      1. 50- Yolluksuz atama emrini tebellüğ etmek, yolluksuz gitmeyi kabul etmek anlamına gelmez. Yeni görev yerine başlama süresi yolluğun verildiği tarihtir.
      1. 51- Yetkili makamın onayına göre aynı ilçe merkezine veya köyden köye atanan memurlara, yeni görev yerleri, ‘Memuriyet mahalli’ dışında olmak koşuluyla sürekli görev yolluğu ödenmesi gerektiğine. (Sayıştay G. K. Kararı 13.11.1986/4585-1 )
      2. 52- Başka bir yere naklen atanan memura, eş ve çocukları nedeniyle yolluk ödenebilmesi için bunların memurun yeni görev yerine birlikte ve aynı zamanda gitmelerinin gerekmediği. (D. 5.D. E.1987/437, K.1987/2082)
      3. 53- Naklen atanan memurların yolluklarının atama emri ile birlikte ödenmesinin zorunlu olduğu, bu zorunluluğa uyulmadan yapılan atama tebligatın usulüne uygun kabul edilemeyeceği. (D.5.D., K:1988/2122)
      4. 54- İlde ikamet edip, görev yaptığı köye gidip gelen davacıya il merkezine atanması üzerine aile ve yer değiştirme masrafı verilemeyeceği, ancak yol masrafı ve yevmiye ödenmesi gerekeceği
      1. 55-     Yurtdışında görevli olan ve yıllık iznini yurtiçinde geçirmekte iken sağlık raporu alan  davacıya, rapor süresince yurtdışı aylığı ödenmeyeceği hk.(Danıştay 12. Daire Esas No:1996/28 Karar No:1998/145)
      2. 56-     a-Tedviren görevlendirilen kişilere vekalet aylığına eşdeğer tutarda bir meblağın ödenmesi gerektiği,
      1. 57-     Mesleki eğitim fakültesi mezunu olan ve kız meslek lisesinde uygulamalı anaokulu öğretmenliği yapan davacıya, milli eğitim bakanlığına bağlı mesleki ve teknik öğretim okullarına atölye, laboratuvar veya meslek dersleri öğretmeni olarak atananlara ödenen özel hizmet tazminatının ödenmesi mümkün değildir.
      1. 58-     Anadolu Lisesinde biyoloji öğretmeni olarak görev yapan davacının, alanında doktora yaptığından bahisle ek ders ücretinin %40 oranında fazla ödenmesi yolundaki başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı davayı; mahkemelerinin 3.12.2001 günlü ara karan üzerine gönderilen bilgi ve belgelerden, davacının yaptığı master ve doktoranın biyoloji bölümüyle ilgili olmadığı anlaşıldığından öğrenim gördüğü Enstitü Müdürlüğü görüşü doğrultusunda ek ders ücretinden zamlı olarak yararlandırmamasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle reddeden Adana 1. idare Mahkemesinin 14.2.2002 gün ve E:2001/52, K:2002/206 sayılı kararının; hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
      1. 59-     A) Döner sermaye işlerinde olağan çalışma saatleri dışında fiilen çalışanlara öğretim günlerinde 3 saatin üzerinde fazla çalışma ücreti ödenemeyeceği,
      1. A) Döner Sermaye işlerinde olağan çalışma saatleri dışında fiilen çalışanlara öğretim günlerinde  günde  3 saatin üzerinde fazla çalışma ücreti ödendiği;
      1. (2) 3 saat endüstriyel ders okutanlara 2 saat,
      2. (3) 9 saat ve daha fazla endüstriyel ders okutanlara 3 saat, olmak üzere   zorunlu  ve   isteğe  bağlı   azami   ek  ders  görevi   dışında   atölye, laboratuvar ve  endüstriyel  teorik  ders,   fiilen derse   girmek  kaydıyla, ücretle ek ders görevi olarak verilebilir.
      1. 60-     Zile İlçesi İlköğretim Okulu Müdür Başyardımcısı iken Milli Eğitim Müdürlüğü görevine tedviren atanan davacının, yapılan teftiş sonucunda haksız yere aldığı belirtilen 773.386.000.- lira tutarındaki ek ders ücretini yasal faiziyle birlikte iade etmesi yönündeki işlem ile bu işlemin dayanağı olan ve ek ders ücretine ilişkin düzenlemeleri içeren Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğünün 9.2.2000 gün ve 2081 sayılı Genelgesinin 2/b maddesinin/tedviren yürüttüğü görev nedeniyle okulundaki asli görevine ait ek ders ücreti ödemelerini alamadığı, asilde aranan koşulları taşıdığı halde tedviren görevlendirilmesi nedeniyle mağdur edildiği ileri sürülerek iptali ile bu işlem nedeniyle maaşından kesilen tutarların yasal faiziyle birlikte Ödenmesi istenilmektedir.
      1. 61-      Ders niteliğinde egzersiz görevi ücreti kurumun ders araç ve gerecinin, makina ve teçhizatının korunması, bakımı ve öğretime hazır halde bulundurulması karşılığı verilmekte olup, ilgili mevzuatta da ders yılı ile bağımlı olarak ödemelere herhangi bir sınırlama getirilmediğinden, okulun öğretime kapalı olduğu dönemlerde müdür ve müdür başyardımcısına ders niteliğinde egzersiz görevi karşılığı ders ücreti ödenebileceği.
      1. 62-     Eğitim kurumlarında görevli müdür ve müdür başyardımcılarına; aylıkları karşılığı okutmaları gereken derslerle hiç derse girmeksizin zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi ve ders niteliğinde egzersiz görevi karşılığında ödenen ders ücreti dışında herhangi bir adla ek ders ücreti ödenmesinin ve ayrı ad altında ayrı ayrı maddelere göre ek ders ücreti ödenmesinin mümkün olmadığı.
      1. a)   Müdür ve müdür başyardımcılarına zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi dışında haftada l O saat.
      2. b)   Yabana dil dersi öğretmenlerine, zorunlu ve isteğe  bağlı  ek ders görevi dışında haftada 10 saat.
      1. 63-     Emekliye ayrılma istemli dilekçelerinde emekliye ayrıldıkları tarih itibariyle ikame ettikleri adresi bildirmiş olmaları nedeniyle kendilerine harcırah ödenmeyen ilgililerin, emekliye ayrıldıkları tarihten itibaren harcırah kanununun 56. maddesinde öngörülen 6 aylık süre içinde adreslerini değiştirmiş olmaları halinde, bu sure içinde idarelerine başvurarak aynı kanunun 10/2. maddesi uyarınca kendilerine harcırah ödenişim isteyebilecekleri ve bu nedenle davalı idarece aksi yönde tesis edilen işlemde hukuka uyarlık, bulunmadığı hk.
      1. 64-     6245 sayılı Harcırah Kanununun 10.maddesinin 2851 sayılı Yasa ile değişik 2.fıkrasında; emekliliğini isteyen veya emekliye sevk olunan yahut haklarında toptan ödeme hükümleri uygulanan memur ve hizmetlilere, Türkiye dahilinde ikamet edecekleri yere kadar ve yalnız bir defaya mahsus   olmak üzere yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafının birlikte ödeneceği;
      1. 65-     Özet : Tedavi amacıyla, usulüne uygun olarak ikamet mahalli dışına gönderilenlere ve refakatçilerine, yol masrafı ve gündelik ödeneceği tık.
      1. 66-     Özet : Davacının ileri sürdüğü savların irdelenmesi için gerekli bilgi ve belgeler getirtilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, salt idarenin savunmasına dayanılarak hüküm kurulmasında hukuki isabet bulunmadığı hk.
      1. 67-  Özet : Sigorta Müfettiş Yardımcısı iken yeterlik sınavında başarılı olan davacının boş kadro bulunmadığı ileri sürülerek müfettişliğe atanmamasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
      1. 68-      Birinci ve ikinci sicil amirlerince verilen ortalama sicil notu arasında 10 puan ve daha fazla fark olması ancak bu farkın sicilin olumlu olan sonucunu değiştirmemesi halinde üçüncü sicil amirinin sicil sonucunu değiştirecek biçimde kanaat belirtemeyeceğini ve not takdiri yapamayacağı
      1. 69-     İptal kararı uyarınca davacıya yapılan ödemelerin "fiilen çalışılmayan döneme ilişkin" olan kısmının, bozma kararı üzerine davanın reddedilmesi halinde idarece geri istenebilir.
      1. 70-      İdarenin, kamu görevlilerince idareye verilen zararın tahsili amacıyla 657 sayılı Kanununun 12. maddesinde belirtilen miktarın üzerinde doğrudan tahsil yoluna gitme olanağı bulunmamaktadır.
      1. 71-     Özet : Kesin hüküm niteliğini kazanan bir yargı kararı, yalnızca hüküm fıkrası itibariyle değil, aynı zamanda gerekçesi itibariyle de bağlayıcıdır.
      1. 72-     Milli Eğitim Bakanlığının onayı ile Öğretmenevi aynı zamanda Akşam Sanat Okulu olarak yeniden örgütlendirilmiş olduğundan, Öğretmenevi Müdür ve Müdür Yardımcılarına, Akşam Sanat Okulu Yöneticileri olarak ek ders ücreti ödenebileceği.
      1. 73-     Eğitim kurumlarında görevli müdür ve müdür başyardımcılarına; aylıkları karşılığı okutmaları gereken derslerle hiç derse girmeksizin zorunlu ders niteliğinde yönetim görevi ve ders niteliğinde egzersiz görevi karşılığında ödenen ders ücreti dışında herhangi bir adla ek ders ücreti ödenmesinin ve aynı ad altında ayrı ayrı maddelere göre ek ders ücreti ödenmesinin mümkün olmadığı.
      1. 74-  Ders niteliğinde egzersiz görevi ücreti kurumun ders araç ve gerecinin, makina ve teçhizatının korunması, bakımı ve öğretime hazır halde bulundurulması karşılığı verilmekte olup, ilgili mevzuatta da ders yılı ile bağımlı olarak ödemelere herhangi bir sınırlama getirilmediğinden, okulun öğretime kapalı olduğu dönemlerde müdür ve müdür başyardımcısına ders niteliğinde egzersiz görevi karşılığı ders ücreti ödenebileceği.
      1. 75-  İl rehberlik araştırma merkezinde yönetici olan kişiye, görevin ilçede yapılması durumunda ek ders ücreti ödeneceği düzenlenmiş olduğundan ve diğer maddelerde il, ilçe ayırımı yapılmadığından ek ders ücretinin ödenmesi gereklidir.
      1. 76-           Anaokulu öğretmenlerinin müdür yardımcısı olarak görevlendirilmesi durumunda yönetim görevi karşılığında 12 saat ders ücreti ödenir, ayrıca ücretle ders görevi verilmez.

       

       

        • 77-      5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 8`inci maddesinin (b) bendi hükmü uyarınca önce valilik emrine verilip, sonra valilikçe asıl görev yapacakları ilçe, bucak veya köylere atanan öğretmenlere ödenecek harcırahın unsurlarından biri olan yer değiştirme masrafının hesabında, kendisi ve harcıraha müstehak olan aile fertlerinin, her biri için, yurt içi gündeliğinin belirli kat tutarında verilecek sabit unsurun her iki atama için de dikkate alınması gerektiği ve içtihadın bu yolda birleştirilmesi hk. (Sayıştay Genel Kurulu: Esas no:1985/3; Karar no: 4497/3)